BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

HİCRET, İslam Tarihi’nin muhteşem olayı! İslam’ın hız ve hamleye geçmesinin başlangıcı! Hicret’le küfrün saltanatı yıkıldı. Müslümanlar inançlarını özgürce yaşamaya başladılar. Muazzam bir aksiyon olan “Hicret yürüyüşü” hicri takvimin başlangıcı oldu. Yani 1 Muhararrem! Şimdi 1438. yılındayız.

Kahramanları Allah Resulü (sav) ve ashabı olan hicretten alacağımız pek çok ders ve ibretler var. Özellikle İslam’ın bütün halinde nasıl yaşanacağını görmek açısından! Allah Resulü (sav) yalnız ferdi ibadetlerle yetinmedi; aynı zamanda ideal ve örnek bir toplum oluşturdu. Asr-ı Saadet toplumu.

Önce Medine, Efendimiz (sav) ve sahabesine hazır hale getirildi.  Hicret’ten 1,5 sene kadar önce Medineliler İslam’ı öğretecek hoca talebinde bulundular. Efendimiz (sav) genç davetçi Mus’ab bin Umeyr’i (ra) gönderdi. Mus’ab (ra) tüm Medinelilerin evlerine tek tek ziyaret etti. Tatlı dili, güler yüzü, Allah Resulü’ne (sav) benzeyen simasıyla onları İslam’a çağırdı. Kutsal davet kısa sürede hedefine ulaştı. Medinelilerin çoğu İslam’a girdi. Bugün de İslam davetçilerine muhtacız.

Medineliler Efendimiz ve sahabesine şehirlerinde “beraber yaşamaya” davet ettiler. Sahabe hicrete başladı. Allah Resulü (sav) Allah’tan izin bekliyordu. Hz. Ebubekir’i (ra) hicret arkadaşı olarak seçti.

İslam’ı temsilde davet görevini yapanların ihlaslı, samimi, liderine bağlı, her türlü fedakârlığa hazır olması İslam’ın yayılmasını hızlandırıyor. Mus’ab bin Umeyr’de (ra) bunu görüyoruz.

ALLAH YOLCUSU YOLDA KALMAZ

EFENDİMİZ (sav) Allah’ın emriyle “Hicret yürüyüşü”nü başlattı. Yoldan önce yol arkadaşı gerekliydi. O, Hz. Ebubekir’di.

Hicret, yurdu terk etmek değil; dönmek için ayrılmaktı. Bir uzun atlama sporcusunun geri geri çekilip hız alarak daha uzun hedeflere atlaması gibi. Allah’a giden yolun açılması için karargâh Medine’ye kurulmalıydı!

Hicret, Allah yolunda olanların yolda kalmayacağının ispatı! Efendimiz (sav) evinden çıkarak Medine’ye ters istikametteki Sevr Mağarası’na sığındı. Bu, savaşta taktik ve düşmanı şaşırtma yönteminin önemini gösteriyor. Müşrikler mağara önüne geldiklerinde örümceğin ağ ördüğünü, güvercinin yumurta yaptığını gördüler. Geri döndüler. Allah çok zayıf sebeplerle dostlarını koruyordu. Süraka olayıysa kötü niyetlilerin haklı yürüyüşü engellemeyeceğinin işaretiydi.

Allah Resulü (sav) Allah’ın yardımından emin. Hz. Ebubekir’in (ra) telaşlanması karşısında, “Üzülme! Allah bizimle beraberdir” (Tevbe, 40) diyordu.

Allah’ın yardımıyla “Hicret yürüyüşü” tamamlandı. Medineliler Allah’ın Resulü’nü (sav) sevinç ve heyecanla karşıladılar: “Ay doğdu üzerimize Veda Tepeleri’nden. Ey şerefli Davetçi hoş geldin!”

Sahabeler arasında tarihin görmediği muazzam bir kardeşlik örneği yaşandı. Medineli Ensar, Mekke’den hicret eden Muhacirlere, “Müslüman kardeşlerimiz geldi” diyerek gönüllerini açtılar. Ekmeklerine, çorbalarına, mallarına ortak ettiler. Muhacirlerdeyse muhteşem bir edep! Ensar ve Muhacirler arasındaki bu kardeşliğe ihtiyacımız var.

BATILDAN HAKK’A HİCRET   

ALLAH Resulü (sav) insanlığa İslam’ın kademe kademe hayata uygulanışını gösterdi. Ferdi ibadetlerle yetinmedi. Tebliğ, davet, hicret ve cihadıyla İslam’ı insanlığa ulaştırdı. İman, azim, kararlılık ve fedakârlıkla. Hayatını İslam’a adadı. Biz, hayatın hiçbir alanını boş bırakmayan bir Peygamber’in ümmetiyiz.

“Resul size ne getirdiyse alın.” (Haşr, 7) “Allah’ın Resulü en güzel örnek.” (Ahzap, 21) Efendimizin (sav) hayatını örnek almaya ihtiyacımız var. Kur’an’ın yaşanmış örneği, O’nun (sav) sahabesiyle birlikte yaşadığı Müslümanlıktır: “Müminler ancak, Allah’a ve Resulü’ne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat edenlerdir. İşte sadıklar onlardır.” (Hucurat, 15)

Bugün de Müslümanların nice sıkıntısı var. Parça parça olarak düşmanlarımızın oyuncağı haline geldik. Düşmanlarımızın tuzaklarından Allah Resulü’nün (sav) öğrettikleriyle kurtulacağız. Hicretteki gibi: “Hepiniz toplu olarak Allah’ın kopmaz ipi olan Kur’an’a sımsıkı sarılın. Ayrılığa düşmeyin!” (Al-i İmran, 103)

Allah Resulü (sav) Mekke’de müşriklerle savaşa izin vermemişti. Çünkü saflar net değildi. Karışıklıktan müşrikler de ölecekti, Müslümanlar da. Mekke; iman, sabır, hazırlık, pişme, olgunlaşma dönemiydi. Bu meziyetlere sahip olmadan kalpler fethedilemezdi. Öyle de oldu. Birbirine kenetlenen Müslümanlar cihada başladılar. Bedir’de, Uhut’ta, Hendek’te küfrü hezimete uğrattılar. Özgürce yaşama dönemini açtılar. Mekke’yi fethettiler. Sonraki fetihlere öncülük ettiler.

“İman edip de Allah yolunda hicret edenler; muhacirleri barındıran ve yardım edenler var ya! İşte onlar hakiki müminlerdir. Onlar için bağışlama ve bol rızık vardır.” (Enfal, 74)

Hicri 1438 yılınızı tebrik ediyorum. Hayırlara vesile olsun!