Nureddin Mahmud:
“Ya Rabbim, zaferi Mahmud’a değil İslâm’a nasip et. Mahmud köpeği kim ki, zaferi hak etsin!”
Selahaddin Yusuf’tan, Şam da saray yapan hazine dairesi vekili Safiy bin Kabid’e:
“Biz Şam’da oturmak için yaratılmadık. Biz ibadet ve Allah yolunda cihat için yaratıldık.”
Biri İslam birliğini kurup hedefleri belirleyen adam. Diğeri ise hedefe ulaşıp bayrağı surlara diken adam. Hedef aynı olunca hayat da aynı oluyor haliyle. Hakikaten insanı hayrete düşüren bir benzerlik var ikisinde de. Siyasetleri, yönetimleri, uygulamaları vs. tamam da insanın huyu suyu karakteri dahi bu kadar benzer mi birbirine diyor insan. Hal böyle olunca da tarihte nadir görülen bir süper ikili manzarası çıkıyor karşımıza. Şurası açık ki kolay kolay herkese nasip olmadı bu adamların kardeşliği. Onlar hem işte hem fikirde hem eylemde hem söylemde ve hem de karakterde birbirleri ile aynı insanlardı. Ve büyük kader onları bir araya getirerek tarihlere kalıcı bir iz bırakmıştı. Nureddin, kimsenin olmadığı yerde ortaya atılarak ben varım diyen kurucu lider olmuştu. Ve kuruluşu da tamamlamıştı. Peki ya sonrası…
Türk ve İslam tarihi büyük kuruluşlardan sonra gelen yıkıntı ve hüsranlarla doludur. İşte sonrasında Allah’ın bir lütfu ile Nureddin’den sonra öğrencisi Selahaddin bayrağı devralmıştı. Selahattin, Nurettin Zengin’in hayallerini gerçekleştiren öğrencisiydi. Eğer o olmasaydı Zengin’in devleti şahsi hırs sahibi devlet adamları tarafından üç kuruşluk siyasi hesaplar uğruna dağıtılacak, birlik bozulacak güç kaybedilecek ve tüm kazanımlar kaybedilecekti. Dolayısıyla İslam Birliği kurulamayacak ve Kudüs kurtarılamayacaktı. İşte Allah, Zengi ye Selahattin gibi bir öğrenci nasip etti ve Selahattin, tesbihin dağılmasını engelleyerek imame görevini en iyi şekilde yaptı ve hem İslam tarihi hem de dünya tarihi için çok büyük işleri başarmış oldu.
NUREDDİN VE SELAHADDİN’DE İSLAM BİRLİĞİ ANLAYIŞI
Nureddin, ilk ve en temel çalışmanın İslam birliği kurmak olduğunu anlamıştı. Çünkü birlik olmadan zafer gelmezdi. Gelse bile kalıcı olmayacağını tarih birçok defa öğretmişti. Esasında işgal de birlik dağılınca yaşanmıştı. Ve yine karşıt birlik yani Hristiyan Batı birliği de İslam birliğinin dağılması üzerine kurulmuştu. İşte zeki Nureddin, tüm bunları çok iyi bir şekilde idrak etmişti. O, sadece askeri alanda zafer kazanmakla kalmıyor bunun yanında sürekli insan kazanıyordu. Kim ve hangi milletten olursa olsun insan kazanıyordu. Kavmiyetçilik gibi bir zehre asla bulaşmamıştı. Bu zehrin İslam birliğine karşı en büyük düşman olduğunu gayet iyi biliyordu. En çok güvendiği ve en önemli hedef olan Mısır’ın fethi için gönderdiği aile Kürt kökenli Eyyubi ailesi olmuştu mesela.
Zaten Selahaddin’i kendisinden sonraki adam olarak yetiştirmesi de her şeyi açıklıyor. Selahaddin ise Diyarbakır’ı aldığı zaman yanındaki Kürt liderlerin itirazına rağmen burayı Türk komutanlara vermişti. Dostluk ve kardeşlik bunu gerektirir demişti.
İslam liderleri ile zıtlaşma yoluna hiç gitmediler. Onlara hep ikna metodu ile yaklaşmışlardı. Tabi ki bazen zor kullanmak gerektiğinde bundan da asla geri durmadılar.
Sonuçta herkes konuşarak ikna edilemiyor. Bu konuda ikisinin de Anadolu Selçukluları ile ilişkileri manidardır.