İnsanın bedeni maddi dünya ile sınırlı iken ruhu sonsuzluğun bir parçası olarak yaşamaya devam ediyor. Bu iki ayrı bileşenden oluşan insanı diğerlerinden ayıran en temel şey ise sorumluluk sahibi olmasıdır.

“Sokrates, insan varlığının, ruh ile beden ikilisinden meydana geldiğini söylemekte. Ona göre Bu ikilide beden, ruhun bir aleti durumunda. İnsanın aslını ise ruh meydana getiriyor. O ruh, gerçeğin kendisinde gizli olduğu bir cevher... ” ( Sokrates Davası, Yaşar Şahin Anıl, Ara Yayınevi, s. 66 ). Görüldüğü üzere Sokrates, bu savında, bedenin ruhun bir aleti olduğunu belirterek, ruhun önemine vurgu yapmaktadır.

Platon’a göre ise, ruh üç kısımda ele alınıyor. Ruhun zihinsel aktivitesinin işlediği alan yani, akıllı kısmı (logistikon ) ve iki kategoride destekleriyle şekillenen duyusal yönü vardır. Bunlardan biri akla uyum sağlayarak, asil ve güçlü irade eylemini yönlendirerek, iradeyi, Duyusal isteklere, iştahlara götürür. “Bu düşüncesini Platon biri beyaz, öteki yağız, iki atın çektiği arabayı kullanan bir sürücü sembolü ile canlandırmıştır. Burada sürücünün kendisi arabayı kullanan unsur olarak aklı karşılar. Beyaz at asil isteğe, yağız at da maddi isteğe karşılıktır. İşte ruhun yağız kötü atla sembolleştirilen kısmı, arabayı hep aşağılara sürüklemek istediği içindünyada ruhu ideleri görmekten alıkoymuş, onun yeryüzüne düşerek bir vücutla birleşmesine, böylece ruhla bedenden kurulmuş insanın meydana gelmesine sebep olmuştur.”

(Devlet ve İnsan, Aladdin Özdenören, Nehir Yayınları, sayfa, 70).

Rabbimiz kitabında insanın yaradılışından bahseder fakat bununla birlikte onun ruhunu nasıl güzelleştirebileceğinin formüllerini de verir. “Hani Rabbin, Ademoğullarını sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: Ben sizin Rabbiniz değil miyim ” (demişti de) Onlar: Evet (Rabbimizsin), şahit olduk demişlerdi. (Bu) kıyamet günü, (biz bundan habersizdik) dememeniz içindir” (4-167, 168). Bir anlamda herkes bu doğal sözleşmeye imza atmış olarak doğar. İnsanın fıtratı, Rabbini tanımaya ona kulluk yapmaya, onun verdiği sorumlulukları yüklenmeye müsait şekilde yaratılmıştır. İnsana düşen fıtratta mevcut olan bu istidatları ortaya çıkarmaktır.

Tüm diğer varlıklar tek boyutluyken, insan ruh ve beden ikilisinden müteşekkil, iki boyutlu bir yapıya sahiptir. İnsanın ruhsal boyutu, onu öteki varlıklardan ayıran, üstün ve değerli kılan, tarafıdır. Bu üstünlük insanın yüce Yaratıcısına karşı sorumluluklarından ve bu sorumlulukların onu insanileştirmesinden kaynaklanır.