Son zamanlarda toplum dokumuzu ciddi manada tehdit eden olaylar oluyor. Hayır, terör saldırılarından bahsetmiyorum. Ki en az terör kadar can yakan olaylar meydana geliyor. Terör saldırıları, uluslararası meselelerden dolayı dış güçlerin ülke ve millet bütünlüğümüzü bozma amacı güden çok ciddi tehditlerdir. Her ne kadar içerden ve dışardan işbirlikçileri olsa da bu milletin birliği ve dirliğini bozmaya güçleri yetmeyecektir. Bundan olsa gerek siyasi ve askeri olarak başaramadıklarını toplumda oluşturmaya çalıştıkları doku bozumu sayesinde gerçekleştirmeye uğraşıyorlar. Sözünü edeceğim konuya çok yukardan başladığımın farkındayım. Fakat olan olaylar da durup dururken olmuyor. Sanki bir gizli el kirli bir düğmeye basmış gibi.

Nedir olanlar; birincisi son zamanlarda Türkiye’de, başta İstanbul’da olmak üzere, hırsızlık olayları artmaya başladı. İkincisi, dikkat çekici bir şekilde mafya hesaplaşmaları yaşanıyor. Üçüncüsü kedi köpek meselelerinden kaynaklı kavgalar her gün haberlerde yer alıyor. Bu üç tür olay nerdeyse her gün haber bültenlerinde var. 

On yıl kadar önce kapkaç olayları ayyuka çıkmış durumdaydı. Artık kadınlar neredeyse dışarı çıkamaz hale gelmişti. Toplumu bezdirmişti kapkaççılar. Sonra ne oldu? Kapkaç yapanlar en az otuz yıl hapis cezasıyla cezalandırılınca kapkaç birdenbire durdu. Kapkaççılar otuz yıl hapiste yatmayı göze alamadıkları için bu vakalar nerdeyse hiç yaşanmaz oldu. Neymiş, caydırıcı ceza gerekiyormuş! Kapkaç yaptığı çantadan on lira çıkacak on lira için otuz yıl hapis yatacak. Bunu hiçbir kapkaççı göze alamamış olacak ki olaylar yaşanmaz oldu. Tekrar edelim; kapkaç yapanları devlet affetmemeli; cezaları daha fazla artırmalı.

Hırsızlık olaylarının yaşanmasındaki temel sebep hırsızlık hakkında doğru düzgün yasa olmayışıdır. Ne diyor hırsızlık hakkında kanun; hırsızı yatak odasında yakalarsan müdahale edebilirsin; üstelik arkası dönük olmayacak suratı sana dönük olacak. Başka yerde yakalarsan müdahale etmeyip polis çağıracaksın. Polis çağırdın; diyelim ki polis de geldi yakaladı götürdü. Ki polis gelene kadar hırsız kaçıp gider de diyelim ki yakaladı götürdü. Sonuç; hırsız polisten önce çıkıyor mahkemeden. Neden; kanun böyle emrediyor! Hatta polisler hırsızı hırsızlık yaparken yakalıyorlar mahkemeden hırsız polisten önce çıkıyor yani serbest bırakılıyor. Burada suç polisin mi değil. Hâkimin mi değil. Peki, kimin; devleti yönetenlerin yani devletindir. Neden?

Devletin dahi giremediği özel mülkiyete (evlere) hırsızın girip hırsızlık yapacağı şekilde düzenlenmişse kanunlar, hırsızlık olayları hiç bitmez. Düşünün devletin sivil polisi bir mevzudan dolayı bir vatandaşın evine gittiğinde ilk önce hemen kimliğini gösteriyor öyle giriyor vatandaşın evine. Kanunlarla devletin dahi girmediği evlere hırsız her istediğinde girebiliyor ve cezası da yok. Peki, bu nasıl önlenebilir; kanunla önlenir. Bir vatandaşın evinin kapısını dahi bir kişi zorladığında o kişiye verilen ceza en az otuz yıl hapis cezası olmalıdır. Hırsızın kapıyı pencereyi zorlamasına otuz yıl hapis cezası verilmeli. Eve girdiğinde hiçbir şey çalmamış olsa dahi kırk yıl verilmeli. Bir şey çaldığında ise her çaldığı eşya karşılığında on yıl artırarak hapis cezası verilmelidir. Bu cezalar araba çalındığında otuz yıldan başlayıp arabanın fiyat değerine göre artırılmalıdır. Böyle kanun yapılırsa hırsızlık olayları olur mu, elbette olmayacaktır. Aynı şekilde mafya için de böyle kanun olmalıdır.

Kedi köpek meselelerinden kaynaklı kavgalar ise laiklerin can sıkıntısıdır; insana acımaz ama insanı ısıran hayvana daha fazla acır laikler. Hayvan sevgileri kedi köpekten ibarettir. İnsan sevgileri ise henüz gelişmedi, ama gelişebilir! Her Müslüman, hayvana zulmedilmeyeceğini bilir. Hayvana karşı sosyetik değil merhametli olmak gerekir.

Ülkemizde şeriat kanunları olsa bütün bu sorunların hiçbiri yaşanmaz. Türkiye’de İslam şeriatı uygulanmalıdır. Beşeri yasalardan bir nane olmaz!