Selefilik İslamı anlamada ve savunmada yeni metotlar ve yöntemler benimsenmesine karşı olan akımdır. Bu akımın en etkili olduğu mezhep Hanbeliliktir. Bununla birlikte gerek İmam-ı Şafii ve gerekse İmam-ı Malik’in kelam ilmi konusundaki çekincelerinden dolayı İbni Teymiye yöntem olarak onları da selefleri arasında saymıştır. Selefilik dini anlamada asaleti savunur. Bundan dolayı bir mezhep olmayıp bir anlayış ve tarzdır. Zaman içinde bu anlayış Hanbelilik içinde inip çıkan dalgalanmalar ve hareketlenmeler meydana getirmiştir. Bundan dolayı Selefilik müntesiplerine göre bir ıslah hareketi veya tecdit hareketidir. Bu tecdit hareketini İbni Teymiye başlatmış İbnü’l Kayyım sürdürmüş ve ardından Muhammed Bin Abdulvehhab’la birlikte yeniden uç ve filiz vermiştir. Günümüzde Selefilik, neo Selefilik olarak da anılmakta ve birçok ekole ayrılmıştır. Selefiliği Hanbelilik içinde bir damar olarak tarif etmek de mümkündür. Hanbelilik yer yer Eş’arilik ile geçişli ilişkiye sahip olsa da Hanefilik gibi aslında genelde kendine has bir akait tarzına, usulüne ve yöntemine sahiptir. Şafii mezhebiyle Eş’arilik bütünleşmiş ve Bakillani ile birlikte Malikilere doğru da genişlemiş ve yaygınlaşmıştır. Hanefiler ise akidede Matüridiliği benimserken Hanbelilerin bir kısmı Eş’ariliğe açık olmakla birlikte bir kısmı da akli bürhan mesleği olan kelamı reddetmiş ve kaynağı gibi akaidin yönteminin de Kur’an eksenli olması gerektiğini savunmuştur. Hem esas hem yöntem de Kur’an mesleğini benimsemiştir. Kısaca akli burhan mesleği olarak kelam yöntemini reddettiği gibi Gazali’nin ilimlerin kriteri olarak saydığı mantığı da, ilimlerin dibacesi veya sağlaması olarak görmemiştir.

*

İbni Teymiye Aristo mantığına güçlü itirazlar yöneltmiştir. Sözgelimi, Aristo mantığının İslam alemine ve toplumlarına ikinci yüzyıldan itibaren girmeye başladığını hatırlatarak bundan mahrum olan sahabelerin İslam’ı anlama da zaaf mı gösterdiklerini sormuştur. İbni Salah gibi muhaddislere göre, mantık felsefenin mukaddimesi olduğundan şerre götüren şerdir’ kuralı gereği şerre köprüdür. Mantığın da bu kapsamda felsefeye götürdüğü için şer kabul edilmesi gerektiğini ileri sürer. İbni Teymiye mantığı resmileştirdiği için Gazali’yi hiç affetmez. Eş’arilik ve Matüridiliği hedefte aynı görmekle birlikte yöntemde onlardan ayrılır.

Mutezile’nin silahını kullandıklarından ve onun yöntemini benimsediklerinden ve mirasını tevarüs ettiklerinden dolayı onları paylar ve kelam yöntemini bidat olarak görür. Esasında Gazali’nin de kelam konusunda çekinceleri vardır. Kelam yiyecek gibi olmayıp ilaç gibidir. Ancak hastaların muayyen ölçülerde kullanmasına izin verilir. Bazen yanlış ilaç hastalığı da artırabilir. Selefilik ekolüne göre Gazali felsefeye dalmış ama çıkamamıştır. Filozofları tekfir ve tefsik etse de (fıskı fucurla suçlamak) mantık konusunda onların mesleklerini benimsemekten kendini alamamıştır. İbni Teymiye İslami ilimleri gıda ve felsefeyi de toksitler (ahlat) mesabesinde görür. Toksitler vücudun işleyişini bozar. Felsefeyi sadece gaye olarak reddetmek yetmez onu yöntem olarak da reddetmek gerekir. Bu yöntem de kelamdır. Akli yönteme karşı şer’i yöntem esas alınmalıdır.

*

Ali Özek hoca açılış oturumunda felsefeye de değindi. Müslümanların Kur’an metodu olan istikraya/tüme varım yöntemine yabancılaştıklarını, buna mukabil Aristo mantığını benimsediklerini ve böylece gelişmelerini sekteye uğrattıklarını söylemiştir. Gerçekten de Aristo ve üstadı Eflatun’un ‘karizmatik yanlışları’ medeniyetin inkişafına perde olmuştur. İnsanlığı bin yılını sekteye uğratmıştır. Aristo üstadı Eflatun’la ihtilafa düştüğünde onu gerçeğe feda etmiştir. Lakin halefleri veya ardılları veya muakipleri aynı cesareti gösterememiştir. Bazı ilim tarihi üstatları Eflatun’un otorite ve karizmasıyla ilmi inkişafı durdurduğunu, tecrübeli ilimlerin (deneysel bilimler/experimental sciences) inkişafını en aşağı bin yıl geri attığını ve geciktirdiğini iddia etmektedirler.

Mantığın temel tezlerinden birisi de zıtların buluşmayacağı meselesidir. Halbuki, lisaniyatta kur’u kelimesi gibi zıt anlamlı kelimeler vardır. Faslı ilim adamlarından Taha Abdurahman’ın ifadesiyle kimyada da bazen zıtlar bulaşabilmektedir. Demek ki mantık bazen tabiat kanunlarına uymuyor. Bununla birlikte İbni Teymiye’nin ifadesiyle ahlat veya toksitler anlamında felsefeyi değil de mantığı benimseyerek Gazali ilimlere bir muhakeme getirmek ve cila çekmek istemiştir. Aklı atıl değil işlevsel kılmak istemiştir. Akıl nakil ilişkileri noktasında beş mertebesi kendisinden sonra gelen Razi tarafından da aynen benimsenmiştir. Fıkhın mantığı da kıyastır ve bu yüzden bazıları kıyasa da karşı çıkmıştır. Ebu Hanife ile Cafer-i Sadık arasındaki mesh tartışmasında görüldüğü gibi. Bu sadece nakliyata akliyatı da ilave etme meselesidir. Yoksa nakil ve sem’iyatı atıl kılmak veya reddetmek değildir. İbni Teymiye’nin ‘birinci asırda mantık olmadığı için sağlıklı ilim yok muydu ’ sorusu meşru olmakla birlikte gelişmeler karşısında her alanda aklın devreye sokulması ve beşeri tecrübeden istifade edilmesi de gündeme gelmiştir. Bu, zamanın dayatmalarındandır. Likülli makamın makal.

MUSTAFA ÖZCAN