Her yeni başlangıç insanda yeni umutları da beraberinde getirir. Bunun gibi yeni bir yıla girerken de insan içinde değişim beklentisini ve yeni bir başlangıç arzusunu taşır. Takvim değiştikçe mevcut durumun değişmesini, kötülüklerin geride kalmasını, iyiliğin ve merhametin hâkim olduğu bir dünyanın kapılarının aralanmasını isteriz. Fakat dünya gerçeği genellikle bu iyimser beklentilere cevap vermez. Çünkü yeryüzünde yalnızca insanların iyi niyetlerinden ibaret olmayan, kendi kurdukları sistemin devamlılığını isteyen köklü bir dünya düzeni vardır. Bu düzen; güç dengeleri, ekonomik çıkarlar, askeri ve siyasi üstünlüklerin birbirini beslemesiyle ayakta durur. Dolayısıyla yeni bir sayfa açma arzusu ile mevcut düzenin kendini muhafaza etmesi arasındaki gerilim, çağımızın temel çatışmasını oluşturur.

Bugün dünyaya hâkim olan düzen, basit bir ülkeler arası ilişkiler ağından ziyade, küresel sermayenin ve büyük güçlerin çıkarlarına göre şekillenmiş bir mekanizma gibidir. Uluslararası hukukun, insan haklarının ve evrensel değerlerin dile getirilmesi çoğu zaman söylemde kalır. Ama gerçekte sahada belirleyici olan ise güçlülerin tercihleridir. Güçlü olanın kuralları yazdığı, zayıf olanın ise bu kurallara uymak zorunda bırakıldığı bir yapıdan söz ediyoruz. Bundan dolayı gücü elinde bulunduranlar için bu sistemin devam etmesi temel amaçlarıdır. Bu yüzden kendi koydukları kuralların dışına çıkmakta, kendi belirledikleri ilkeleri terk etmekte bir beis görmezler.

Buna karşın koydukları kurallar ve ilkeler zayıfların ayağına pranga olarak takılmaktan başka bir vazife görmüyor aslında. Mevcut sistem kendini inşa etti edeli aynı sorunla karşı karşıyayız. Güç odakları işgallere, saldırılara ve terörizme başvurarak sundukları mazeretlerle düzenin kurallarını ihlal etmekten geri durmuyorlar. Son olarak, ABD’nin Venezuela devlet başkanına yaptığı operasyonun ne kurallarla ne de ilkelerle açıklanabilir bir tarafı yoktur. Aslında dünya düzeni dedikleri tam da burada görüldüğü üzere bu çarpık zihniyetin hayat bulmuş halidir.

Bu durumu Maduro’nun ülkesini yönetmesindeki tercihinden ve yönteminden bağımsız olarak değerlendirmemiz gerekiyor. Küresel bir sistemin herkesçe kabul edilmiş kural ve ilkeleri varsa buna riayet etmek en zayıfından en güçlüsüne kadar her ülkenin sorumluluğundadır. Çünkü sistemin sürdürülebilirliği bu meşruiyet zemininden geçer. Ancak son zamanlarda görüyoruz ki, bu sistemin mimarları bizzat kendi elleriyle sistemde gedik açıyorlar.

Maduro’ya yönelik bu operasyon Venezuela özelinde gerçekleşmiş gibi görünse de, aslında daha geniş bir mesaj taşıyor. Yani tek bir lideri hedef alan bir hamle olmaktan çok daha fazlası. Bu durum güç odaklarının kendilerine aykırı bulduğu modelleri bastırma refleksinin bir yansımasıdır. Kurulu dünya düzeni kendi dışına taşan, kontrol edemeyeceği ekonomik ve siyasi modelleri tolere etmek istemiyor. Bu nedenle sonuç ne olursa olsun, asıl amaç düzenin mağdurlarına karşı bu tür girişimlerin örnek olma ihtimalini ortadan kaldırmaktır.

Mevcut dünyadan rahatsız olanların iyiliğin ve adaletin hâkim olduğu bir dünya isteğine karşı mevcut dünyanın efendileri kimin nasıl yaşayacağına karar vermek istiyor. Aslında yola çıkarken gerçeklerle yüzleşmeyi ama yine de umudu elden bırakmamayı öğrenmeliyiz. Birlikte inandıktan ve çalıştıktan sonra üstesinden gelinemeyecek güç yoktur. Unutmayalım ki; arzın altında nice Firavun ve Nemrutlar yatmaktadır.