Başbakan Erdoğan diyor ki, Mesela barış diyorlar. Bu
devletler arasında olur. Bir defa bizim devlet olarak bölücü terör örgütünden
bir yaptırım olarak isteklerimiz olabilir. Nedir bu Bir; silahları bırak,
ülkeyi terk et veya suça bulaşmamış olanlar varsa gelsinler. Bir defa Habur da
çağrı yapmıştık. Neydi Suça bulaşmamış olanlar gelsinler ifadelerini versinler
ve yuvalarına dönsünler. Biz o zaman her şeye rağmen yaptık ve gidenler oldu. O
zaman muhataplarımız sözlerinde durmadılar. Orayı bir miting alanına çevirdiler
ve arzu edilen gibi olmadı.
Hem müzakere süreci (ki bu da legal yapılar arasında
olur) diyor Sayın Başbakan, böylelikle terör örgütünü bir muhatap olarak
kabul ediyor, hem de devletler arasında olur diyerek kamuoyuna bizim dikte
ettiklerimizi kabul etmek zorundalar mesajı veriyor ki, Apo ile görüşen
BDP lilerin görüşme tutanaklarına bakılırsa durum bundan epeyce farklı gibi.
Nitekim, birkaç gün önce de genel af olmayacak açıklaması geliyor Sayın
Başbakan dan. Birbirinin zıddı açıklamalarla iyi polisi de, kötü polisi de
kendisi oynuyor adeta. Sanki, bir kez daha kamuoyunun gazı alınıyor bu konuda
da.
Başbakan ın BDP liler çok konuşuyor demesi hayli
ilginç. Yani, Apo yla görüşmeyi basına sızdırmasalar ve kimseler bu skandal
ifadeleri duymasa hiçbir sorun olmayacağını ifade etmiş oluyor Başbakan
aslında. Kızgınlığınnı sebebi belli ki bu. Apo yla konuşulanları kimin
sızdırdığı değil mesele, terör örgütünün Türk devletinin muhatabı haline gelmiş
olması ve Apo nun bir kanaat önderi gibi konuşması asıl sorun. Kamuoyunun
önüne konan ve türlü çeşitli taktiklerle sorgulanması ayıp, reddi imkansız
mükemmel bir barış planı olarak konumlandırılan çözüm (!) süreci ne n ufak
bir eleştiri getirilememesi, içeriği belirsiz bir şey e toplumun inanmak
zorunda bırakılması halidir asıl büyük sorun.
Aynı atmosfer, açılım sürecinde de yaşanmıştı. Açılımın
fiyaskoya sarması üzerine klasik provokasyon , barış istemeyenler türünden
gerekçeler ileri sürülmüştü. İlhamı ABD Başkanı Obama nın 2099 Nisan ındaki
Türkiye ziyareti olan açılım için de sorgulanması bile düşünülemez ve kabulü
zorunlu gibi bir tavır vardı o zaman da. Habur da yaşanan rezalet, açılımın
hızını kesmişti malum.
Bugün de, skandal tutanaklar, süreci sabote etmek
olarak değerlendiriliyor. Şekli bir itiraz tabii ki bu; içeriğin rezaletini
göstermemeye çalışıyorlar yine. Durumun vahameti de arada kaynıyor.
Bu iş başarısız olursa, 50 bin kişiyle halk savaşı
olacak. Ne eskisi gibi yaşayacağız, ne eskisi gibi savaşacağız diyen Apo, bu
cesareti kendisini muhatap kabul edenlerden bulmuyorsa kimden buluyor Bu
sözler, yenilir yutulur sözler midir Kamuoyu, çözüm diye konan ve ne menem
bir şey olduğunu kimsenin bilmediği bu durumun sonuçlarının ne olacağını nasıl
kestirecek içeriği bilmezse
Son zamanların en popüler ve içi boş ifadelerinden
birisiyle bitirelim. Barış dili inşa etmek ifadesi, kerameti kendinden menkul
ve sonuçlarının şüpheli olduğu bu sürecin iki taraftan da destekçilerinin
dillerinden düşmeyen bir tabir. Kiminle inşa edilecek; İmralı da bulunan mahkum
ile, terör örgütüyle. Sanki barış güvercinleri de bunlar, birden bire barış
dili inşa etmekten bahsedebiliyorlar. Kendi masum insanlarının, suçsuz
kurbanlarının hakkını savunacak yerde, tescilli suçlularla, katillerle ortak
bir barış dili kurmaktan, barışa yönelik çözüm (!) adımları atmaktan
bahseden bir ülke! En ufak bir soru sormak, en basit bir sorgulamaya girişmek,
peşinen barış istemiyor sakilliğiyle karşılık buluyor. Süreci sabote etmek
tabirini duyuyorsunuz bu sefer de.
Önümüze konmuş bir hap, ille de bunu yutmaya
zorlanıyoruz. Hangi hastalığa şifa olacağını bilen yok ama yutmak zorundasınız.
Terörü legalize etmekle, dış politikadaki kırmızı çizgilerini kendi eliyle
silmekle, Türkiye zaten bu hapı yutmaya dünden razı görünüyor.