Demokrasi eksenli siyaset okumalarında ana vurgu “halk” üzerinedir. Halkın kendi kararlarını verebilmesi, kendi kendini yönetmesi bir erdem olarak gösterilir.

Batı ürünü siyasal sistem olmasından ötürü bunun ne kadar gerçekçi bir nitelik arz ettiği hususu ayrı bir konudur muhakkak.

Ne var ki, insanlar kendilerine verilen bu imkândan memnun gözükmektedir henüz.

Ama demokrasinin öznesi halk, demokratik kurumların başında yer alan seçkinler tarafından çok da muteber görülmez.

Başlıkta bahsi geçen “halka rağmen halk için” söylemi Halk Partisi’nin (CHP) seçmene yani halka yukarıdan bakış açısına sahip olduğunu vurgulamak için zikredilir.

Dönemin İstanbul valisi ve belediye başkanı Fahrettin Kerim Gökay’ın meşhur ifadesiyle “halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremiyor!” şeklindeki elitist söylem yerden yere vurulur.

Plaja akın eden halk; sıradan bayağı bir kitleyi tanımlarken, vatandaş ise elitleri, seçkinleri, okumuşları, zenginleri tanımlar.

Halk denilen kitle denize kapri ile girerken vatandaş olanlar slip mayo ile girerler.

Örnekler çoğaltılabilir ancak derdimizi anlatmaya bu kadarı kâfi gelir sanırım.

Mesele; ülkenin geleceğini belirleyeceği söylenen halk denilen kitleye okumuş adamların güvenmemesi meselesidir. Onlara göre “ülkenin geleceği eğitimden, kültürden, gelirden yoksun kitlelerin eline bırakılamaz” zira!

Nitekim dünün plaja akın eden halk tabiriyle bugünün göbeğini kaşıyan adam nitelemesi aynı mana taşır.

Bu zaten bilinen bir durum tabii.

Burada ilginç olan ve bu köşeye bu vurgunun taşınmasına neden olan şey, halka rağmen halk için siyaset yapan vatandaşlar trenine “halk”tan binmeye çalışanlara dikkat çekmek isteyişimizdir.

Geniş toplum kesimlerine onlarca yıl kapılarını kapatan CHP, bugünkü yönetim kadrosu eliyle bu imajını düzeltmeye çalışıyor, ki İmamoğlu neticesi böyle bir neticeydi.

Bunda ne kadar başarılı olur konusu ayrı bir konu elbette. Zira Muharrem İnce ve ekibinin hamlesi eski alışkanlıkları diriltme motivasyonuna dayanıyor malum.

Ama burada sıkıntılı olan konu; siyasete çıktığı günden beri milletin gönlünde konumlanan, halk ile halkın diliyle konuşabilen, siyasi mücadelesinde halktan icazet alma derdinde olan kesimlerin bugün “halk” hakkında konuşurken “koyun sürüsü” yakıştırması seviyesine düşmesidir.

Halbuki geçmişte “aziz milletimiz” diye hitap ettiğiniz kesimlere bugün “koyun” yakıştırmasını yapıyor olmanız sizi siyaset sahnesinde güçlendirmez, zayıflatır.

İtibarınız, güvenilirliğiniz sarsılır.

Belki TV programlarında, sosyal mecralarda siyaset yapabilirsiniz ancak sahaya çıktığınız zaman karşınızda dirençli bir kitle bulursunuz.

Size düşen halkı değil, halkı aldatmayı başaranları karşınıza almak, onlarla mücadele etmektir. Yoksa işbirlikçiye doğru attığınız tokat, kalkan olarak kullanılan halka vurulmuş olur.

Böyle olunca da iyiliği için koşturduğunuz halk sizi kendisine düşman beller ne yazık ki.

Sosyal medya mecralarında son zamanlarda sıklıkla paylaşılan “ekonomik sıkıntılardan dert yanıp sonra oyunu alternatifsizlikten AKP’ye vereceğini söyleyen insanlarla” dalga geçmek size hiçbir şey kazandırmaz örneğin.

Erbakan Hoca’nın tabiriyle “…oh olsun iyi ki aç kaldınız diyemem, siz benim milletimsiniz, yeniden büyük Türkiye’yi sizinle kuracağım.” demek düşer bilinçli zihinlere.

Aksi takdirde halka rağmen halk için siyaset yapanların hali ortada.