II. Abdülhamit Han döneminde göç hareketliliklerinin siyasi, sosyal ve ekonomik açılardan önemli bir politik enstrüman olarak değerlendirildiği bilinmektedir. Anadolu’da Müslüman nüfusun korunmasını oldukça önemli gören II. Abdülhamit, bu nedenle Balkanlardan Anadolu’ya Müslüman nüfusun göçünü planlamıştır.
Bu da tarihin bir cilvesi olsa gerek. Bir dönem Osmanlı’nın sınırlarının genişlemesi için iskân ettirilenler, bu kez ise Osmanlı’nın içe doğru dönüşünde vazifelendiriliyor.
Osmanlı’nın son döneminde göçün iktisadi hayata etkisine yönelik araştırmalar net bir şekilde göstermektedir ki, göçmenlerin varlığı tarım, sanayi ve ticaret sahalarında kaldıraç görevi görmüş ve daralan Osmanlı ekonomisini rahatlatıcı etkide bulunmuştur.
Örneğin metruk halde bulunan, tarım yapılmayan arazilere göçmenler iskân ettirilmiş, tarımsal faaliyetlerde bulunmaları salık verilmiştir. Tahsis edilen arazilere üç yıl işlenmediği takdirde el konulacağı kararının alınmasıyla bir yandan göçmenler çalışmaya, yani üretime zorlanmış, diğer yandan ise hem göçmenlerin ekonomiye olan yükü hafifletilmiş hem de Osmanlı’nın gelirleri artırılmıştır.
Örneğin 1897 yılında Ankara vilayetinde ekilen arazi miktarı 1.274.225 dönüm iken 1909 yılına gelindiğinde ise bu oran 6.207.832 dönüme çıkmıştır. Sadece on iki yıl gibi kısa bir sürede ve devletin en zorlu günlerinde ekilen tarım arazilerinde yaşanan artış bu politikanın ne denli etkide bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Göçmenlerin yerli halka göre tarım ve hayvancılıkta daha tecrübeli olmasından kaynaklı olarak, yerli halkın öküz ve saban kullanarak yaptığı tarımsal faaliyetleri at ve saban aracılığıyla yapmaları göçmenlere daha kısa sürede daha fazla tarımsal alanın işlenmesi imkanı vermiştir. Aynı zamanda atların tarım dışında da arabaya koşulması, yani at arabasının ticari bir araç gibi kullanılması tarımsal üretimin iç pazarda satışa sunulması noktasında talepleri artırmıştır.
II. Abdülhamit Han ile özdeşleşen demiryolu hattı açısından da göçmenlerin önemli misyon yüklendiği bilinmektedir. II. Abdülhamit Han’ın emriyle demiryolu hattının geçtiği yerlere göçmenler iskân ettirilmiştir. Örneğin Kafkasya’dan göç eden Çerkezlerin bir kısmının Güney Suriye’ye bir kısmının da Halep bölgesine yerleştirilmesi bu döneme denk gelmektedir. Bu sayede hem demiryolu hattının güvenliğinin sağlanması hedeflenirken hem de iktisadi faaliyetlerin önünde engel teşkil eden lojistik sorunu ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda göçmenler tam da hedeflendiği gibi demiryolu hatlarının güvenliğini sağlamakla birlikte aynı zamanda bu bölgeleri bayındır hale getirmişlerdir. Anadolu demiryolu hatlarında da başta Ankara olmak üzere benzeri olumlu gelişmelerin yaşandığı raporlara da yansımaktadır.
Ciddi düzeyde ticari kabiliyete sahip olduğu bilinen Tatarların arıcılık, bağcılık ve balıkçılık ile ilgili tecrübelerinden istifade edilerek ticarete ivme kazandırıldığı bilinirken, hakeza madencilik konusunda tecrübe sahibi Balkanlardan gelen Karadağlılar da Osmanlı’nın sahip olduğu kömür rezervlerinin bulunduğu bölgelerde iskân ettirilmiştir.
Dile getirilen bu örnekler, göçmenlerin, geldikleri ülkede doğru ve yerinde politikalar ile iskân ettirilmesi durumunda ne denli yararlı olabileceğini göstermektedir. Buna mukabil göçmenlerin gelişi çeşitli olumsuzluklara da sebebiyet vermedi mi? Elbette verdi. Nitekim kâğıt üzerinde kurgulanan göç politikasının pratikte sağlıklı bir şekilde tatbiki ve takibi sağlanmadığında göçmenlerin sosyal, siyasi ve iktisadi dengeleri alt üst eden sonuçlara neden olacağı da görülmüştür.
Bu yüzdendir ki, sorun göçün kendisi değil yönetilemeyişidir diyoruz.
Not: Dr. Uğur Bozkurt tarafından “II. Abdülhamit Dönemi Göç Hareketlerinin İktisadi Hayata Yansımaları” başlığıyla 2021 yılında hazırlanan ve Ekim 2023’te Beyan Yayınları'ndan aynı adla kitaplaştırılan doktora tezi ile döneme ışık tutan bilgi ve belgeler ortaya konuluyor. Yukarıda verilen bilgilerden daha fazlası için kitabı tavsiye ediyorum.