İnsanoğlu yeniden; evine, ailesine, akrabalarına, komşularına, evrensel ailesine dönmeye başladı. Modern yaşamın insanı, yalnızlığa mahkûm edişine, bir direniş oluştu. Bütün o ruhsal rahatsızlıkların, depresif hastalıkların, işlerinin taçlanmasını tek amaç gören bunalım endekslilerinin derdine çareyi seküler yaşam biçimi çok araştırdı. Eli boş döndü.

Sonunda insanlar, son peygamberin asırlar önce dikkat çektiği noktaya geldi. Anne-baba şefkatinin, kardeş-yeğen sevgisinin, nene-dede, teyze-amca sıcaklığının yerini alabilecek daha etkin bir tedavi ve terapi merkezi bulunamadı. Şimdilerde bağdoku yeniden ele alınmakta. Modern bilimin büyüsüne kapılan insanların burun kıvırdığı; aile, ev, akraba, arkadaş artık iyice anlaşıldı ki, yalnızlıkların, mutsuzlukların, bunalımların tek ilacı.

Kariyerin putlaştırıldığı bu son süreçte insanlar; hayallerinin de ötesinde bulunabilme başarısını gösterdiler. Servet biriktirdiler. İsimleri anıldığında flaşlar patladı. Ne ki çıktıkları yerden, dönüp arkalarına baktıklarında ne kadar yalnız olduklarını gördüler. Seküler hayat onlara geleneksel evi berbat göstermişti. Evliliği, çoluk-çocuğa karışmayı, demode saymıştı. Aile ortamından ne kadar uzaklaşırsa, madde cangılında o kadar kaplanlaşacağını kulağına fısıldamıştı. Akraba ise, sokakta görse tanıyamayacağı yabancılara dönüşmüştü. Ebeveyn ya da evlât özverisi de iyice zayıflamıştı. Merhamet, sevgi, saygı, şefkat, sabır, sadakat silinmişti lügatten. Hızla makineleşmişti insan. Makinenin Allah a, Peygamber e, kitaba da ihtiyacı kalmamıştı. Seküler yaşam, onun için her şeyi tasarlamıştı. İnsan boş tarafa, merkeze taşınıp en değerli fonksiyonlarla kutsanacak, onu mutlu etmek için herşey sınırsızca emrine amade kılınacaktı.

Seküler maya göle çalınmış, ama tutmamıştı. İnsanın elinden görkemli inancının alınması, ahlâkın gereksiz sayılışı, aile bağlarının koparılışı, akrabalarını tanımaya zaman ayıramayışı; ona sadece mutsuzluk vermiş, ruhunda fırtınaların kopmasına neden olmuştu. Seküler adam şefkat dilencisi durumuna düşmüştü. Para isteyebilirler diye kendisini uzak tuttuğu akrabalarının yolunu gözler hale gelmişti.

Sadece batılı adam değildi üstelik resmetmeye çalıştığımız portre. Peygamber öğretisinden uzaklaşan Müslümanlar için de, kesenin şişmesi başat hedef olmuştu. Dini hassasiyetler, yoksulun gözetilmesi unutulmaya dönüşmüştü. Bu yüzden bir kısım Müslümanlar Karunlaşırken, diğer kısmı açlıktan ölmeye başlamıştı. Hatta Hıristiyan ülkeler bile, göstermelik de olsa bu aç insanlar için ne yapabiliriz diye çare ararken, Müslümanların zenginler dünyası arsızca bir görmüyor-duymuyor rolünü ustaca oynayabilmişlerdi. Bunun anlamı, "fakirlerse, ölsünler" demekti. Güçlüler dünyasında onlara yer yoktu. Müslümanlar da seküler yaşama fena halde itibar etmekte idiler. Öyle ya, bu yaşam biçiminde; sadaka, zekât, infaktan bahsedilmiyordur. Karnı kat kat olmuştur tokluktan. Sırt ve ense kalındır. Seküler cennet elinin altındadır. Modern yaşamla işbirliği edip, inancı; sedef çekmecelere kilitlenmişlerdir. Bağ dokuyu kavileştiren aileyi, akrabaları, komşuları görünmez kılmışlardır. Evrensel İslâm ailesinin acılarını keyiflerini bozmadan seyredebilmişlerdir.

Ne ki rahatlarının aslında rahatsızlık olduğunu anlayanlar çıkmıştır. "Yalnızlık yoksulluğu" cana tak ettirmiştir. Yeniden eve, aileye, akrabaya, komşuya kapılar yapmaya dönüş başlamıştır. Seküler insan, son peygamberde olan hazineye yüzünü döndürmüştür. Ensar-muhacirin kardeşliğini bir kez daha hatırlamıştır. Müslümanların evrensel İslâm ailesini oluşturduğunu, hac ve namaz ibadetlerinde yeniden duyumsamıştır. Sadakanın, zekâtın, infakın ruhlara verdiği lezzeti anımsamıştır: "Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin" diyen Peygamberin sözlerini kulaklarına küpe yapmıştır.

Kurban bayramı yaklaşırken, Müslüman coğrafyada, has müminlerin, Pakistan depremi için kurban seferberliği başlatmaları; evrensel aile bağlarının yeniden kuvvetlenmek üzere olduğunu göstermekte. Jenbach da henüz lise birinci sınıf öğrencisi Feyza Ekinci bir kaç arkadaş harçlıklarını biriktirerek gecen yıl kurban kampanyasına katılır. Bu yıl ise küçük Feyza, tek başına kurban kesme kararı alır. Anne-babası, kızım biz katılıyoruz derler ama Feyza, evimizden Pakistanlı kardeşlerimize üç kurban göndersek fena mı olur, der. Bir kumbara alır ve iki aydır harçlıklarını biriktirir. Okulda hamburger yemez, kola içmez, evden bir dilim ekmek götürüp, onunla karnını doyurur. Karlı dağlarda donmak üzere olan kardeşlerine birkaç öğün yemek hazırlamaktır bütün telâşı.Küçük Feyza nın yüreğine sığan evrensel İslâm ailesinin bağları; umarız diğer Müslümanları da uykularından uyandırır. Acıları paylaşmanın mânevî tadını yaşama şansını yakalayabilirler, belki.