Modernizmin katı gerekçeleri Ramazan ın efsûnunu söndürmeye çabalasa da; muazzam ışığını kesmeye güç yetirememekte.
Akşam vakitleri, iftara bir-iki saat kala çarşı pazar ne kadar da hareketli. İşdönüşü kadınlar, erkekler en yakın marketlere uğrayıp, az-çok evlerinin ihtiyacını görmekteler. Modernizm kadını evinden koparıp iş hayatına vursa da; geleneğin büyüsü kolay kolay terkedilemiyor. Akşam üzeri bir canlılıktır yaşanıyor, alış veriş yerlerinde. Modern bayanlar, ellerine yoğurt tepsilerini, pidelerini alıp, iftar telâşı ile evlerine yollanıyorlar.
Yakın geçmişin "Ramazan ı karşılama" hazırlıkları, çalışan bayanlar da fazla revaç görmese de hâlâ Anadolu da ve İstanbul da yaşatılmakta. Sadece ansiklopediler yazmamakta evlerde "Ramazan temizliği" yapıldığını. Bugün hâlâ bir telâştır almakta titiz hanımları. Artık ovulup parlatılacak araç gereç kalmasa da. Kalaycıya gönderilecek bakır kaplar olmasa da. Misafirlere serilecek sofra şilteleri yerinde durmasa da. Günümüzün bayanları da; gündelik hayatta kullanılmayan kaşıklarını, tabaklarını, kaselerini, kahve fincanlarını bir kez daha elden geçirdiler. Gerçi şurup bardaklarına artık kola doldurulmakta. Abanoz, gümüş, fakfon tepsiler çoktan unutulmuş. El işlemeli sofra yaygılarını, peşkirleri, elbezlerini, el ve ayak havlularının inceliğini yeni nesil hiç tanımamakta. Mum ışığında göz nuru ile nakışlanmış peşkirlerde kaynayan hayatı, umutları, özlemleri nasıl anlayabilir ki son kuşak.
Zengin, yoksul, orta halli bütün Müslümanların gufran ayı (bağış ayı) olan Ramazanla çok özel ilgileri, hatıraları vardı. İftar ve sahur için gerekli gıdaların topluca alınmasına, "ramazan masrafı görmek" denirdi. Durumu iyi olan aileler, yalnız kendileri için "ramazan masrafı" görmez; yakınları, mahallenin yoksulları, bekârları, dulları içinde, "ramazan masrafını" seve seve karşılarlardı. Ramazan dan bir hafta önce gönderilen "Ramazan masrafı" günümüz "Ramazan kumanya"larına göre oldukça geniş ve zengin tutulmuş bir çerçevede idi. Yoksullar için sadece "fitre" ile iktifa edilmez, zekâtlar ve sadakalar ile herkesin yüzü güldürülmeye çalışılırdı.
Bir "bereket ayı" olarak yorumlanan Ramazan için kadınlar yiyecek olarak, günlerce önceden kolları sıvar; reçel, şurup, pekmez kaynatır, erişte, mantı, makarna, tarhana yapımı ile aile bütçesine katkıda bulunmakla kalmaz, yiyeceklerin doğal ortamda hazırlanması gibi sağlık açısından da bir kazanım elde ederlerdi. Bu güzel gelenek bugün hâlâ Anadolu da sürdürülmekte. Özellikle eylül ve ekim aylarında kuşburnu ve armut reçelleri, üzüm ve dut pekmezleri ile hem evlerinin ihtiyacını karşılayan kadınlar, hem de semt pazarlarında bunları satarak ev ekonomisine önemli bir katkıda bulunmaktadırlar. Güzel geleneklerin yaşatılması İstanbul ve Anadolu ile de sınırlı değil. Geçen yıl Ramazan ayında birkaç gün bulunduğum, Strazburg da âdeta capcanlı bir Anadolu ile karşılaştım. İftarlar, sahurlar, amin alayları, mukabeleler, dualar, sohbetler. Hatta "Ansy" de evinde kaldığım Fazilet Demirbaş ın tahta yer sofrasında açtığı "yufka" ekmekleri alıp trende iftar ettim. Bu güzel anıları paylaştığım "Essen" Camii kadınları, Türkiye ye uçtuğum gün mayalı ekmekleri sac üzerinde pişirip havaalanına getirdiler. O kıymetli hediyeyi alıp İstanbul a geldiğimde ne kadar mutlu bir iftar etmiştim.
Geleneklerimiz sac ekmeği kadar güzel ve onurlu. Bir iftar yakını saatte bakıyorum da iki yaşlı amca, ellerindeki küçük poşetlerle bir çocuk kadar sevinçli evlerine gidiyorlar. Birbirlerine eskinin "sadeyağ"larını tulum peynirlerini anlatıyorlar. Yaşlılar ve çocuklar ne kadar da birbirlerine benziyorlar böyle. Evinde yoğurt yapacak zamanı olmasa da, iş dönüşü çalışan kadın, nasıl huzurlu küçük yoğurt tepsisini almış mutlulukla evine koşturmakta. Genç taksi şoförü, Ramazan öncesi Kars a gittiğini anlatıyor. "Ramazan masrafını, ucuz ve lezzetli olan memleketinin ürünlerinden görmüş. Hepsinin yüzlerinde bağış ve bereket ayının huzur ve mutluluğu. Bir masal âleminde gibi iftar ve sahur şehirleri arasında mekik dokuyorlar. Yoksulu da, orta hallisi de oruçtan çok memnunlar.