Zamana yayılmış problemler yumağına dolanmadan hızlı, çabuk çözümler isteniyor. Bu yüzden her şeyi mâkuliyet çizgisinin dışında ne varsa onu alıp makulleştirmek gibi bir sürecin içerisinde hiçbir üretime katkıda bulunmadan sadece çürümeye seyirci kalıp onu normal kabul etmek; kurumlar için en kolay yol oluyor. Bu yüzden tek bir sığ çizgiye sıkışmanın acı görüntüsünü ortadan kaldıracak köklü çözümler yerine tek seferde her şeyi onaracak ve bugün yozlaşmış, akıl ve izandan yoksun bir çizgiye paralel çözümler isteniyor.

Onun için herkes her yerde içeriye doğru ve ağzının içinde geveleye geveleye konuşuyor ve iş tutuyor. Hiçbir zahmete girmeden, çabalamadan, emek vermeden dışarıdan esen rüzgârlardan birine tutunarak dertlerden ve dert edindiklerinden kurtulmak gibi bir beklenti var. Kurumların bakış açısının tam olarak eleştirdiklerine dönüşmüş olması yirmi yıllık erozyonun bir yansıması olarak görülmeli. Kurumların siyaset kurumunu güçlendirmek yerine siyaset kurumuna karşı durması elbette en çok zihinsel karmaşadan beslenen iktidarın, bir de bu durumlardan nemalanan heveskârların işine gelmektedir.

Bu nedenle kelimelerin arkasından dolanarak söylemin kavurucu ama etkisiz köşelerinden hiçbir kimseyi incitmeden hem dışarıya uyumlu hem de içeride çok fazla göze batmadan yol tutmak gibi bir model geliştirilerek adeta iktidar destekçileri ile aynı hizadan hareket etmek bu son süreçte moda oldu. Toplumun korkularına basarak merkezi itibarsızlaştırmak gibi bir usulsüzlük de bu konjonktürün hediyesi olarak hayatımıza girmiş oldu. Herkesin bu süreçte fark ettiği önemli bir durum ise kurumların giderek nitelik kaybıdır. Bir kurumun niteliğini belirleyen temel şey nedir? Bir kurumun niteliğini belirleyen şey ne kapısındaki tabelada ne yazdığı ne de yöneticilerinin ne söylediğidir, daha ziyade bu kurumların ne yaptıkları ve bu yaptıklarının neye faydası olduğudur. Sloganlar, hamaset, vaazlar bu niteliği göstermediği gibi içeriksizliğin de yansımasıdır. İstikamet sözle ölçülen bir şey olmadığı gibi, sadakatte sabitlik değildir. Onun için bir ifadeyi güçlendiren en önemli etmen eylemlerdir. Nitelik ise hedefe uygun hareket etmek ve ona göre üretimde bulunmaktır. Yoksa boşa dönen bir dişlinin hiçbir şeye faydası yoktur. Mesele dişlinin dönmesi değil döndükçe ne ürettiğidir.

Eğer ana merkez ile uyumlu hareket etmekten kurumlar imtina ediyorsa, kendilerini ne kadar hareketin tanımları ile tanımlarlarsa tanımlasınlar burada büyük bir doku uyumsuzluğu ve boşluk vardır. Bu da hareketin siyasal, sosyal açıdan ivmelenmesinin önündeki en büyük problemdir. Bu problem ambara darı taşımak yerine ambardaki darıyı kurtlandırmaktadır. Samimiyeti öldürdüğü gibi insanlar arasına şüphe, öfke ve nefret tohumu ekmektedir. Yani zehir kovaları her yere saçılarak, tılsımın bozulmasına sebep olunmaktadır. Bu noktada kurumların neye yaradığını sorgulamak gerekir. Varlık sebepleri ile mevcudiyetleri arasındaki uyumluluğu ölçmek gerekir. Emanet ve emniyet yol için önemli iki değerdir. Şayet bu iki değer aşınıyorsa yolculukta selamet bulunamaz.

Köklü hareketlerin hafızası olur. Bir yapıyı çürümeye ve yok olmaya hafızasızlık götürür. Bundan daha kötüsü hafızayı bulandırmak, idrak noktalarını karmaşıklaştırmak ise yıkıma sebep olur. Bu yıkım kurumlara ait bir yıkım olmaz, zihinsel bir yıkım olur ki işte onun tedavisi pek mümkün olmaz. Bu nedenle hareketler kendi hafızalarını güçlü tutmak ve bu nevi bulanıklıklara meydan vermemekle yükümlüdürler. Dağınıklığı toparlamak, yeknesak bir hale gelmek ve aynı noktaları işaretlemek zaruri bir durumdur. İdrak yollarında oluşan her türlü enfeksiyonu tedavi etmek ve yol almak gerekir. İçinden geçilen süreci doğru algılamak, gidişatı doğru okumak ve uyumlu olmak ilk adım olabilir. Şunu unutmamak gerekir, bugün herkes ihtiyaç halinde kendini “Millî Görüşçü” olarak ifade edebiliyor ancak mesele Saadet’e gelince işin rengi değişiyor. Onun için Saadet’li olmak bedel ödemektir. Saadet’siz Millî Görüş’çülük ancak kendilerini “eski” olarak ifade eden zümrenin nostaljik fantezisidir. Saadet esastır, gerisi tafsilattır. Hoşça bakın zatınıza…