İnsanı anlamlı ve var kılan en iyi durum kişilikli
duruşudur. Kişi, bir ömrü belli bir ritim ile kendini geliştirerek sürdürür.
Edindiği bilgi, birikim, deneyim onu bir yol üzerinde tutar. Bu yol sağlıklı ve
sağlam temeller üzerindeyse kişi, yaşamı boyu yaptıklarından emin, yürüdüğü
yolculukta mutlu ve huzurlu olur.
Atılan her adım, davranış ve eylem bilinç üzerineyse eğer
sonuçları da ona göre olur. İnsanın elbette yaşamında yanılmaları ve kimi
hataları, eksikleri olabilir. Bunlar pişmanlıklar da getirir. O zaman bu
eksiklerini giderme yoluna bakar. Kendini hayata göre ayarlar ve ritmini
eksiksiz ve kusursuz sürdürür. Kişi, gözünü dünyalıklar üzerine kurgularsa,
dünyanın değişen halleri, koşulları, olanakları o kimseyi etkisi altına alır.
Kendine çeker ve yönlendirir.
Bir ömrün belli bir zamanına gelindiğinde yaşanan
pişmanlıklar, yakınmalar çok da yarar sağlamaz. Keşke şunu şunu yapmasaydım
demeler ona artık bir şey kazandırmaz. Bir Müslüman ın hayatında tövbe
önemlidir. Bu, yapılan yanlışı bir daha yapmama sözüdür.
Dünyanın değişen hallerinde insanlar genellikle geriye
dönüp baktıklarında, birlikte oldukları yol arkadaşlarını bulundukları yol
üzerinde olanları gıpta ile anıyorlarsa öncelikle kendilerini sorgulamaları
gerekmektedir. Tuhaf bir biçimde hem eski yol arkadaşının tutumunu onurlu bir
kişilik olarak gösterir, hem de tutturduğu yoldan vazgeçmez, hatta bildiğini
yapmayı sürdürürse bu, kişinin tutarsızlığını ya da farklı yüzlülüğünü
gösterir.
Hayat çok kısadır. Yaşandıkça da kısalır. İnsan yaşadığı
ömrünün geçmişine baktığındaki toplamı çok dar bir zamana sığar. Onun
ayrıntılarını, yıllarını, kısa bir zaman içinde algılar. Hatta kimi rüyaları
insan üzerinde daha etkili, kalıcı ve daha uzun ömürlüdür. İnsan yaşamında
kalıcı ve etkileyici olan en önemli an ve durumlar sınırlıdır.
Yapamadıklarından ötürü pişmanlıkları belki de daha çoktur.
Tüketilen zamanın veya hayat israfının çok da farkına
varılamıyor. Hayatı ne denli dolu olarak yaşasa da yaptıklarının aslında bir
hiç mesabesinde olduğunu çok zaman sonra anlamış olacak. Eylemlerimizin kalıcı,
bizi ötelere taşıyıcı olanı bizi asıl tanımlayan ve belirleyenleridir.
Yediklerimiz, içtiklerimiz bedeni besleme ile ilgili.
Bedensel beslenmeler çoğunlukla doyumsuzluktur. Belli bir yerde insanı tıkar.
Kimi zaman aşırılıkları insanı yorar hastalıklara iter. Bedensel tıkanmalar,
şişinmeler, açık ifadeyle şişmanlıklar insana yük olmaktan başka bir şey
değildir. Bunlar insanı daha çok yorar. Ve artık belli bir yerden itibaren
tedirgin eder.
Ruhsal beslenmeler, birikimler, bilgiler insanı sonsuzluk
alanına götürür. Götürdükçe insanı daha anlamlı ve var kılar. Bu alan geniştir.
Bilgiyi yüklendikçe insanda derin boşluklar meydana gelir. Daha çok bilgilenme,
daha çok çalışma ve daha çok fedakâr olmayı sağlar. Kişi, dünyalıkları,
gereksinimleri kadar karşılar, kendisine yük olmayacak olanı kadar edinirse bu
onun çalışma azmini ve verimini arttırır. Bireysel çabaları salt kendine değil,
topluma, insana diğer canlılara hasrederse o zaman bu daha çok değer kazanır.
Kültür ve düşünce hayatına kazandırılanlar salt kişinin kendisini bağlamaz.
Önce yakınlarını, sonra sevenlerini ve daha sonra da insanlığı kapsar.
Hayatın anlamı ve önemi, bireysel hazlarını ve kendisi
için olanını öncelemeden Sevgili Efendimizin hayatı boyunca odağına aldığı
insanlık ve daha sonra da yol izleyicilerini, izlektekilerini önemsemesi ve
bunu ümmetim ümmetim vurgusu ile dile getirmesi genel bir kavrayış ve örnek
olma halidir. Bir Müslüman, sorumluluk yükümlediği andan itibaren kendisi
olmaktan çıkar, kendinden sonrakilere bir şeyler bırakma ve yapma çabasında
olur. Bizler, yaşadığımız yolculukta, edindiğimiz birikimde, deneyimde
kendimizi var kılarken geleceğe yürüdüğümüzün bilincinde olma durumundayız. Biz
bugün geçmiştekileri saygı ile anarken onların yapıp ettikleri üzerindeyiz ve
onun için böyle davranıyoruz. Yolculuğumuzu bilinç üzere kurar ve yol alırken
geriye ne bırakıyoruz, geleceğe ne taşıyoruz ona bakmakla yükümlüyüz. Çünkü biz
Müslüman ız ve sorumluluk alanımız alabildiğine geniş ve çok yönlüdür.
Kendimizi çıkar üzere kurgularsak kişiliğimiz bizimle birlikte toprakta
çürümeye bırakılmış olur. Geriye kalan hiçbir şeyimiz olmaz. Kişiliğimiz de
kalmaz.