Daha önce Hira ve Sevr dağlarına çıkanlar anlattılar.

Dağların son derece dik olduğunu.

Çıkışların zorladığını.

İlle de inişlerde.

Bazen tehlikeli kayışlar olduğunu.

Bu dehşetli intibalar, kimilerinin gözünü korkuttu.

Hac kafilesinden bazı arkadaşlarım ve ekibe çok iyi hizmet veren doktorlarımız, farz ibadetler dururken kendinizi riske atmayın, dedi.

Yani.

Bu dağlara çıkmak tamam, Rasulullah’ın hatıralarını saklamakta ama.

Siz hacı adayları ayağınızı kırarsanız, farz ibadeti yapmakta güçlükle karşılaşabilirsiniz, dediler.

Önce hedefiniz sağ salim hacı olabilmektir, öğüdünü verdiler.

Bu yıldırıcı nasihat etkisini gösterdi.

Kafileden bazı arkadaşlar dağ gezilerine katılmadı.

Gece üçte, dağın eteğine geldiğimizde.

Karanlıklar içerisindeki dağ, herkesin gözünü korkuttu.

Nasıl çıkılacaktı.

Bir grubu da dağın eteğinde bırakmak zorunda kaldık.

Bu arada civardaki bastoncular bayağı satış yaptı.

Sadece yaşlılar değil, gençlerden de bir hayli baston alanlar oldu.

Benim şaşırdığım bir başka husus ise,70–80 yaşındaki hanımlar bastonlarını  “tık tık” vura vura dağa çıktılar.

Fakat çok genç olup da fazla kilolu insanlar hayli zorlandılar.

Her dönemeçte oturdular.

Yaş değil de sağlık, bir kez daha kalın konturlarla dağın sinesine yazılmış oldu.

Ne ki beklentim, bir dağcı gibi kayalara tırmanmak zorunda kalacağımıza dair idi.

Bir tane Allah’ın kulu da kalkıp aydınlatmadı.

Ancak bizi dehşete düşürme tiradı oynadılar.

Meğer dağın zirvesine kadar elleri dert görmeyesice âlicenap kardeşlerimiz, taş basamaklarla çıkışları kolaylaştırmışlar.

Resmen dağın zirvesine kadar merdiven inşa etmişler.

Tamam, zor, yol dik ama.

Sizi merdiven alıp götürmekte.

İşin ilginci diğer halklar, bu iki güzide dağın yolunda pek gözükmemekteler.

İnsanlar daha ziyade farz ibadetlerle meşguller.

Ancak Türklerde vefa dağ gibi olduğu için, iniş ve çıkışlarda sadece bizimkiler bulunmakta.

Arada Endonezyalılara ya da diğer milletlerden küçük gruplara rastlamaktayız.

Fakat Diyanet hacıları ya da diğer özel Türk şirketleri veya Milli Görüş olsun bizim diyarların çocukları, bu hatırayı asla ihmal etmediler.

Nur dağındaki Hira mağarası gerçekten çok dardı.

İnsanlığın Efendisi orada, aylar süren vahiy sürecinde nasıl yaşadı.

Eşi Hatice annemiz, ilerlemiş yaşına karşın o dik dağa tırmanıp eşine yemek götürürken kim bilir nasıl zorlandı.

Bu güzel hatıraları bir daha tebessümle yâd ettik. Sevr dağındaki mağara, Hira’ ya göre biraz daha büyüktü.

Fakat her iki dağın iniş süreci, beni hayli şaşırttı.

Elbet çıkıştan daha kolaydı.

Sabah namazlarını yukarıda kılmıştık.

Etraf günün ilk ışıkları ile aydınlanmıştı.

Nefis bir Mekke manzarası gözler önüne serilmişti.

Her yan kaya ve taş ile kaplıydı.

O kayalar da, merakla insanları seyretmekte idiler.

İşin hikmeti, bu kayalar arasında ot bitmezken.

Sincaplar ve maymunlar kol gezmekte idi.

Ne ki benim için etrafın aydınlanması ile bir şok yaşayacağım farklı bir görüntü daha vardı.

Maalesef Sevr ve Nur dağında.

Rabbimizin ayetlerinin geldiği.

Peygamber Efendimize vahiylerin geldiği bu kutlu dağda.

Hicretin şahidi Sevr de.

Her yan çöp içinde idi.

Pet şişeler, kâğıtlar, cam kırıkları.

Onları da mı getirip yerli halk atmıştı.

Bizler atmıştık.

Yol güzergâhında hizmet veren çay ocaklarında insanlar çay ya da meşrubat içiyor.

Onların kâğıt bardaklarını ya da şişelerini kaldırıp dağa atıyorlardı.

Hiç yürekleri yanmadan.

Yanımdaki arkadaşım da çayını büyük bir keyifle içip bardağını kayalıklardan aşağı fırlattı.

Buz gibi buğz ettim.

Niçin böyle yaptın diye uyardığımda, bilmem diye başını salladı.

Milyonlarca kişinin attıkları ile bir çöp dağı olmuş.

Maalesef ümmetin düştüğü bu acıklı duruma, görevli hocalar hiç müdahale etmemekte.

Bu yazıyı okuyanlar lütfen yolları Hira ya da Sevr dağına düşerse.

Yanlarına bir çuval almayı ihmal etmesinler.

Herkes bir çuval çöpü aşağı indirirse.

Eminim gözümüzün bebeği bu iki dağ, tertemiz olacaktır.

Kutlu hatıralara çok saygılı necip milletimiz, umarım Nur dağının ya da Sevr dağının temizlenmesinde de öncü olacaktır.

MİNE ALPAY GÜN