Her yıl bile zamana zemine uyum göstererek farklı

renklere bezenen Ramazan, çeyrek asır ya da yarım yüzyıl yahut birkaç asır önce

iyice şaştığımız görünümlerde idi.

İlle de eski Ramazanlarla ilgili dinlemeye doyamadığımız

anılar.

Gerçi aynı coşku ve sevinçtir, sevenlerinin yaşadığı.

Daha Berat Kandili ni atlatır atlatılmaz on beş gün süren

tatlı telaşlı bir Ramazan hazırlığına girerdi eskinin kadınları.

Hanımlar kazanlarla su kaynatıp, çekip önlerine leğenleri

tokaçlarla çamaşır yıkamakta ya da günlerce süren köz ateş ile doldurdukları

demir ütüleri ile esvapları ütülemekte idiler.

Bizim kuşak gerçi annelerimizin tahta fırçalamalarına,

bakır eşyaların kalaycılara gönderilişine, halıların taşlıklarda yıkanışlarına

şahit olduk.

Günlük kullanılan tabak çanaklar, kaşık çatallar Ramazan

hürmetine kenara kaldırılır, tahta sandıklardan özel günler için saklanan yemek

takımları daha kaliteli porselen tabaklar, kaşık çatallar çıkarılırdı.

İbrikler, leğenler, peşkirler, havlular elden geçirilir,

eskiyen eşyalar ayıklanır, çarşıdan yenisi alınarak yerine konulurdu.

Zira evler bir festivale hazırlanır gibi iftar partileri,

sahur şenlikleri, güzel sesli hafıze hanımların okudukları mukabeleler ile

metafizik iklimlere kulaç atılırdı.

Sadece kadınlar değil, erkekler de cami temizliğine

girişir, görevlilere yardım eder, örümcekler alınır, camlar silinir, kandiller

parlatılır, şadırvan tasları ovulurdu.

Yüzlerce kandil altında kılınacak teravih namazına

hazırlık çalışmaları idi bunlar.

Daha profesyonel bir ekip mahyalar ile uğraşır en anlamlı

mahyayı kurabilmek için hummalı bir çalışma başlardı.

Büyük camiler birer gelin gibi süslenir, ya da yaşlı bir

valide hanım şefkatini kuşanır ellerine kapanacak evlatlarını bekleyen ana

mabetler gibi sıraya dizilirdi. İstanbul un görkemli ana mabetleri olan Fatih

Camii, Süleymaniye Camii, Beyazıt Camii, bak benim ziyaretçim dağ gibi

dercesine birbirleri ile adeta yarış ederdi.

İlle de Eyüp Sultan Camii. Ona bir de türbede yatan ulu

sultanın ruhaniyeti eklenir, insanlar her gün avlusunu bir bayram yerine döndürdüğü

gibi çocuklar için de bir cazibe merkezi olurdu. Eyüp Sultan civarı, o çocuk

kalplerini okşayan tahtadan yapılmış el yapımı oyuncakları ile miniklerin

muhayyilesine bir masal diyar olarak kazınırdı. Benim için ise  Çifte Gelenler Türbesi ni bekleyen o iki

hüzünlü leylek, sanki asırlardır orada durmakta idi. Ne zaman gitsem hazır

bulduğum leylekler, bir ara tek başına kalmış sonra o da geçmiş zaman anılarına

doğru yürümüş, türbeyi yalnız bırakmıştı.

Kadınlar temizlik işleri ile meşgulken kış ya da yaz

ramazanı olması erkek dünyasını daha çok ilgilendirir, evin zahiresi için

listeler hazırlanırdı. Diğer zamanlarda israftan kaçınan memleket ahalisi

Ramazan da olabildiğince cömert olur, davetli misafirler, ansızın gelen

konuklar için her zaman eve alınanın birkaç kat fazlası tedarik edilip

kilerlere yerleştirilirdi. Buna Ramazan masrafı görmek denirdi. Daha önceleri

normal yiyecekler haneye alınırken Ramazan hürmetine imparatorluğun çok uzak

yörelerinden gelen kaliteli besinler için masraftan kaçınılmaz, hamalların

günlerce küfeleri ile taşıdığı rengârenk meyveler, sadeyağlar, özel peynir ve

zeytinler ile evler bir panayır yeri gibi şenlenirdi. Zira yemek yemekten çok o

tatlı hazırlıklar insanlara çok daha fazla mutluluk verirdi.