"Arkadaşları karşılayacağım, çok işim var" diyordu yaşlı adam. Kızı ise kısa kış günlerinde torunlarına bakan babasının, bu uzayan yaz saatinde birden bire huy değiştirmesine bir anlam veremiyordu.
O kadar da önemli işleri haklı gerekçeleri vardı ki oysa, kızın. Aylık gün arkadaşları, hastahanede MR çekimleri, okuldan dönem arkadaşları ile dışarıda yemek, taziye, toplantılar, gelin mübarekleri.... yok, şefkatli ihtiyar; baharla birlikte çok önemli işleri olduğunu söylüyor ve erkenden evden çıkıyor, bütün gün, bir daha yüzünü gören olmuyor, ancak akşam geç vakit eve dönüyordu.
Kızı, sonbaharda da bu kayboluşları anımsıyordu. O zaman da "arkadaşları uğurlamaya" çok önemli işi çıkıyor, yine çocukları bakmaya hiç istekli durmuyordu. Bu işte bir terslik vardı. Camiden grubu olun arkadaşları eğer memleketlerine gideceklerse, bahar aylarında uğurlanmalı, güzün de karşılanmalı idiler. Zira yaşlı aileler, mart ve nisan ayında köylerine gidip toprakla uğraşıyorlardı. Kimi arıcılık yapıp, bal kovanlarının hizmetini görüp, yamaçlara, çiçekli tepelere yerleştiriyorlardı onları. Kimi kışın komşuya emanet ettiği; ineğini, koyununu, keçisini alıp onlarla birlikte özlenen bir köy tatili hayalini gerçekleştiriyordu. Tulum peyniri ve tereyağını kendi elleri ile yapıyorlardı. Toprağı kazıp, şekillendirip, ekip; meyve-sebze yetiştiriyorlardı. Yazın harlı çalışmalar ile bağların üzümlerini sağıp pekmez-pestil hazırlıyorlardı. Patlıcan ve biberleri, bahçelerin ürünlerini kurutup, tarhanaları yapıp öyle dönüyorlardı İstanbul a.
İşte o arkadaşlarının dönüşleri sonbahar, gidişleri ilkbahardı. Babası ise, torunlarını baştan savarcasına, nisanda; "arkadaşları karşılayacağım" diyordu. Kızı kırılmıştı babasına; ancak şifreyi çözdüğünde şaşıp kalakalmıştı. Babasının "arkadaşlar" dediği Bahar ülkesinin mensuplarından başkası değildi. Ağaçlar, çiçekler, çimenler, dağlar, dereler, tepelerdi. Yaşlı ve yorgun adam, Robin Sharma nın; "Ferrari sini satan bilge" gibi kendisini şehrin en uç noktalarında bulabildiği tepelere ve kırlara atıyordu. Elbet Julian Mantle gibi; yedi basamaklı geliri, jeti, özel yolu, mâlikanesi, yarışatları ve rolex i yoktu. Fakat bir yarışatından ve Ferrari den çok daha değerli olan dizleri vardı. Bu dizler, bedenini taşırken vahşî bir tay gibi bazan inatlaşıyor, kapakların kıkırdakları aşındığından müthiş acı veriyor, uzun yürüyüşlerde ıstırabı kat kat artıyordu ama. Bahar krallığının şenlikli festivalini kaçırmayı, daha büyük bir kayıp görüyordu. Bir tümseğe oturup uzun uzun tefekkür ediyordu. Bir sonraki bahara, şu yeşil yorganını doğanın, yüze çekip; uyumakta vardır kaderde. Toprağın üzerinde dolaşan ayakların, toprağın altına inme ihtimali çok fazladır. Bu baharın, göreceği son şenlik olma olasılığı çok kuvvetlidir. Sevgili eşi gideli hayli vakit olmuştur. Yanında yaptırdığı "öte evi", çoktandır onu çağırmaktadır.
Yine de yaşamın nağmeleri yüreğinde kıpır kıpırdır. Özgürlüğün vahasında, henüz zahmetsiz nefes alabildiği için, Yaradana sonsuz şükretmektedir. Çimenler arasından mutlulukla başını kendisine doğru uzatmış bir kır menekşesini süzüp, gülümsemiştir: "Daha bir ay önce neredeydiniz Hangi saklı ülkeden geldiniz Zamanın geldiğini size bildirenin komutu ile, ilâhi uykudan uyanıp, dünyamızı cennete çevirdiniz."
Sonra başını gökyüzüne çevirip tebessüm etmişti. Bu pırıltıda, kâinatın büyüklüğü kadar çok özel teşekkürler vardı. Yüzü kırışık dolu, olgun bir yaşlı gibi dursa da, çocuksu bir tazelikle etrafına şaşarcasına bakıyor. Doğa ile hayran hayran konuşuyordu. Gözlerinin önünde renkleri hiç solmayan çocukluğu oynaşıyordu. Bahar seksen senedir hep böyle güzeldi. Hep böyle çekici ve aklını başından almakta idi. Çiçeklerin neş esi, kuş cıvıltıları, ağaçların raksı karşısında kendinden geçip seyre dalıyordu.
Kalkıp o küçük tepeden aşağı bir çocuk gibi kanatlarını açıp koşmak istiyordu. Dizlerini anımsıyordu. Bir belediye otobüsünün indirimli bileti ile kendisini buraya kadar ucuz ve fazla zahmet duymadan getirebilen dizlerine şükran dolu sözlerle iltifat etti. Sonra saatine bakıp, ayağa kalktı:"Son otobüs kalkmak üzere. Bana müsaade arkadaşlar, evden bırakırlarsa yarın yine gelirim." Ağaçlara, yeni açmış çiçeklere, çimeni tepelere el sallayarak durağa doğru yürüdü.