Tetkiklerimi yaptırmak için Eyüp Devlet Hastanesine gittiğimde, hastanenin çok kalabalık olduğunu gördüm. Barkod veren memurların önündeki kuyruk uzayıp gidiyordu. Bu kalabalığı görünce; “hastaneler neden bu kadar kalabalıktı ve neden insanlar iyileşmiyor?” sorusu beynimde dolaşmaya başladı. Sistem üzerinden randevu alıp gelenlerin dışında, randevusuz gelenlere de sıra numarası veriliyordu. Çünkü Cumhurbaşkanı böyle talimat vermişti. Fakat bu talimat doktorların yükünü arttırıyor, artan yük hastaların sağlıklı muayene olmasını engelliyordu. Mevcut doktorların yükünü arttırarak sorunu çözmek mümkün değil. Doktor sayısını arttırarak ancak bu problemi çözebiliriz. Bu talimat tribünlere oynamaktan başka bir şeye yaramayacağını muayene olduğum dâhiliye doktorunun; “Günde 200 hastaya bakıyorum. Bilgisayara bakmaktan gözlerim yoruldu. İnsan mı bakıyoruz, tavuk mu? “ diye serzenişte bulununca daha iyi anladım. Sadece poliklinikler değil, acil servisler de kalabalık. Koruyucu hekimlik sistemi istenilen düzeyde hayata geçirilmiş olsa insanlar bu kadar sık hasta olmazlardı. Fakat öyle bir Türkiye’de yaşıyoruz ki; bir taraftan gıda teröristleri bir taraftan çok uluslu şirketlerin kimyasal ürünleri. Adeta milletin hasta olması için el birliği yapmışçasına çalışmaktadırlar.

2002 yılından beri tek parti yönetiminin olduğu ülkemizde sağlık sorunlarının bitmemesinin nedeni; yapay bir sağlık sistemi oluşturulmuş olduğundan olabilir mi? Televizyonlarda mitinglerde sağlık sisteminden çok iyi bahsedilmektedir. Kanımca sistemin temel sorunu aşırı popülizme ve oy desteği sağlamaya yönelik olmasıdır. Sağlık sistemi büyük ölçüde yüksek bütçe harcamalarına dayalı olan, ekonomik olarak sürdürülebilirliği olmayan, zorlamacı ve yapay bir sistemdir. Popülist sağlık politikalarının ülkeye bedeli yılda 70- 80 Milyar TL’ye ulaşmıştır. Sağlık politikaları oluştururken masa başında değil, sahanın nabzını tutarak oluşturma mecburiyetindeyiz. 200 hasta bakan doktorun söyleyeceği ile bir türlü iyileşmeyen hastanın söyleyecekleri de bu politikaları oluşturmada önem arz etmektedir. Hekimin sosyo-ekonomik seviyesinin, bugün uygulanan ve hastanede daha fazla hasta bakmaya dayandırılan ve bunun sonucunda da geri ödenen performans vb. sistemlerle kalkındırılabilmesi olanaklı değildir. Performanstan para alacağım diye lüzumsuz ameliyatların olmayacağının garantisi de yoktur?

Devlet hastanelerinde ve üniversite hastanelerinde uygulanmaya başlanılan “Döner Sermaye Performans Sistemi”, tamamıyla amacından sapmış; sistemi içinden yiyen ve kemiren bir canavara dönüşmüş durumdadır. Derhal incelenmeli ve yapılan ameliyatlar tetkik edilmelidir.

Bu sistem, sağlık çalışanlarını da yozlaştırmıştır. Çalışanlar, akla hayale gelmeyecek usulsüz uygulamalara sürüklenmekte, hastalar, bu uygulamalardan büyük zararlar görmektedirler. Beni bile bir hafta arayla iki kere anjiyo yaptılar. Bir anjiyoda halledilmesi gerekirken; ikinci kez yapılarak performanstan para alınmıştır. 

2000’li yıllarda gelmesi, mevcut AKP hükümetine şans getirdi. Neden mi? Çünkü teknoloji gelişti, internet ve bilişim devlette kullanılmaya başlandı. Hatırlayınız 2001-2002 yıllarında bizler adsl değil, çevirmeli ağ bağlantısı kullanıyorduk. ADSL’e geçişle birlikte kesintisiz internet ve bilgisayarın kullanılması arttı. Hastanelerden diğer e-devlet uygulamalarına kadar her yerde teknolojinin getirdiği avantaj kullanılır oldu. Yani iktidara kim gelirse gelsin bu teknoloji ve sistem kolaylık sağlayacaktı. Kimse bu değişimin önünde duramazdı.  Sonuç olarak iktidar da bu teknolojiyi kullandı. Gelin görün ki, sağlığın problemleri henüz çözülmedi. Anlayacağınız, sağlıkta devrim falan yapılmış değil.