Günümüz insanı, lüks arabalar ile gezmenin, şeref
tribününde oturmanın, yüksek bir kürsüden vaaz etmenin, medyada boy
göstermenin, seçkinleştirilmiş semtlerde yaşamanın kendisi için bir üstünlük
olduğunu kabul ederek yoksul ve mahrum kesim üzerinde baskı kuruyor. İnsan
unutan varlıktır, bir emanetçi olduğunu unutup, dünyaya karşı aşırı bir meyil
geliştiriyor. Ne yazık unuttuklarımız kayıplarımızdır ve kayıplarımız arasında
tevazu ve kanaatkârlık ilk sıralarda yer alıyor. Ama nedense mülkümüzden bir
şeyler eksildiğinde hemen hareke geçerken, verdiğimiz manevi kayıplar konusunda
silik ve cılız kalıyoruz. Hâlbuki sahip olduğumuz hiçbir şey bize
kaybettiklerimizi geri veremeyecektir. Çünkü değerler dünya kökenli değildir ve
nefislerini putlaştıranların dünyasına uğramazlar
Dünya zıtlıkları bir arada barındırıyor. Bir tarafta,
insanları küçümseyen ve kendini dev aynasında görenler yer alırken diğer
tarafta, başlarını semaya kaldırmış umut dileyen yoksullar vardır. Onlar
varoşların çamurlu bahçelerinde kendi dünyalarını yaşarlar. İmanlarını
kuşanmış, sabır, tahammül ve tevekkülle Allah a dua ederler. Öyle ya bankada
paraları yok ki israf etsinler, başkalarının hakkını yemeyi öğrenmemişler
bilmemişler ki, haksızlık etsinler, zengin değiller ki insanlara tepeden
baksınlar, güçleri yok ki tahakküm kursunlar Ve bu insanları her gördüğünüzde
bir yandan terk edildikleri yoksunluğa üzülür bir yandan da aslında korunmuş
arınmış olduklarını düşünürsünüz. Elbette Müslümanlar mal mülk düşmanı
değillerdir burada sözümüz serveti Allah ın rızasına uygun kullanmayanlara, hak
yiyen ve bu konudaki hassasiyetlerini kaybedenleredir.
Peki, ne oluyor da bu gün kendini dindar muhafazakâr
kabul edenler, yoksulluk ve geri kalmışlık kompleksinin etkisinde derme çatma
bir hayat yaşıyorlar Çağa dair yakalayamadıkları nedir bu insanların Elinde
tutamadığı maddi gücün, kalbindeki iman ve şahsiyetinde taşıdığı onurdan daha
fazla değerli ve güçlü kılan nedir Elbette bu soruların cevabını sadece bu dünyanın
geçici kurguları ile ya da ölümlü bir varlık oluşumuzla açıklayamayız.
Misaller bizim yol üzerindeki işaret taşlarımız olsun ve
bir misalle bitirelim:
Afrika da mukim olan, at kavminin kibri: Yüksek kuleler
inşa ederlerdi dev cüsseleri kibirlenmelerine sebep olurdu. Ama daha sonra bu
kibirleri onların ve taştan medeniyetlerinin sonunu hazırlamıştır.