Türk ekonomisinde işler hiç de iyi gitmiyor. Saklanmaya
çalışılan gerçekler vatandaşın sırtına binen bir yüke dönüşüyor ve gün yüzüne
çıkıyor. Enflasyon hedefinin tutma imkanı yok, işsizlik gündeme dahi
getirilmese de halkın en büyük sorunlarından biri, büyüme durma noktasına doğru
gidiyor, Türkiye tüketerek ve borçlanarak büyüme saçmalığının cezasını halka
ödetiyor.
Artık üreten kesimler, üretmenin meşakkatleriyle
uğraşmıyor, siyasi iktidarın göz bebeği olan müteahhitliğe yönelmeyi tercih ediyor.
Üretim yaparken bulamadığı kazancı inşaat yapmakta buluyor. Tabi, inşaatla elde
dilen büyümenin sürdürülebilir ve sıhhatli bir büyüme olmaması da Türk
ekonomisini oksijen çadırına doğru götürüyor.
Bu atmosferde, Amerikan Merkez Bankası Fed kaynaklı
küresel piyasalardaki hareketlilik, özellikle de Türkiye gibi gelişmekte olan
ülkeleri epeyce sarsmakta. Ekonomide çarkların dönmesini ve borçların
ödenmesinin çaresini sıcak parada ve borçlanmada bulduğunu sanan Türkiye, şimdi
bir de dolar kurundaki yükselmeyle sallanmaya başlıyor. Dolardaki artışın dış
borç miktarını da arttırdığını unutmamak gerek.
Sağlıksız ekonomide suçu üstlenen kimseler yok. Tersine
halka pembe masallar anlatılıyor, 2023 hedefleri diye afaki bir şey den
bahsederek kamuoyunun dikkati dağıtılıyor. Gerçekte ise olan her zamanki gibi
vatandaşa oluyor.
Dolar kurunun yukarı doğru hareketlenmesi bahane ediliyor
ve tabi ki bunun faturası yine vatandaşa çıkıyor. En önemli gider kalemlerinden
olan enerjiye, özelde doğalgaz ve elektriğe yüzde 9 oranında zam gelmesinde,
dolardaki hareketlilik kadar bütçedeki kötüleşmenin gelmediğini kim
söyleyebilir ki Doğalgaz ve elektriğin zamlanmasının bir domino etkisiyle
diğer kalemlere de yansıyabileceğini söylemeye gerek bile yok.
Birkaç gün öncesinden zamma dair ipucunu veren ve bunu da
2.25 lere bulan dolara bağlayan Enerji Bakanı, böylece bu güncellemeyi
dolar kurunu günah keçisi ilan ederek üzerlerinden atma yolunu tercih etti. Her
nedense, dolar kurundaki düşüş, bugüne kadar hiçbir zaman elektrik ve doğalgaz
fiyatlarında bir düşüş olarak vatandaşın cebine yansımazken, yukarı doğru bir
hareketlenmenin anında vatandaşa fatura edilmesi de bir Türkiye klasiği
olarak görülebilir.
Ücretlere, misal asgari ücretliye veya memura maaş zammı
söz konusu olunca kuruşların hesabını yapan, simit üzerinden zamları bahşeden
siyasi iktidar, Biz dövizle alıp TL ile satıyoruz bahanesiyle elektrik ve
doğalgaza yüzde 9 zammı vatandaşın sırtına yükledi. Kendisi söz konusu olunca
dolar ile alıp TL ile satıyoruz bahanesini yeterki bulan iktidara
hatırlatmalı; vatandaşın masrafları da bir bakıma dolar ile satın alınıyor ve
vatandaşın harcadığı para da TL cinsinden ! Zamların, Ekim-Aralık dönemini
kapsayan 3 aylık bir süre için geçerli olduğunu ve 2015 başında yenilerinin de
sırtımıza yüklenebileceğini hatırda tutmak gerek.
Bu arada, Enerji Bakanı dolar kurunun 2.25 leri aşmasını
gerekçe gösterirken, son üç yılda enerji fiyatlarına yapılan zamlara ve dolar
kurundaki artışa bir bakmak lazım. Son 3 yılda doğalgaza yüzde 57.9 zam
yapılırken, aynı dönemde elektrikteki zam oranı yüzde 39 olmuş. Ekim 2011
itibariyle dolar kuru 1.82 lira iken, şimdi 2.28 lira seviyesinde ve bu 3
yıllık sürede dolardaki artış yüzde 25 civarında gerçekleşmiş. Yani aynı zaman
zarfında elektrik ve doğalgaza yapılan zamlar dolardaki artışı bir hayli
sollamış.
Bu arada, zamma rağmen Avrupa nın n ucuz doğalgazını
kullandığımızı iddia eden Enerji Bakanına, Avrupa daki milli gelir ortalamalarıyla
Türkiye dekini kıyaslamasını söylemek gerekecek herhalde.
Ekonomide alınan tedbirler hep mi vatandaşın cebinden
alıp götürecek Siyasi iktidarın yanlış politikalardaki ısrarının faturasını
niye hep vatandaş ödüyor Dolar artarken halka yansıyan fiyatlar artıyorsa,
dolar düşerken de fiyatlar düşmeli o zaman. Veyahut dolardaki artış halkın
ücretlerine de yansıtılmalı.
Milletten yana olmak, zamanında Erbakan Hoca nın işçiye,
memura, emekliye verdiği gibi zam verebilmektir, zamları halkın sırtına
yüklemek değil. Ak Saray a, Cumhurbaşkanlığı uçağına milyarca lira harcayıp
tasarrufu halkın sırtından yapmak hiç değildir.