İnsan zor şartlar altında öğrenen bir varlıktır. Salgın dönemi ile birlikte bazı yeni beceriler kazanmak zorunda kaldık. Mekânların artık önemli olmadığı her işin her yerde ve zamanda yapılabilir olduğu bir dönemdeyiz. Bu bazı kolaylıklar sağlarken salgın öncesi var olan bazı problemlerin katmerlenerek daha çok su yüzüne çıkmasına neden oldu.
Mekân ve zamanın önemli olmaması aynı anda birçok işi yapabilme kapasitemizi genişletti. Evlerimiz eskiden sadece bize ait özel alanlarken artık aynı anda hem işyerimiz hem okulumuz olabiliyor. Aynı anda birçok işi yapmaya çalışıyoruz. Bu insana kolaylık gibi gelse de belirsizlik ve işlerin sınırlarının olmaması durumunun insanı daha çok yorduğuna şahit oluyoruz.
Herkesin hayatın hızlı akışında bir şeylere yetişememekten, zaman yetirememekten, zamanı verimli kullanamadığından şikâyet edip durduğunu görüyoruz. Sürekli yapmamız gereken onlarca iş var ve biz bir türlü zaman yetiremiyoruz. Haliyle zaman yönetimini nasıl yapacağız diye sorular sormaya başlıyoruz.
Zaman yönetimi denilince ilk başvurulan kitaplar genellikle kişisel gelişim kitapları olmakta ve bu kitapların hemen hemen hepsinde de ilk madde olarak karşımıza “amaç belirlemek” çıkmaktadır. Aslına bakılırsa bu işi kişisel gelişim kitaplarının uhdesine bırakmış olmamız içler acısıdır. Bir yandan da zamanı iyi yönetmek konusunda ne kadar ilgisiz olduğumuzu göstermektedir bu durum.
Zaman yönetimi kitabı okuyup kendine bir amaç belirle sorusu ile muhatap olmak çok acıdır inanan insanlar için. Maalesef o kadar çok şeyle oyalanıyoruz ki ana gündemi atlayıp başka işlerin peşinde zaman harcıyoruz. Yapılması gerekenler yerine başka şeylerle zaman harcayınca günün sonunda büyük bir yorgunluk ve hiçlik hissi ile muhatap oluyoruz. Niçin yaratıldığımızı, ana gayemizin ne olduğunu, niçin çalışmamız gerektiğini unutuyoruz.
Diyebilirsiniz ki sende dönüp dönüp insanın yaratılış gayesine geliyorsun. Son zamanlarda o kadar savrulmuş ve kendinden geçmiş görüyoruz ki insanlığı dönüp dönüp insanın asıl gayesini hatırlatma ihtiyacı duyuyoruz. İnsan ancak üzerindeki sorumluluğun ne kadar önemli olduğunu idrak edince suni gündemlerden kendini kurtarıp ana gündeme odaklanabilir. O halde peygamberler tarihi kitaplarımızın sayfalarını tekrar aralayalım. Zira insan en çok yaşanan olaylardan ders çıkartabilir kendine. Peygamberler tarihi dediğimiz insanlık tarihidir. Bu nedenle tekrar tekrar okumalıdır insan kendi tarihini.
Peygamberler tarihini okuyunca görüyoruz ki tarih boyunca hep bir iyiler ve kötüler savaşı olmuş. Durum ne olursa olsun sonunda kazanan hep hak için çalışan taraf olmuş. Ayrıca kötünün yanında yer almasa da hakkın yanında yer almayanları bekleyen sonun da çok iyi olmadığını görüyoruz. Şimdi bunca şeyi hatırladıktan ve idrak ettikten sonra hâlâ amaçsız ve gayesiz bir şekilde oradan oraya savrulmamız mümkün müdür? Yeryüzünde hakkı hâkim kılmak için çalışmak yerine ortada sarılabileceğimiz bir bahane kalabilir mi ki?