İnsanlığın değişim hızı baş döndürücü. Bu, insanların genel anlamda bir savruluşa neden. Modernizm ile birlikte gelişimler ve onların araçları alabildiğine etkili. Dönüp geriye bakma fırsatı bile olmuyor. Batı insanının inanış ve bağlanışlarını belirleyen sınırlar esnek. Çünkü temel olgu Hıristiyanlığın yapısı ve dönüşüme uğraması nedeniyle bu çok rahat olabiliyor. Kilisenin devreden çıkması ya da kendi kendisini çıkarması elbette ki değişimi kolaylaştırıyor. Kurallar genel anlamda kilise tarafından belirlendiğinden, temel gibi görünen kimi durumlar da değişime uğrayabiliyor. Andre Gide’ın deyimiyle hükümleri olmayan kutsal kitabın ister istemez kuralları de yok demektir. Sadece öğütleri ye da meselleri vardır. Bunlar da ister istemez belirleyici olmaktan uzaktır.
Müslümanlar için temel ve belirleyici olan sınırlar asla değişmez. Haramlar vardır. Haramların sınırları kesindir, bunda bir değişim, esneme ya da dönüşüm olması beklenemez. Bir şey haramsa ya da yasaksa o asla değiştirilemez. Hükümler kayıt altındadır ve yazılıdır.
Hristiyanların yani kilisenin oluşturmaya çalıştığı, belirlediği kimi durumları ve hatta hayatın bütününü değiştirmeye hazır gibi. Ahlâkî sorunlarda bile kilise bir direniş gösteremiyor, gösterse bile bir karşılığı olmuyor. Çünkü gücü kalmadı. Bir yaptırımı, ya da önleyici bir eylemi etkili olmuyor. Zaten bu bilindiğinden herhangi bir sözlü eylemde dahi bulunulamıyor.
Müslümanlar için ise en azından inanç bağlamında sıkı bağlılık, önleyici etki gösterebiliyor. Bir şey haram ise ve bu kesin ise, ki haramla ve yasaklar bellidir, buna uyulur. Çözülme ve değişim, yasalarla ve baskılarla olsa bile. Belli kesimler bu anlamda en azından korunmanın yollarına bakarlar. Tercihlerini inançlarından aldıkları için.
Müslümanların inanç bağlamında çözülmeleri ve kimi durumlarda şeklen de olsa etkilenmeleri elbette ki söz konusu. Sekülerleşme en belirgin alan. Sanırım bunun esnekliği insanların etkilenmelerini hem hızlandırıyor hem de kapılmalarına neden olunuyor.
Sekülerleşme ile modernizm arasında doğrudan bir bağ var. Asıl hızlandırmaya neden unsurlardan biri. Kredi kartlarının zorunluluğu ya da kapılış, özellikle iktidarların üretim dışındaki eylemsizliklerinden kaynaklı olan, araba, konut, mülk edinme için açılan uzun vadelerle buna bağlı kapılışlar. Bunlar söz konusu olunca insanlar bulundukları ortamın, hayat koşullarının zorluklarından ötürü olan tercihler. Artık taksit ve faiz ister istemez kanıksanıyor. Bunların önüne geçilecek bir güç ve irade olmayınca sistemin bir parçası hâline geliniyor, işlerlik kazandırılıyor.
İnsanları yanıltan da bu sistemi işletenlerin durumları. Geçmiş dönemlerde Batıcı düşünce mensupları “Beyaz Türkler” diye tanımlananların, sistemin kurucularının varlığının etki alanı çok güçlü değildi. İnsanların direnişleri ve karşı duruşları yanında sakınışları da söz konusuydu. Bugün ise durum oldukça farklı. Yönetimde bulunan muhafazakârların varlığı, görünürde inanç sahibi, sistemin işleticileri oluşları etkilenmelerini ve uyumlarını kolaylaştırıyor. Cepleri giren kredi kartları, temel gereksinim için olan zorunlulukların dışında olmayanların da artık bu sistem içinde olabilirliğini ister istemez sağlıyor. Faize karşı olunduğu bilindiği hâlde âdeta boyun bükülüyor ve buna teslim olunuyor.
Siyasal sekülerleşmenin başlattığı bu durum gerçek hayatta da yer ve karşılık buluyor. Bu da Müslümanların istemeyerek de olsa çözülmelerine neden oluyor. Bir anlamda ve ilerleyen zamanda böyle de olabiliyor sanısı ağırlık kazanıyor. Bu artık bir kanıksama ve inanış oluyor.
Bu sistem ile adaptasyon için kimi çevrelerin de fetva veriyor olmaları sistemi de meşru veya geçerli kılıyor. Sistemin kurucuları ve yapıcılarının yapamadığını Müslümanların kendileri yapıyor. Buna bağlı bir hayat anlayışı, aşırı tüketim ve israf, hatta yolsuzluklar yol buluyor. Bu da meşru hâle geliyor. Onlar diğerlerinden farklı olmuyor. “Beyaz Muhafazakâr Türkler” ile diğerleri sadece yer değiştiriyor.