Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir konferansta konuşmacının konusu şiddet üzerine idi. Şiddete yol açan sebeplerden uzun uzun söz etti. Hatta kendisinin ilkokulda okul müdüründen ve babasından yediği tokadın acısını unutmadığını, onlara karşı kin beslediğini ve içinde onları öldürdüğünü söyledi. Ayrıca hapishanelerdeki katil mahkûmlarla da söyleşi yaptığını örneklerle anlattı. Bütün bunlardan bahsettikten sonra da soru cevap faslına geldiğinde biz de kendine sorduk. “Hocam; bu işin hiç manevi boyutu yok mu?” Hoca da, “ben yok mu dedim?” “Yok demediniz ama var da demediniz. Hiç konu etmediniz. Asıl burada işin manevi boyutu yıllarca ihmal edilmiş diyerek anlatılamaz mıydı!?” Böylece tartışma başladı ve uzayıp gitti.

Bundan şunu anladım ki, geçmişte olduğu gibi bugün de konu üzerindeki otoriter insanlar maneviyattan, Allah’ın koyduğu emir ve yasaklardan hiç bahsetmiyor, sanki dini bu işe karıştırmamaya çalışıyorlar. İşte gençlik bundan ötürü maddeci, materyalist, batı hayranı olarak yetişiyor. Bizim gençliğimizde de maalesef durum farklı değildi. O yıllarda gençliğin modası giysi olarak İspanyol paça, konuşma dili ise teşekkür yerine mersi, oley, I love you diyerek çağdaşlık adına batı hayranlığı alabildiğince devam ediyordu. 

Yine o yıllarda kulakları çınlasın halk ozanı âşık Mustafa Ruhani yazdığı şiirinin bir kıtasında şöyle diyordu: 

Öteden gel öteden, beynimizi kıt eden, 

Gençliği berbat eden, daha bize ne olur, 

Çalıyor TRT’den. Pop pop pop bala, pop bala yavrum pop bala,

Müzik ruhun gıdası, bakma paraya pula.

Evet o zamanlar televizyon olarak sadece TRT vardı ve gençliği müziklerle dejenere ve berbat ediyordu. Şimdiyse bütün özel kanallardaki diziler, evlendirme programları, yarışmalar vb. programlar gençliği maneviyattan uzaklaştırıp nefsine esir eden duruma getiriyorlar. Aslında bu ayrıca bir yazı konusu ama. Şimdi yeri geldiği için kısaca değindik. 

Kendisiyle teşriki mesaide bulunduğum bir dostum bana şöyle bir şey anlattı: 

Kızılay’da durakta otobüs beklerken, karşıda gözüme bir mağazanın levhası ilişti. Durakta bulunan bir üniversiteli genç kıza sordum; “Kızım bu levhada ne yazıyor?” Dedim. Kız da, “yabancı bir yazı olduğunu,” söyledi. “Ne yazıyor,?” dedim. “Ben de bilmiyorum.” dedi. İşte üniversiteli bile bugün dükkânlarımızın levhasını okuyamaz ve bilmez halde iken avam ne bilecek? Peki, ama bu böyle mi gidecek? 14 yıldır bizi idare eden iktidar manevi değerlerine bağlı olduğunu sık sık söylemekte, ayrıca her seçim döneminde de Milli Görüş kökeninden geldiklerini iddia etmektedirler. Ama ne yazık ki icraatları tamamen laiklik, batı hayranlığı ve Avrupa Birlikçi… Bu hususta söylenecek çok şey var ama, bana çok anormal gelen bir husustan daha bahsetmek istiyorum;

Bendeniz radyoları dinleyen, takip eden biriyim. Daha önceki iktidarlar zamanında rastlamadığım ve hayretler içerisinde zaman zaman dinlediğim radyo şema, 24 saat Hristiyanlık propagandası yapıyor. İncil ayetlerinden örnekler sunuyor. En ince ayrıntısına kadar Hristiyanlığı anlatıyor. Şimdi diyecekler ki, biz laik bir ülkeyiz. Bunun için bunlar normaldir. Peki, Avrupa ülkeleri laik değil mi? Onların radyolarında İslam’ı anlatan bir program var mı? Kur’an ayetlerini okuyan radyo var mı? Ben kendi çapımda araştırma yaptım ve bunun olmadığı tespit ettim.  

Tabi ki günün 24 saatinde Hristiyanlık propagandası yapılır da Allah’ın indinde tek din olan İslam’dan bahsedilmezse gençlik de yukarda bahsettiğimiz gibi yetişir. Siyasetçiler de sadece hamasi nutuklarla meselenin ehemmiyetini toplumdan saklayıp gidişatı müspet göstererek günü kurtarma politikalarına devam ederler. Hakkı gören göz, hakikati idrak eden öz, hidayeti bize tez ver Allah’ım!.. Vesselam.