Yine de insaflıdır mahkeme başkanları, hâkimleri. Belli kaideleri vardır suçlularla ilgili. Ağır suçlar için iki kez, çok ağır suçlar için üç kereden fazla işkence yapılmamalı diyerek lütfederler, cadı lehine. Bu arada bu konuyla ilgili kitaplar da yazılır. Kimler cadıdır, cadılar nasıl anlaşılır, onları konuşturmak için hangi işkence yöntemleri kullanılmalı, büyücülerin, cadıların İncil’deki yeri ve dinî hükmü, cadılara karşı yapılması gereken hukuki düzenlemeler gibi konularda önemli bilgiler vermekte, şövalyelere, papaz, rahip, kont ve vikontlara,  dolayısıyla halka. Erkeklere.  Okuyup, bu kitapları bilgilenmeli ve bu doğrultuda cadı kadınları tespit edip, insanlığa faydalı olmalılar. Tam 29 baskı yapan bir kitabın yazarı, bu konuda büyük çalışma ve araştırmalarda bulunan iki müfettiş: “Jacob Sprenger” ve “Henrich Kramer (İnstitoris).” 1487 yılında Papa VII. İnnocent tarafından böyle bir kitap yazmakla görevlendirilen iki müfettiş ve tam 29 baskı. Büyük şehirlerden, Avrupa’nın en ücra köşelerine kadar ulaşarak birçok kesimin başucu kitabı olur. 1487yılından 1669 yılına kadar... Kitabın adı da ilgi çekici, “Büyücülerin Kafasını Ezecek Balyoz.” Veya “ Cadıların Çekici” veya asıl ismiyle; “Malleus Maleficarum”. Diğeri de Saksonya Yüksek Mahkemesi aslî üyesi olan hukukçu Benedikt Carpzov’un kitabı. “Pratica Rerum Crimialium”. Bu da bir hukuk kitabı. Cadılara hemen ceza verilmemeli, ağır suçlar için iki kez, çok ağır suçlar için üç kereden fazla işkence yapılmamalı diyerek lütfeder cadı lehine. O zamanların en adil kitabıdır, Carpzov’un bu kitabı. Buna göre cadılara yapılacak işkence en fazla üç aşamalı olmalı. Birinci aşamada işkence görecek sanığa yani cadıya işkence aletleri gösterilmeli ki tedirgin olup, korkudan dili çözülüp, itiraf etsin cadılığını. İtiraf etmezse; ayak ve elleri ayrı ayrı tahta zemine iple bağlanıp, el ve ayak başparmakları çivilenir, çarmıha gerilir gibi. Sonra el ve ayaklarından farklı yönlere çekilerek gerilmeye başlanır. Çok ağır suçluysa bu defa vücutları korlaşmış odun kömürü parçalarıyla dağlanır. Tırnaklarının üzerine çakılan tahta kamalar ateşe verilir, ta ki tırnaklarını yakana kadar. Ancak bütün bunlar açık suç delilleri olursa yapılmalı yoksa adil bir şekilde hükmedilmemiş olur. En fazla üç kere yapılan bu işkenceye rağmen kadın cadılığını itiraf etmezse serbest bırakılmalıdır. Tabii cadı sağ kalırsa… İşkence kurallarına göre yapılır, üstelik tutanak da tutularak. Ne kadar medenî bir hukuk değil mi Batılıların bu hukuku

Peki, kim bu cadılar   Bu kadar eza cefayı hak edecek ne yaptılar Suçları neydi

Suçları şifalı otlarla şifa dağıtmalarıydı insanlara. O devrin doktorları ki hepsi erkekti, kadınlar asla doktor olamazdı. O devrin erkek doktorlarının dağıtamadığı şifayı bu kadınlar otlarla ilaç yaparak, dağıtınca suçlu oluyorlardı. “Hastayı büyücülükle, sihir yaparak iyileştirdi.  Şeytanla iş birliği içinde.  Bu kadınların  olağanüstü güçleri var.”diye erkek doktorlarca kıskanılıp, suçlanırlardı. Tek suçları,  erkek doktorların iyileştirmeyi başaramadığı hastayı iyileştirmeleri...

Bir kadın doğum yaparken doğum sancısını geçiren ilaç mı yaptı, bu da suç. Bu kadın da suçlu! Çünkü İncil’e muhalefet etti. Âdem’i günaha sürükleyen Havva’ydı. Ve bu yüzden o ve onun nezdinde bütün kadınlar Yehova’nın en ağır lanetine uğradılar: “Allah kadına dedi: Zahmetini ve gebeliğini ziyadesiyle çoğaltacağım, ağrı ile evlat doğuracaksın ve arzun kocana olacak, o da sana hâkim olacaktır.”(Kitabı Mukaddes, Tekvin, 3,4/16) İşte bu emir gereği, kadın doğum yaparken acı çekmeli. Eğer acısını giderecek ilaçlar verilirse Kutsal Kitaba muhalefet etmiş olur bu ilacı veren kişi. Dolayısıyla kâfirdir cadıdır, Yakılmalı! Kadınlara süslenmeyi öğretti, kadınları cazip hale getirdi, bu suçtur!

Verdiği ilaçlarla bir annenin karnındaki bebeği zayii etti bu da yakılma sebebi.

Evinde kurbağa, zehirli ot gibi büyü yapmaya yarayan malzeme mi var, kesin cadıdır.

O mevsim havalar normalin üzerinde mi seyrediyor, yani çok sıcak mı gitmekte Suçlu bu kadın cadılar. İklim büyüsü yaparak iklimi değiştirdiler. Bu yüzden yakılması gerek bu cadıların!

Havalar çok soğuk mu geçti, 1568 yılındaki “küçük buzul çağı”diye adlandırılan zaman gibi Suçlu bu cadılar. Büyü yaptılar kış uzun ve soğuk geçti. Bu cadılar da yakılmalı!

Tarım ürünlerinin fiyatları mı arttı suçlu yine bunlar, kadınlar.

Veba salgını mı oldu kesinlikle bu günahkâr kadınlardır suçlu. Kısacası ayaklarına taş takılsa suçludur kadın cadılar. Gözlerinin üzerinde kaşları varsa yine suçlu bu cadılar yakılmalı!

Yaşlı kadın cadılar, şeytanın kötülük ortakları, bunlar büyücü, bunlar her cumartesi günü süpürgelerine binerek şeytanın başkanlığında yapılan toplantılara katılırlar. Büyücü ve muhabbet tellalıdırlar. Genç kadın cadılar ise şeytanlarla, rahiplerle, siyah kedilerle, soylularla ilişki içindedirler. Onları baştan çıkartmaktadırlar, güzeldirler. Bazıları zengindir, onların mallarını müsadere edebilmek için, cadı suçlaması yapılır  ve bu suçlama sonunda gelen ceza: Yakılmalı!

Komşu kadın, kıskanıp hemcinsini cadılıkla suçlar. Kıskanılıp cadı diye ispiyonlanır. Bir soylu veya papaz kadını çok beğenip elde edemedi, bir yafta asılır boynuna: Cadıdır!

Avrupa’da tam 350yıl (1430-1780)  süren bu cadı avı esnasında kimi araştırmacıya göre elli bin ilâ yüz bin kimilerine göre iki milyon ilâ dört milyon hatta dokuz milyona kadar çıkan öldürülmüş bir insan var. Binlerce, milyonlarca insan binlerce, milyonlarca cadı. Bu öldürülenlerin tahmini yüzde sekseni kadın. Diğer yüzde yirmisi çocuk cadılar ve erkek kâfir veya azılı suçlular. Çoğunluğu kadın olan yüz binlerce, milyonlarca cadı. Avrupalıların sürek avı bereketli geçmiş, milyonlarca cadı avlanıp, ateşin iştahlı ağzına atılmış.

Osmanlı dönemine denk gelen bu yıllarda Osmanlı Avrupa’sında durum neydi merak edip onu da araştırdım. Macaristan ve Polonya’daki Hristiyanlar, cadı avına çıkmak istemişler ama Osmanlı bunlara izin vermemiş. Osmanlı topraklarında kadınları yakamamışlar. Osmanlı yönetimi altındaki Avrupa’da yönetim yakılmalarına hatta yargılanmalarına bile izin verilmemiş. Ama cadı diye niteledikleri kadınları yakamayan bu medenî Hristiyan ahali birleşip, gördükleri yerde kibarca o cadıyı linç etmişlerdir.

O devirlerde Müslüman kadınları ne âlemdeydi biliyor musunuz Peygamber döneminde yani asrısaadette kadının konumunu anlatmaya ne hacet! Aişe validemizden tutun da sahabe hanımlarına kadar hepsi özgür, dini inançlarını yaşayan, okuyan, ilim tahsil eden, savaşlara katılan, toplumda erkeklerle baş başa verip, belli bir düzende değer verilen kadınlardı. Hem dinlerini yaşadılar, hem miras hakkı, seçme hakkı, ilim öğrenme hakkı elde ettiler. Zaman zaman özellikle Peygamberimiz (s.a.v.) sonrası bu haklarından bazen kısıtlamalar olsa da, hiç bir kadın cadı olmadı, yanmadı, yakılmadı. Selçuklu ve Osmanlı’da kadınlar serbestçe yuvalarını yönetip, dinlerini yaşadılar. Şair oldular, gönülleri mest ettiler,  doktor oldular şifa dağıttılar, ilaçlar yaptılar, hemşire oldular, savaşa katıldılar. Yeri geldi fabrikalarda atölyelerde çalıştılar. Vakıflar kurup yönettiler. Gelinleri, kadınları süsleyen kadın, cadı değil, hanımdı. Ticaret yapan kadınlar Müslüman kadınlardı. Yeri geldiğinde erkeğine baş kaldıran, özgürce düşüncesini Peygamberini bile söyleyebilen Müslüman kadın ve Avrupa’daki Medenî- Avrupalı kadın.

Merak ediyorum acaba o devrin Müslüman kadınları Avrupa’da hemcinslerine karşı düzenlenen bu sürek avını görseler ne yaparlardı Avrupalı diğer hemcinsleri gibi erkekleri destekleyip suçlu suçsuz o insanları yakılmasını seyirci mi kalırlardı, yoksa onları Allah rızası için koruyup kollarlar, evlerinde saklarlar mıydı Peki ya Avrupa’daki o cadı kadınlar, onlar Osmanlıdaki hemcinslerinin kendilerine göre çok çok daha özgür ve serbest olduğunu görünce ne yaparlardı İmrenirler miydi hemcinslerine Bir tarafta belli disiplinler içinde ama olabildiğince hür ve özgür Doğulu Müslüman kadınlar, diğer tarafta ise medenî, Batılı Avrupalı yakılan kadınlar, cadılar, cadı kadınlar!

Batı kaynaklı modern korku filmlerine baktığımızda hâlâ bu medenî Batı’nın cadılar, hayaletlerle ilgili konularda filmleri yaptıklarını görmekteyiz. Hatta öyle fantastik filmler çekiliyor ki  -Kuzuların Sessizliği veya Testere filmleri gibi- sanki senaristler 1487 yılında yazılmış olan “Büyücülerin Kafasını Ezecek Balyoz.” gibi cadılara yapılması gereken işkenceleri ayrıntısıyla anlatıp, yer yer de resimleyen o kitaplardan mı esinleniyorlar diye düşünmekten kendimi alamıyorum.

Medeniyetler beşiği (!) Avrupa semalarında; taa 1430’lu yıllardan günümüze kadar, asırlar katederek gelen cadılar uçuyor süpürgeleriyle. Yeryüzünde yakılmış 350 yıllık, dağ gibi ateşten kaçıyorlardı belli ki. Bir ateş ki devasa. Bir ateş ki beklemekte büyük bir iştahla avını. Ateşi fazla bekletmemek için yüzyıllardır yol alan şövalyeler, kontlar vikontlar, papazlar, rahipler, soylular, insanlar. Sürek avıdır bu. Önde can havliyle kaçan cadılar, kadınlar, cadı kadınlar! Arkada onları yakalamaya çalışanlar.

Tepemizden süpürgesine binmiş bir cadı mı geçti ne

Kaynaklar:

•George Duby, Michelle Perrot, Christiane Klmapisch vdğr., Kadınların Tarihi Ortaçağ’ın Sessizliği, çev: Ahmet Fethi , İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür yayınları, 2005, c. II.

•Haydar Akın, Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı, Ankara: Dost Kitabevi Yayınları,2001.

•Kitabı Mukaddes, İstanbul: Kitabı Mukaddes Şirketi,1976, s.3

•Salih Akdemir, “Tarih Boyunca ve Kur’ân-ı Kerîm’de Kadın”, İslâmî Araştırmalar Dergisi, Ankara:…..c.V, Sayı:4, 1991, s.s.260-270.

•Hasan Ali Gökdemir, Hıristiyanlıkta Kadın , [Tez, Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 1994.], s.s.82-84.