Üzerine millet ve memleket sorumluluğu yüklenenler, Müslümanlar adına çeşitli sosyal ve siyasal faaliyetler yürütenler insanların en alçak gönüllüsü ve enfazla istişareye önem veren adamı olmak zorundadırlar. Zira ihtiraslarının esiri olan bir kişinin ülkesine ve davasına vereceği zararı en şedid düşman dahi veremez. Başına buyruk hareket ederek, her şeyi kendi kıt aklını kutsallaştırarak çözmeye kalkanlar içinden çıkılmaz gaileler açarlar. Bunun tarihte örnekleri çoktur ama bu gün İkinci Viyana kuşatmasında yaşanılan beklenmeyen hezimetten bahsetmek istiyorum.

İkinci Viyana kuşatması yapıldığında Osmanlı Devleti gücünün zirvesindeydi ve Osmanlı Devleti tartışmasız olarak dünyanın tek süper gücüydü. Aynı anda Rusya, Almanya, Fransa, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve daima Osmanlı’nın Avrupalı kâfirlerle kapışması esnasında arkadan vuran Şii İran’la savaşıyor ve hepsinin de haddini bildiriyordu.

Avrupalılar mezhep savaşları ile birbirini yıpratırken Osmanlı Padişahı IV. Mehmed, 1661 yılında Fazıl Ahmet Paşa’yı Sadrazam makamına getirmiş Fazıl Ahmet Paşa’nın Vezir-i azam olduğu dönemde Osmanlı İmparatorluğu, iç huzuru tamamen tesis etmiş ve Avrupa’ya meydan okumayı daima tehdit altında tutmuş ve duran fetih hareketleri tekrar başlamış, , Girit adası 24 yıl süren bir savaştan sonra alınması Avrupa’nın Osmanlı tehdidini enselerinde hissetmelerine sebebiyet vermiştir. Bunun için Avusturya 1664’te 20 yıllık olarak imzalanan Vasvar Barışı’nı uzatmak istiyordu.

Osmanlı Padişahı da bu tarihte yeni bir savaş istemiyordu. Ancak 1676’da Vezir’-i Azam olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa savaş taraftarıydı.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, esasen başarılı bir devlet adamıydı. Nitekim Ukrayna üzerinde hâkimiyet kurma mücadelesini Rusya’ya karşı başarıyla sürdürmüş; Podolya ve Ukrayna’yı Osmanlı hâkimiyetine sokmayı başarmıştır.

İşte bu başarıları etrafının da şişirmesiyle kendisini coşturmuş ve Osmanlı Devleti’ni Kanuni Dönemi’ndeki gibi azametli bir hale getirmeyi önüne hedef olarak koymuş ve bu hedefini gerçekleştirmek için Kanuni’nin 154 yıl önce yarım bıraktığı işi tamamlamaya koyulmuştur.

Kara Mustafa Paşa çeşitli bahaneler üreterek Padişahın o an savaşa karşı olmasına rağmen 6 Ağustos 1682’de Topkapı Sarayı’nda toplanan mecliste savaşa karar aldırttı.

Avusturya, Osmanlı Devleti’yle savaşmak istemiyordu. Avusturya imparatoru Leopold, savaşın kesinleşmesi karşısında, başta Papalık olmak üzere İspanya, Venedik ve Lehistan’dan yardım istedi. 31 Mart 1683’te Avusturya ile Lehistan arasında ittifak yapıldı.

Nisan 1683’te IV. Mehmed Han ve Sadrazam Kara Mustafa Paşa kuvvetli bir orduyla Edirne’den hareket etti. Ordu, 3 Mayıs 1683’te Belgrad’a geldi. 13 Mayıs 1683’te Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa serdar-ı ekrem tayin edildi ve Osmanlı ordusu hareket etti.

Osmanlı Ordusu Belgrad 27 Haziranda 1683 Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Belgrad’da Dîvân-ı Harbi topladı. Viyana’yı alıp Almanya’ya sulh şartlarını dikte edeceğini bildirildi. Vezirler şaşırdılar. Vezir Damad İbrahim Paşa, Padişah iradesinin bu yıl Yanık ve Komaran’ın alınması ve akıncılarla Orta Avrupa’ya gözdağı verilmesi olduğunu ve gelecek yıl Viyana’ya gidilebileceğini söyledi. Fakat Kara Mustafa Paşa, Viyana üzerine yürüyüp 14 Temmuz 1683 tarihinde şehri kuşattı. Ayrıca da Osmanlı ordusu, yolda, 40 000 Alman’ı esir almıştı. Bu arada da Kırım atlıları, geniş bir alana akınlar düzenleyerek etrafı sindirdiler. Avusturya İmparatoru, Viyana’yı bırakarak Prag’a kaçtı ve Avrupa devletlerinden yardım istemeye başladı.

Kara Mustafa Paşa’nın emrinde o zamana kadar görülmemiş büyük bir ordu vardı. Eğer orduya tüm hatlarıyla hücum emri verseydi şehri çok kısa zamanda teslim alabilirdi. Fakat o hücum etmek yerine şehri kuşatıp şehrin kendiliğinden teslim olmasını bekledi. Fakat şehir direndi ve kuşatma gereksiz yere uzadı. Bu arada ordunun lojistik ihtiyacı da düşünülmemişti. Hâlbuki bir kale kuşatması kırk günü geçmemesi gerekirdi. Eğer kırk günü geçerse, dışarıdan yardım gelmesi ihtimâli çok kuvvetli idi.

Viyana kuşatması elli günü geçince askerler, hayvanları doyurmak için 15-20 saatlik mesafelerde alaf aramak zorunda kalmışlardır. Zira Sadrazam Kara Mustafa Paşa su ve ot sağlanması işini düşünmemişti.

Nitekim Polonya Kralı Jan Sobieski kalabalık bir müttefik ordusunun başında Viyana’ya yardıma geldi. Kara Mustafa Paşa, 12 Eylülde, iki aylık kuşatmayı kısmen kaldırıp savaşa tutuşmak zorunda kaldı. Osmanlı ordusu ağır bir yenilgiye uğradı, birçok kayıp verdi. Viyana önünde, bütün ağırlıklarını, savaş malzemelerini bırakarak çekildi. Savaşta ilk bozulan sağ kanadın başında bulunan İbrahim Paşa’yı idam ettiren Kara Mustafa Paşa’nın kendisi de Belgrad’da idam edildi.

İbrahim Paşa öldürüleceği sırada: “Bu adam beni haksız yere öldürüyor ama zayiatı telâfi edecek yine odur. Padişahımıza söyleyin, onu öldürmesin” demişti.

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, çok kabiliyetli, fakat şan ve şöhret düşkünü birisi idi. Ona Viyana bozgununu yaşatan sebepler şöyle sıralanabilir:

1-Sefere çıkılırken Viyana’nın kuşatması planlanmadığı için kuşatmada kullanılacak ağır toplar götürülmemişti.

2-Kara Mustafa Paşa etrafındakilerin şişirmesine aldanıp bu işe yalnız başına karar vermişti. Padişah kuşatma olayını sonradan haber almış ve: “önceden haberim olsaydı razı olmazdım” demiş ve yine de başarılı olunması için dua etmiştir. Diğer taraftan Kara Mustafa Pasa, kendi görüşüne karşı çıkan herkesi şiddetle azarlamış ve savaşta canla başla çalışmalarını önlemiştir.

3-Bu kadar kalabalık orduyla gidildikten sonra, bekleyip vakit geçirmek yanlıştı. Viyana’nın hücum ile alınması çok kuvvetle muhtemeldi, “Viyana surlarında ikişer metre eninde 6 gedik ve bu gedikleri genişletmek için diplerine lâğımlar yerleştirilmiş ve ateşlenmek üzere gördükleri manzara, Müttefik hükümdarları dehşete düşürdü.” (Yılmaz, Öztuna, I, 384)

4- Osmanlı ordusunda bozulma ve çürüme kendisini göstermiş mübarek üç aylarda bulunmalarına rağmen Avrupalı orduların işledikleri günahlara dalmaktan kendilerini alamamışlardır.

5-Mustafa Paşa çevresindekileri çok incitmiş, etrafında büyük bir küskünler grubu oluşturmuştur.

6- Osmanlı sarayına kin ve haset girmiş, paşaların bazıları devletin bekasını değil kendi ihtiraslarını daha önemser olmuşlardır. Bunun için de Kara Mustafa Paşa’nın bozgun haberi İstanbul’a ulaşınca saraydaki rakipleri sevinçlerinden mendil çıkarıp oynamışlardır.