Başlangıcı ve sonu görünmeyen bir pazardasınız. Hangi
yana baksanız, menfaatleri üzerinden pazarlık yapan o insan müsveddelerini
görüyorsunuz.
Eşya ve araçların pazarlandığı bir mekânda değil bizzat
menfaatlerin pazarlandığı ve insani ilişkilerin pragmatizme edildiği bir
dünyada yaşıyorsunuz.
Kim olduğunuz değil, ilişkilerinizin karşı tarafa ne
getireceği merkeze alınıyor. Kimse sizin kişiliğinize ya da eylemlerinize
itibar etmiyor, sizin üzerinizden ne kadar menfaat elde edebileceğini hesap
ediyor.
İlişkileriniz değerler üzerinden kabul görmüyor adeta bir
meta gibi pazarlanıyor. Siz ise ister istemez bu pazarın kadim müşterisi
oluyorsunuz.
İlişkileriniz yeni bir hal alıyor ve iki çizgi arasında
kalıyorsunuz. Bu çizgiyi aşağıdakiler ve yukarıdakiler, ezilenler ve ezenler,
sömürenler ve sömürülenler belirliyor.
Ne kadar insan olduğunuzun, hayata neler kattığınızın,
neler ürettiğinizin, insanlık namına neler hayal ettiğinizin; bilgi tecrübe,
erdem iyilik gibi değerlere sahip olmanız hiç önemi yok.
Cebinizde ne varsa buna göre ağırlanıyor ve değer elde
ediyorsunuz.
İlişkiler pazarında insanlığınızla değil gücünüzle
konumlandırılıyorsunuz. Eğer cebiniz dolu ise cömertlikte zayıf olsanız dahi
çevreniz kuşatılıyor ve siz pazarın en cazip kişisi oluveriyorsunuz. Bu sahte
sevgilerin büyüsüne kapılıp, olduğunuz yerde kasılıyor ve pazarın gözdesi
olmaya devam ediyorsunuz.
Farkında mısınız, ilişkilerin pazarlandığı ve
menfaatlerin merkeze alındığı bir pazardasınız. Neye sahipsiniz onu
pazarlamanın derdindesiniz.
Bilgi, tecrübe, para mevki ne varsa satılığa çıkarıyor ve
bu pazarın parçası haline geliyorsunuz. Dünya üzerinde zenginsiniz, sözünüzün
geçerliliği var fakat bu gülüşlerin sahte olduğunu aslında siz de hissediyor ve
mutlu olamıyorsunuz.
Hayat bir şantiye ve bitmek bilmeyen bir alışverişin
içindeyiz.
Ancak günümüz insanı bir tebessümü daha satılığa
çıkararak bu alış verişi tek boyuta indirgiyor. Oysa insan alan ve aldığı kadar
da veren bir varlıktır. Yani iki boyutludur.