Domuz derisinden post, düşmandan dost olmaz" demiş atalarımız ama o atalardan geldiğinden utanan bazı insanlarımız, "Domuz derisinden post olur" dediler, "Düşmandan dost olur" fetvası için de zaman kolluyorlar.

Çok yakın bir zamanda "İnsan derisinden de post olur" fetvasını verecekler. İşte buraya çiziyorum. -

Çünkü "Domuzdan post olur" derken kullandıkları çarpık mantığın içinde bunun fetvası var. Ayrıca dost olmak istedikleri insanlar, insan derisini en değerli kabul ettikleri yerlerde kullanmışlar.

Mesela Fransa nın 1791 Anayasası kitabını insan derisiyle kaplamışlar.

Tarık Zafer Tunaya "İnsan Derisiyle Kaplı Anayasa" isimli kitabından şöyle haber veriyor.

"Paris in şirin müzelerinden birinde, Karnavale de, Fransız İhtilali ne ilişkin eşyaları ve belgeleri seyrediyordum. Gözlerim salonun bir köşesine özenle yerleştirilmiş küçük bir kitaba takıldı. 1791 Anayasası. Fransa nın ilk yazılı anayasası. Biraz daha dikkatle bakınca alt satırdaki şu müthiş cümle beni dondurdu. "İnsan derisi ile kaplanmıştır."

İngilizler onlardan geri kalır mı

Çanakkale Zaferi nin üzerinden 87 yıl geçtikten sonra 2002 yılında Avustralyalı bir aile, evlerinde mumyalanmış bir kafatası olduğunu, dedelerinin Çanakkale den getirdiğini söylemişler ve Avustralya Gaziler Bakanı Danna Vale, Türk toplumuna özürlerini ilettiğini ve Umarım olay ilişkilerimizi etkilemez. Çünkü bu doğru yoldan sapmış bir insanın işi dediğini gazeteler yazmıştı.

İngiliz eğitiminden geçmiş, İngiltere için kanını vermeye hazır hale gelmiş Avustralyalı bir asker, ailesine hediye olarak kestiği bir Türk kafatası götürüyor.

Halbuki, Çanakkale de İngiliz askerleri ile Türk askerleri siperde yakın mesafede savaşırken yaralanan bir İngiliz subayı, şuursuzca siperden öne doğru fırlar ve iki siper arasında çırpınmaya başlar.

Can korkusu nedeniyle İngiliz tarafından yardıma gelen olmayınca Türk tarafından bir Mehmetçik, iki siper arasında kurşun yağmurlarına aldırmadan İngiliz subayının yanına varır, kucağına alır, İngiliz siperlerine varır ve subayı teslim ettikten sonra yine salına salına kendi siperine doğru yürüyünce İngiliz tarafından atılan kurşunlar durur. Çanakkale de destan yazanların mertebeye erdiği yerleri gezenler, Mehmetçiğin kucağında İngiliz subayın anıtını da görürler.

Türk askerleri ve hekimlerin, yaralı düşmanları da tedavi etmeye başladığını gören İngiliz komutan "Bunların iyilikseverliği bizi içimizden vuracak" der ve askerlerin tedavi edildiği yerleri bombalayarak iki taraftan 27 bin yaralının ölmesine sebep olur.

Bunların dedeleri de bunu yaparmış.

1721 senesinde Anthony Askew isminde bir ingiliz doktoru kütüphanesinde bulunan nadir bir anatomi kitabını insan derisi ile cildletmişti. Askew, Yorkshire de büyücülük yaparken yakalanıp idam edilen bir kadının derisini satın almış ve kitabını bununla kaplamıştı.

1790 senesinde gene bir ingiliz doktoru John Hunder bu sefer deri hastalıklarından bahseden bir kitabı nasılsa eline geçirdiği bir ölünün derisi ile cildletmiştir.

1881 senesinde tıp fakültesi talebelerinden biri yalnız "ölüm" den bahseden kitapları toplamakta olan bir arkadaşına yılbaşı hediyesi olarak insan derisi ile cildlettiği Theophile Gautier in "Ölüm Komedyası" isimli eserini vermiştir.

Fakat bu sahada en ileri giden ve eşine ender rastlanır bir cild sahibi olan muhakkak ki Fransız Tıp Fakültesi talebelerinden Aimé Leroy olmuştur. Bu talebe bir gece mezar açarak Şair Delille nin cesedinden deri parçaları çalmış ve bu ölü tarafından tercüme edilmiş olan "Les Georgiques de Virgile" i bu deri parçaları ile kaplatmıştır. Bu kitap 1906 senesinde Aime Leroy un torununun kütüphanesinde elan bulunmaktaydı.

Onlar yapar, onlara hayran olanlar onlara uygun fetva da verirler ama biz, yapamayız. Çünkü bizim örneğimiz sevgili peygamberimiz.

Yönetimi devralan Fransızlar, Anayasalarını muhtemelen, muhalif bir insanın derisiyle kaplarken Bizim sevgili rahmet peygamberimiz hiç kan akıtmadan Mekke yi fethettiği gün, Mekke yi o güne kadar yöneten bütün kâfirler, katiller, zorbalar, zalimler, vurguncular, soyguncular, elleri böğründe, boynu bükük olarak Sevgili peygamberimizin karşısına dikildiklerinde onlara: "Sevgili Peygamberimiz: "Size ne yapmamı bekliyorsunuz " der.

Suçluların başları öne eğik olarak  "Biz seni, babanı, dedeni  tanırız. Baban ve deden kerim/ cömert, iyiliksever adamdı. Senden de o beklenir" derler.

Efendimizde : "Ben de Yusuf kardeşimin dediğini derim. Yusuf, kardeşlerine: "Bugün size kınamak yok. Allah sizi affetsin. O merhamet edenlerin en merhametlisidir." Hepiniz evlerinize gidiniz ve hepiniz hürsünüz." Buyurmuş ve yoluna devam etmiş. Onlardan intikam almakla vaktini zayi etmemiş.

Ölmüş insanlarla hesaplaşılmaz. Yaşayan insanların Cehenneme çıkan yolunu nasıl Cennete çeviririm diye çalışılır.