İnsanoğlu doğumla ölüm arasında geçen o kısacık ömründe
kendisine acı veren şeylerden hep kaçar. Fakat acı ve neşe insanın değişmez
kaderidir, hangi mekâna, hangi ortama giderse gitsin acı hep peşindedir. Her
insanın payına düşen bir miktar acı vardır ve ne yaparsak yapalım acıdan kaçma
şansına sahip değiliz. Yalnızlık, acı ve ölümle akrabayız. O yüzden bütün
imkânlarımızı ortaya koysak dahi hüzünle yolumuz bir yerde mutlaka kesişir.
Büyüklerimizin de dediği gibi acı tercih edilmeyen bir dosttur dostumuzla
bağlarımızı nasıl koparamıyorsak acı ile de bağlarımızı koparma şansına sahip
değiliz.
Acı her insan için bir imtihan vesilesidir. Eğer
hayatımıza kıyıdan da olsa bir miktar acı sızmışsa, bütün yaşamımız alt üst
olur. Hayattan çekilir ve kendi dünyamıza kaçarız. Acıya alışma sürecinde
yalnızlığa çekilir, hiçbir uyarana tahammül edemeyiz. Fakat insan doğası gereği
değişimlere adapta olabilen bir varlıktır. Yaşanan yıkımlar ne olursa olsun
insanoğlu bir çıkış yolu bulup, sıradan yaşamına devam eder.
Büyüklerimiz acının insanı olgunlaştırdığını söylerler.
Çünkü yaşanan bir kaybın ardından kişi, güçlüklerle başa çıkma, dayanıklılık ve
sabır gibi pek çok kazanımlara sahip oluyor. Bu kazanımlar yaşamının diğer
alanlarında ona katkı sağlayabiliyor.
Fakat çevrenizde acıyı bayraklaştıran ve acı üzerinden
kendine paye çıkarmak isteyen insanlar da vardır. Acıya bağımlı hale gelen bu
insanlar yaşanan her olaydan kendilerine bir pay çıkarır ve kendilerini kurban
olarak görürler. Bitmek bilmeyen hikâyeleri vardır onların. Bir asırlık
olayları bir kapta biriktirir ve ısıtır ısıtır önünüze koyarlar. Kendilerini
acı çeken, haksızlığa uğrayan, bahtı kara, şanssız ve yaralı insanlar olarak
tanıtır, kuyuya düşmüş bir insan telaşıyla sizden geribildirim beklerler. Eğer
siz de evet sen dünyanın en dertli insanısın, senden daha büyük acı yaşayan
biriyle hiç karşılaşmadım demez, kendinizi geri çekerseniz sizi kötü ilan eder
ve hemen uzaklaşırlar. Çünkü bu kişilerin büyük çoğunluğunun kuyudan çıkmaya
niyetleri yoktur. Aksine kuyuda kalıp gelip geçenlerin dikkatini çekmek ve
dramatik hikâyeler anlatarak hüzünler padişahı olmak isterler.
Kendilerini hüzünler padişahı olarak gören kimseler acı
olmadan yaşamayacaklarına inanırlar. Yaşanan tatsız olayları olduğundan daha
fazla büyüterek kendilerini her acıya katlanan ve bu yönüyle insanların
ilgisini hak eden nadide kişiler olarak görürler. Siz elinizi uzatsanız da
onlar yalnız ve atıl benlikler dehlizinde yaşamaya devam ederler. Suçlu hep
başkalarıdır, suçlu hayatın kendisidir, suçlu ötekilerin gamsızlığıdır, suçlu
hep dışarıdadır. Hüzünler padişahı ise suçlularla başa çıkmaya çalışan bir
kurbandır. Kendilerine bahşedilen iyilik, ihsan ve güzellikleri görüp
şükretmeyen bu insanların kaçırdıkları çok şey vardır. Fakat bunu onlara bir
türlü anlatamazsınız.