İnsanlığın zor zamanlarıdır bunlar. Kaotik ortamlar insanları bunalımlara itiyor. Bu ortamlardan beslenenler o karanlık ruhu giderek insanlığın içinde köpürtüyorlar.

Kapitalizm ve diğer ideolojiler insanları kendi özlerinden uzaklaştırıyor, kendilerine tutsak ediyorlar. Bu ruhlara bulananlar onlar gibi davranıyor ve yaşıyorlar. İnsanlığın kurtuluşu olabilecek olana yönelme yerine bulundukları ortamdan ve ruhtan ne kadar beslenebiliyorlarsa besleniyorlar.

Bir Müslüman hem Müslüman hem kapitalist olamaz. Diğer ideolojiler için de böyledir. Müslüman Allah’ın kendisine sunduğu insan olma erdemi ve buna bağlı olarak yaşama biliniciyle hayata ve geleceğe bakar. İnsan olma erdemi insana değer verme, insanı insan bilme ona göre yaşama ilke ve idealidir. İnsanı sömüren, zulmeden, hakkını gasp eden, öteleyen, uzaklaştıran bir anlayışta olamaz ve olmamalı. İçindeki manevi oluş onu besler ve yönlendirir.

İslâm, insanlığa ulaşmanın, insanlığı hakikat üzerinde buluşturmanın özüdür. İnsan yaratılmış varlıkların üstünü olduğu gibi yaratılmış varlıkların da onun için olduğunun bilincindedir. Bilincinde olmalıdır.

İnsanın hakkını gözetme, onu olduğu gibi kabul etme ona değer vermedir.

İnsanlığın veya insan teklerinin dönemleri var. İnişleri, çıkışları, yükselişleri veya sıradan yürüyüşleri var ve olabilir. İnsanın en düşkün olduğu zamanlar gözü gene insandadır. İnsan insandan medet umar. Ne ki, insanı çukurlara iten, tepesine binen ve zulmeden de insandır. O zaman şeytanların yolunda onun tutsağı ve kölesi olmuş olur.

Yusuf Peygamber gibi kuyuya düşünce umut bitecek değildir. Bir şey onun oradan çıkışına vesiledir. Onun o kutlu yolculuğu insanlık için yeni bir başlangıçtır. Kuyuya atanlar ile kuyudan çıkaranlar onun sonunun ne olabileceğini kestiremediler, kestiremezdiler. Sonuçta Peygamber bir sultanın hizmetinde insanlığa ilahi olanı sundu.

Bir Müslüman için hiçbir zaman karamsarlık düşünülemez. Karamsarlık düşünmediği gibi elde ettiklerinden sonra büyük bir zafer de elde etmiş gibi davranamazlar. Dünya hâlinin ne olacağı kestirilemez. Düşenler için yeni bir çıkış yolu mutlaka vardır. Hazreti Yusuf örneğinde olduğu gibi. Bir el onun elini tutar, bir yola koyar, alır götürür. Yeter ki umudunu yitirmesin, yeter ki, karamsarlığa düşmesin.

İnsanlığı bütün hâlleriyle sömürenler sömürü çarklarının devam etmesi için her yolu denerler, denedikleri şeylerin doğru, iyi ve hayırlı olup olmadığını önemsemezler.

Haramlar ve yanlışlar üzerine bir medeniyet inşa olunamaz. Zulüm ile zulmederek hakikate varılamaz.

Bir insan önce insan ve yaratılmış bir varlık olduğunu bildikçe sınırlarını iyi bilir, bilmelidir. İnsanın üstünde Yüce Bir Varlık var.

Kendisini hakikat bilincine adamış olanların gözünde insanı insan bilme bilinç ve duygusu ağır basar. En düşman bildiği ya da tasarladığı birinin bir gün kendisine dost ve yol arkadaşı olduğunu bilir ve düşünürse gelecekte yolları kesişir. Aynı yöne doğru yürürler.

Zor ve çileli yolculuklarda işin kolayına kaçmadan, zorluklarına katlanması onu bir sonuca ulaştırır ya da ulaştırmaz. Yol niyeti ve düşüncesi onun başarısıdır. Kazanmasa bile başarısıdır.

Geçmişi insanın aynasıdır. Aynasında kendisini görür. Aynasının sırını iyi bezemişse görünümü de parlak olur.

Aynadaki görüntü onun geleceğinin de göstergesidir. Yol niyeti, inanç ve düşüncesi ve çabası onun yolunda gidişini sağlar.

Daralan zamanlarında insan, feraha ve huzura ulaşmak için yol bilincinden ve özünden kopmadan mutlaka sonuca ulaşır. Ulaşmasa bile ulaşır. Çünkü onun yol niyeti bellidir.