Huzurla mutluluk arasında ince bir nüans vardır. Yani,

mutluluk, sahip olduğumuz dünyevi imkânlar ile de ilişkili olurken huzur gönül

ülkesinde doğup gelişen ve kalbi olarak kişiye iyilik hali veren bir durumdur.

O yüzden huzur daha ziyade teslimiyet gösteren kimselerin ülkesinde yeşerirken

mutluluğun bir ayağı daima heveslerimize uzanır. Mesela bir kişinin her şeye

sahibim, evimi arabamı değiştirdim, yıllardır görmediğim bir arkadaşımla

karşılaştım o yüzden çok mutluyum dediğini işitirsiniz. Çünkü mutluluk sahip

olduklarımızla orantılı olarak artar ya da azalır. Huzur ise daha çok iç

dünyamızda olup biten bir şeydir ve maneviyatımızla da alakalıdır. Mesela bir

kişinin ibadetlerimi yaptım, sorumluluklarımı yerine getirdim, faydalı şeyler

yaptım huzurluyum dediğini görürsünüz. Bu kimse ebediyete kadar uzanabilen bir

huzur arayışındadır çünkü

Bugün insanlarımız, geçici mutluluklar peşinde koşuyor ve

bütün hayallerini bunun üzerine bina ediyorlar. Huzur ise hakikatten

beslendiğinden, pek az kimsenin peşinde koştuğu ve elde edebileceği bir şeydir.

Çünkü huzur un bir yüzü inanç, ibadet, teslimiyet,

tevekkül, iyilik ve erdemlere bakar. Vicdanınız, aklınız ve gönlünüzü ikna

etmiş ve iyilerin safında yer tutmuşsanız huzuru yakalayabilirsiniz. Ama,

ihtiras, isyan, hased, yalan, haksızlık ve kötülüğün olduğu yerde huzurdan

bahsedemezsiniz. O yüzden iyilerin, küçük şeylerle de huzuru yakaladıklarını ve

kendilerini iyi hissettiklerini görürsünüz.

Kötülüğün tezahürleri mutsuzluk ve iç sıkıntısıdır.

İyilikler ise kişiye huzur ve iç rahatlığı verir. O yüzden iyilerin, bakış

açıları yaşam tarzları insana ve eşyaya verdikleri anlamlar çok daha farklıdır.

Çünkü onlar olaylara doğru tarafından bakabilmektedirler.