Siyasal üslubun yerlerde süründüğü; tahammülsüzlüğün, hoşgörüsüzlüğün

toz dumanı içinde sağlıklı düşünme zamanı değil. Çünkü gerilim öylesine

yüksek ki, olup biten olaylar bu hoşgörüsüzlük ortamında sürüp gidiyor.

Siyasal tarihimizin en pespaye dönemi. Taraflar bundan oy rantı

devşiriyorlar. Bu tutumla oylarını kemikleştiriyorlar. Biri makûs

muhalefet olmanın yerini sağlamlaştırma, cadı kazanı gibi olan siyasal

çizgilerinde tutunma çabasında, diğeri ise "dik durma" fenomeninin

tuhaflığında. Bitmez tükenmez bir gerilim ve öfke girdabıdır bu. Bu,

biraz da 28 Şubat sürecinin öfkesi. Hâlâ mazlumluk psikolojisiyle

hareket ediliyor.

Siyasal tarihimizde siyasa liderler çokça hapse girip çıktılar.

Bunların hemen hepsi rejim tarafından cezalandırıldı. O dönemler geçip

gitti. Fakat 28 Şubat sürecinin mağduru gibi görünenler on yıldır

iktidarda ve acımasız bir üslup ile taraf olmakta. Bizim asıl sorunumuz

bu mu Ne yazık ki kitleler bu anafora sürükleniyorlar. Taraflar da

âdeta bu hedonizmden haz alıyorlar.

Ülkenin içinde bulunduğu açmazların aslı bunlar değil.

Öyle ise

Suriye konusu mezhep çekişmesine indirgenmiş, taraflar iç siyasada

kavgayı bu düzleme indirgemiş. Savaşın mantığı, süreci, gelişen

olayların arka planı bir türlü gerçek hâliyle tartışılıp konuşulmuyor.

Bunun üzerinde ısrarla duruyoruz. Ne ki, İzmire NATO üssü konuşlanırken

bunun Müslümanlara karşı kullanılmayacağını söylemişti devlet

yetkilileri. Uzun çekişmeler sonunda Türkiye yönetenleri NATO üssüne

razı olmuşlardı. İlkin bu üs Libyada Müslümanlara karşı kullanıldı.

Şimdi ise Suriye sınırında NATO füzelerinin konuşlanma talebi gelmiş.

Hem de Türkiye tarafından! Üstdüzey yetkililer arasında da çelişkili

açıklamalar var.

Gerek NATO, gerekse BM yarın bir gün ülkemiz çıkarları söz konusu

olduğunda içimizdeki üslerinden füzeleri bize yöneltirse buna nasıl bir

karşılık verilecek Asıl tuhaflık burada. Dün bu füzeler Libyaya karşı

kullanıldı. Biz Fransızların, İngilizlerin, Amerikalıların ve

İtalyanların bir kuyruğu olduk savrulduk. Bugün, batılılar keyiflerine

göre bir tutum içindedirler. Türkiye Suriye bataklığına itilirken

kendileri geri çekildiler. Türkiye Suud ve Katar ile üstlendiği rolde

ortada kalınca dünya kamuoyuna yalvarıp duruyor. Onlar ise tınmıyorlar.

Müslümanlar birbirlerini yesin bitirsinler diye bekleyeduruyorlar.

Asıl açmaz, Türkiyenin NATO füzelerinin Suriye sınırına

konuşlanmasını istemesi. Amerika ise aylardır seçim yoğunluğunda.

Adaylardan Obama Orta Doğuda en önemli müttefikimiz İsraildir

açıklamasında bulundu. Amerika kendi müttefikini kollayıp dururken

Müslümanların katlolunması onu niçin ilgilendirsin ki Hem Suriyenin

daha bir parçalanmış olması işini kolaylaştırmaz mı

Müslümanlar bu süreçte korkunç bir kafa karışıklığı yaşıyorlar.

Suriye konusu alevi olgusu içinde ele alınınca cehepe karşıtlığına

bürünüyor. Türkiyedeki iç kavga ile Suriye kavgası birbirine karışıyor.

Siyasal üslubun bu kadar ayağa düştüğü bir zamanda sağlıklı

düşünülebilinir mi Dış siyasa, uluslararası ilişkiler bile bu kör

dövüşe kurban oluyor.

Entelektüeller düşünce üretmek yerine kağanın tarafı oluyorlar.

Gerilim okları birbirine doğrultulmuş en acımasızca birbirlerini hedef

alıyorlar.

Günümüz Müslümanının bilinç sorunu var. Bilinç korkunç yaygaraların

kurbanı. Anlık hesaplar, kısa süreli çıkarlar daha çok hoşlarına

gidiyor. Uygarlık, tarih, kültür ve din bilinci için yeni bir süreç

gerekiyor. Başka çıkış yolu yok.

Korku psikolojisi de insanı tüketir.