1923 -1950 yılları arasındaki 27 yılı içine alan tek parti hükümetleri döneminde kısa süreliğine açılıp meyve vermeden kapanan birkaç girişim dışında; uzun soluklu ilk İmam Hatip Okulları 1951 yılında açıldı. Halkın aşk ve heyecan noktasına ulaşan talepleri ve dönemin Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri’nin kararlı ve dirayetli tutumu sonucu, 17 Ekim 1951’de 7 adet İmam Hatip Okulu eğitim ve öğretime başladı. İleriki yıllarda yenilerinin de eklendiği bu okullar 1957 - 1958 öğretim yılı sonunda 193 kişi olarak ilk mezunlarını verdi.

Türkiye halkı 27 yıl gibi uzun bir süre manevi açlık yaşamıştı. İmam Hatip okulları’nın açılışı; halk, öğrenci velileri, bu okulların yönetici ve hocaları ve öğrenciler üzerinde büyük bir şevk ve memnuniyet dalgası oluşturdu. Katılımcılık, bu okulların eğitim kalitesini de yükseltti.

Her şeyden önce, bu okullarla ilgili her seviyedeki insanda büyük bir ihlâs ve samimiyet vardı. Hepsi, gücü nispetinde İslâm’ı öğrenmek ve yaşamak istiyordu. Bu okulları bitirip makam ve mevki sahibi olmayı pek aklına getiren yoktu. İslâm’ı öğrenmek ve yeni nesillere öğretmek her şeyin önündeydi. Meselâ; anne babalar, “Çocuğum Allah’ını, Peygamberini, Kitabını öğrensin; belki öldükten sonra bana da bir Fâtiha okur” düşüncesindeydi.

İmam Hatip Okulları, devlet - millet kaynaşmasıyla eğitimde ne kadar güzel sonuçlar elde edileceğinin göstergesi oldu. Halkın teveccüh ve desteği, bu okulların başarılı olması için büyük bir şevk ve heyecanın uyanmasına yol açtı. Halkımızın mânevî duyguları harekete geçti. Bu anlayışla yetişen ilk İmam Hatip nesline büyük hizmetler nasip oldu. Ülkemizin mânevî hayatına büyük katkı sağladılar.

Eğitimde başarı sağlamış ülkelere bakınız! Hepsi; okul, öğretmen, öğrenci, veliler ve halkın aynı hedefe yönelmeleri sonucu bu başarıyı elde etmişlerdir.

İlk İmam Hatipliler

İmam Hatip Okullarına gelen öğrenciler, daha çok ekonomik durumları zayıf veya orta halli ailelerin çocuklarıydı. Daha önce, arzu ettiği nitelikte bir okul bulunmadığı için, şimdi yaşı ilerlemiş olarak okula gelenlerin sayısı hiç de az değildi. Hatta içlerinde evli olanlar bile vardı. Meselâ, zamanın Millî Eğitim Bakanı Tevfik İleri, bir ziyaretinde Vefa’da ahşap bir konakta öğrenim gören İmam Hatipli öğrencilerin olgun yaşta olduğunu görünce şu duygularını paylaşmak ihtiyacını hissetti: “Arkadaşlar, çok dikkatli olalım! Bu okulları doğmadan boğmak isteyenler var. Bunlara karşı uyanık olalım.” (Yeni Nesli İnşa Eden Ȃlimlerimiz, 2. cilt, Sh. 148)

Halkın gözü gibi koruduğu bu okullardan hakikaten olgun ve örnek nesiller yetişti. Bu okulların ilk öğrencileri içinde çok sayıda hafız öğrenci de vardı. Meselâ, İstanbul İmam Hatip Okulu’na 1951’de kayıt yaptıran öğrencilerin yarıdan fazlası hafızlardan oluşuyordu.

İstanbul İmam Hatip Okulu’nun ilk mezunlarından Süleyman Kaya Hocaefendi, o ilk neslin özelliğini şöyle anlatır: “Bu neslin parolası hakka, hukuka riayet etmek, hocalarına saygılı davranmaktır. Hak etmedikleri hiçbir şeye el sürmeme, haramdan kaçınma, kopya çekmeme, doğruluktan ayrılmama başta gelen prensipleridir.” (Bir Neslin Öncüsü Celal Hoca, Hüseyin Yorulmaz, İstanbul, Sh. 160)

İstanbul İmam Hatip Okulu’nun kurucu müdürü Celalettin Ökten, bu okulların dindar ailelere sağladığı eğitim açılımını şöyle anlatır: “Anadolu çocuklarının okumasına biraz da İmam Hatipler çıkış kapısı olmuştur. O zamanın okullarından ve fakültelerinden genellikle tek tip insan yetiştiği için muhafazakâr ve dindar aileler genellikle çocuklarını okutmak istememiştir.” (A.g.e, Sh. 173)

Örnek Nesil

İlk İmam Hatipli öğrencilerdeki ihlâs ve samimiyet, aşk ve heyecan, altın değerinde bir nesil yetiştirilebileceğini gösteren ideal bir örnektir. İstanbul İmam Hatip Okulu’nun ilk mezunlarından olan Prof. Dr. Bekir Topaloğlu, bu örnek nesille ilgili şu hatırasını anlatır: “Yıl 1955. İstanbul İmam Hatip Okulu öğrencileri Vefa’da bugün İlim Yayma Yurdu olarak kullanılan binanın bitişiğindeki ahşap okul binasının bahçesinde oynuyordu. Matematik öğretmeni Rasim Uslugil bahçede dinlenen öğrencileri topladı ve “Çocuklar, bugün öğretmenler kurulu toplantısı yaptık. Size bir tebliğde bulunacağım” dedi ve ekledi: “Hepinizi tebrik ediyoruz.”

Biz arkadaşlarla birbirimize baktık ve merak ettik, “Acaba neden dolayı tebrik ediliyoruz, diye. Ardından Uslugil Hoca tekrar konuştu ve dedi ki: Çocuklar, şu bahçenin kenarında dalları, meyveleri sarkan elma ağaçları var ya. Günlerden beri orada durur. Sizi izliyoruz; bir tanesini bile koparmadınız, biriniz bile ona el sürmediniz. Öğretmenler kurulu bunun için size teşekkür ediyor.”

Biz, o zaman yaklaşık 350 - 400 öğrenciydik. Hiç kimse, dalları bahçemize sarkan o ağacın altında oynadığımız o meyvelerden birini bile koparmayı aklından geçirmedi.” (A.g.e, Sh. 161)

İlk mezunlardan Naim Karaman Hocaefendi de ilk dönem öğretmenlerinin öğrencilerine yaklaşımını şöyle anlatır: “İstanbul İmam Hatip Okulu hocalarımız bize ‘yarınki kurtarıcılar’ olarak bakıyorlardı.” (Yeni Nesli İnşa Eden Ȃlimlerimiz, C. 2, Sh. 161)

Bugün, okul çıkışlarında çok sık gördüğümüz kabalık ve şehvet örneği öğrenciler yerine; edep ve iffet timsali idealist öğrenci örneklerine sahip olmamız milletimiz adına ümit verici. Başta günümüz İmam Hatipleri olmak üzere, bütün okulların milletimizin bünyesine uygun olan bu ideal nesli örnek alması ne kadar da güzel olurdu! Emperyal güçlerin milletimizin mânevî direncini kırmaya çalıştığı günümüzde, buna o kadar ihtiyacımız var ki…