Bir yarın düşlüyorum. Ekmeği kardeşlik, suyu sevgi, havası imân olan. Bir vatan düşlüyorum. Şehadet kokan, kan kızılı topraklarında güller derilen. Bir bahar düşlüyorum. Rengârenk çiçekleriyle gönül tahtamıza kurulan ve özlediğimiz diyarların rüzgârlarıyla başımızı estiren.
Evet, ben her baharı başlatacak o bir tek çiçeği gönül topraklarımda sulayıp büyüttüğüm günden beri, mazlum çocukların yüzüne esecek, dertli annelerin gönlünü ısıtacak ve çaresiz babaların ilacı olacak ılık bir bahar düşlüyorum.
Yıllardır dudaklarımızdan dökülen, özlemlerimizin melodisi oldu hep. Bir şarkının nakaratı gibi tekrar ettik durduk umudumuzu. Coşkumuzu her dem notalara vurduk. Ne zaman üzülsek, ne zaman sevinsek, içimizdeki cihat çağlayanı ne zaman akmaya başlasa, hep bir ağızdan çağladık biz de ezgilerimizle.
“Biliyorum bir yerlerden gelecek bahar” derken ne kadar umutluysak, “Zalimler için yaşasın cehennem” derken o kadar öfke doluyduk. “Çağrımız Adil Düzen” derken duyduğumuz coşkuyu, “Mazlumların kanı üzerine kurulur, yeni dünya düzeni dedikleri” derken hissettiğimiz acıyla perçinledik hep. “Biz cihadı alnımızın çatına vurduk. Önce şehadeti koyduk her sabah duamızın başına.” Ve her akşam yastığa koyduğumuzda başımızı, Yeni Bir Dünyanın sabahına niyet aldık. “Zulümsüz, sömürüsüz, halka Hak’ça bir düzen” dualarıyla ettik sabahı.
Her sabah uyandık, uyanmak istemediğimiz kara günlere. Günler karardıkça biz daha çok sarıldık kalbimizin melodisine. Zamana, mekâna ve insanlara duyduğumuz hayal kırıklığımızı, Rabbimize havale ettik. İncinmişliğimizi duaya çevirdik ve her gün bir yenisini ekledik yarınlarımızın yakarışına.
İşte ben bugün de bir hayal kuruyorum zihnimde. “Hayali olmayanın gerçeği olmaz” demişti çünkü, bize hayal kurmayı öğreten.
Öyle bir hayal ki bu, her şey yerli yerince. Ne bir eksik, ne bir fazla. Her şey tastamam ve olması gerektiği yerde. Ve her şeyin başında “Gerçek” diyorum, üstüne basa basa. Çünkü artık her şey sahte bu âlemde. Gerçek anne baba, gerçek evlat, gerçek mücahit, gerçek dava, gerçek hoca, doktor, gerçek sevgi, bilgi ve derdin bile gerçeği gerektir herkese. Düşünüyorum ve düşündükçe gülümsüyorum. Siz de düşünün;
Gerçek bir anne; her şeyiyle tastamam. Sevgisiyle, şefkatiyle, anneliğiyle, kadınlığıyla. Önce anne diyorum, çünkü her şey ondan başlıyor. Bir ev güzelse de odur sebebi, değilse de. Evinde tam bir hanımefendi, çocuklarına karşı tam bir anne, eşine karşı bulunmaz bir pırlanta, davası yolunda aranan bir mücahidedir o. O anne ki, gerçektir ve elini değdiği her şeyi güzel eyler.
Bir baba düşlüyorum, gerçek bir baba. Evinin içini dehşetiyle titreten değil, sevgisiyle eriten bir baba. Akşam evine geldiğinde ailesini saran ve ailesinin de ona sarıldığı bir baba. Rasul’ü ayaklarının altına aldı diye, bir kez kredi çekmemiş, faiz bulaşır korkusuyla kredi kartı bile kullanmamış, bankaların önünden geçmekten imtina eden bir babadır o. Ekmeğini taştan çıkarır da muhtaç etmez ailesini kimseye. İş infaka, cihada geldiğindeyse, en önde koşandır o.
Bir evlat düşlüyorum, gerçek bir göz nuru. Çocukluğu da büyük, gençliği de büyüktür onun. En verimli çağlarını sadece kariyer hevesleriyle heba etmez o evlat. Geleceğin anne babaları olduğunun bilincindedir her an. Ve sağlam bir nesil oluşturmak için sağlam kalır, çağın tuzaklarının karşısında. Kız ya da erkek fark etmez, çağın Meryem’i, Sultan Fatih’idir o. İmanları, iffetleri sığmaz da yerlere, göklere, ta Arş’a kadar çıkar onlar.
Bir öğretmen düşlüyorum, müfredatını Hak’tan alan ve Hakk’ı öğreten. Elinin altındaki inci tanelerini emanet bilen ve emanetlerinin yükünü seve seve sırtında taşıyan bir öğretmen.
Bir doktor düşlüyorum, derdi sadece mesaiyi tamamlamak olmayan, karşısına gelenleri önce samimiyetiyle iyi eden bir doktor.
Bir imam düşlüyorum, görünüşüyle, konuşmasıyla bile insanlara dini sevdiren. Derdi sadece namaz kıldırmak değil, Hakk’ı anlatmak olan bir imam. Televizyonlarda gözümüze yerleştirilen, kaba saba, sert, bencil, paragöz imam portresini; sevecen, kibar, mütevazı ve içtenliğiyle değiştiren, dinin emanetçisidir o imam.
Bir öğrenci düşlüyorum, dinlediği her dersi, çözdüğü her soruyu, kat ettiği her yolu, her an Allah’ın yolunda kullanacağına söz veren ve bu gayretle yapan bir öğrenci.
Bir gazete düşlüyorum, baskılara, ambargolara karşı yılmamış, Hakk’ın sesi olmuş, değişimin bile durmadan değiştiği bir evrende, çizgisinden zerre sapmamış bir gazete.
Bir yazar düşlüyorum, düşündüklerini sayfalara değil, insanların kalbine yazmak için çabalayan, kalemini korkaklıktan ar ettirmiş bir yazar.
Ve bir yönetici düşlüyorum, gerçek bir devlet adamı. Gücünü halktan değil, Hak’tan alan. Bir gün gelip herkes yalnız bıraksa da, ulu bir çınar gibi, sevdalısı olduğu topraklara kök salan bir lider. Bütün gönüllere yeni bir dünya filizi atmış, zalime erce bakan, gündemi sözleriyle değil, icraatlarıyla oluşturan bir lider.
Düş uzadıkça, liste de uzayıp gidiyor zihnimde. İşçi, memur, polis, jandarma, yönetmen, avukat, hâkim, savcı… Ama en önemlisi, Rabbini seven ve O’ndan korkan bir Müslüman olabilmek.
Herkes, bir gün hesaba çekileceğini ve dünya nimetlerinin birer emanet olarak kendisine verildiğini unutmadan yaşasa, kurulacak yeni bir dünya. Ve biliyorum ki, herkes üzerine düşeni yapsa, herkes taşıdığı ismin önüne “Gerçek Müslüman” sıfatını gönül rahatlığıyla koysa, sadece ezgilerde kalmayacak, hakla Hak’ça bir düzen kurulacak tüm dünyada.
MERYEM NİDA