Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Müslümanlar olarak kaybettiğimiz güzel huylardan birisi de güvenilir, emin bir kimse olmaktır. Benim sırtımı dayadığım dağ gibi kardeşim var diyebilmek, bir insanın en büyük zenginliğidir. Peygamberimiz “Muhammedü’l-emîn” değil midir? Mümin de rahmet peygamberinin bir ümmeti olarak kardeşleri için emin kimsedir. “Güvendiğim dağlara kar yağdı” sözü, genellikle sırtını dayayarak iş tuttuğun insanların bu güveni zedeleyecek davranışlarda bulunması hali için söylenir. Güven, itimat, korku ve kuşku duymadan inanma, bağlanma ve yaşama demektir. Peygamberimiz ne güzel buyurmuş: “Müslüman elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.” (Buhari) Halini bildiği halde, bir dost, dostunun derdine çare olmayıp, maslahatı için onu ateşe atıyorsa, durup düşünmek gerekir. Mehmet Akif’in Sadi’den tercüme ettiği bir şiiri şöyledir: “Ya bu âlemde vefa yok zaten, Ya vefasız bütün ebna-yi zaman; Kime ok atmayı öğrettimse, Sonra bir gün beni de aldı nişan” Zaten insanı yaralayan da bu değil midir? İnsanız, güvendiğimiz dağlara kar yağınca üzülürüz, kırılırız, yıkılıp kalırız. Gözyaşlarımız içimizi ıslatır da dışımıza bir şey yansıtmayız. Gönlümüz kırılır da, bu kırgınlıkla kendimizi yeriz, ölürüz de, arkamızdan ağlayanımız bile olmaz. Bize; “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye” derler de, Niğde’ye kadar gidecek mecalimizin kalıp kalmadığını hesaba katan bile çıkmaz. Elimizdeki ekmeği bölmeden dostumuza veririz de, o bizim midemizin ne halde olduğunu anlamak dahi istemez. Ve biz, yine teselliyi kendimizi döverek bulmaya çalışırız ve deriz ki; “Altının altınlığını sarraf bilir derler. Ey azgın nefsim, şayet sen bakır isen, altın suyuna batırılmış olman seni altın eylemez. Sen bakır değil de altın olsaydın, sarraf seni vitrine koyardı. Bil ki sarraf bakır olanı vitrine koymaz. Ey nefsim, ne olur, bunu gör artık...” Yine Mehmet Akif bir şiirinde şöyle diyor: “Arkamda serilmiş yere bir mazi var, Karşımdaki müstakbelim ondan da harap. Hâl ortada, bir çöl ki, sudan vazgeçtim, Yok ye’simi aldatmaya bir damla serap.” Açıktan günah işleyene inatla gösterilen müsamaha, bu davranış günahtır diyene gazap ve kahır olarak dönüyorsa, Allah nasihat edeni hakir göreni iflah eylemez. Helalleşmek, güzel şeydir, ancak bu mümin bir kardeşine sürekli zulmederek olmaz. Neyse ki ölümden ötede hesap günü var. Dünyada çözülemeyen kimi işlerin helalleşmesi galiba hesap gününde olacak…

TESETTÜR

Kadın ve erkekler, Allah’ın kullarıdır. Müslüman kadınların ve erkeklerin, Allah yolunda cihat ederken uyacakları, muaşeret ve ahlâk kuralları, Allah ve Resulü tarafından anlaşılır bir şekilde ortaya konulmuştur. İslam; kadınlar üzerinden erkekleri, erkekler üzerinden de kadınları itibarsızlaştırmaz. Her şeyden önce kadınlar ve erkekler, bir diğerine eş olarak yaratılmış iki farklı kişiliktir. Aile ve toplum hayatında kadın ve erkeklerin örtüşen görevleri olduğu gibi ayrışan görevleri de vardır. Kadınlar ve erkekler, aynı camide, belli kurallara uymak koşuluyla Cuma ve vakit namazları kılabilirler. Erkeklerin safları arasında kadın bulunmayacağı gibi kadınların safları arasında erkek bulunmaz. Camilerde kadınlara ayrılmış bir mekân yoksa erkekler caminin önünde, kadınlar da arka tarafında saf tutarlar. Camide imamlığı da müezzinliği de erkekler yapar. İmam erkeklerden olsun müezzin de kadınlardan olsun denmez. Yine erkeğe de kadına da farz olan hususlardan birisi de tesettür emridir. “Avret” kadın ve erkeğin örtmekle mükellef olduğu yerlerdir. Kadının el ve yüzü hariç bütün vücudu avrettir ve çarşıya pazara, camiye, toplantıya giderken mutlaka tesettür emrine uygun bir kıyafete sahip olması gerekir. Bu şarta uymadan evinden dışarıya çıkan her kadın ve erkek Allah ve Resulünün emrine isyan etmiş olur. Böylesi bir muhalefeti hoş karşılamak da, Allah’a isyana ortak olmaktır. Ahzab Suresi 36. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Tesettür ibadeti müminler için bir güzellik ve erdemdir. Örtünme, aynı zamanda bir ibadet hürriyeti ve insan hakkıdır. İnandığını iddia ettiği halde bir Müslüman kadının tesettüre riayet etmeksizin, uygunsuz kıyafetlerle ortalıkta dolaşması, hem kendisi, hem de muhatapları için büyük bir zulüm ve fesat olur. Allah fesada sebep olanlarla göz yumanları da sevmez.

DÜNYA TATLIDIR

İnsana dünya hayatı tatlı gelir. Dünya sevgisi her çeşit hatalı davranışın başıdır. Bir şeye karşı olan aşırı sevgi, insanı kör ve sağır yapar. Peygamberimiz buyuruyor: “Dünya tatlı, yeşil ve hoştur. Allah sizi ona, halife ve varis kılacak ve nasıl hareket edeceğinize bakacaktır. Öyleyse dünyadan sakının, kadınlardan da sakının. Zira Beni İsrail’in ilk fitnesi kadın yüzünden çıkmıştır.” (Müslim, Zikir 99) Bundandır ki, dünya şehvetinden, kadın şehvetinden, mal, mülk ve şöhret şehvetinden korunmak, sakınmak gerekir. Göz bakar, nefis azar, gönül kayar.

Burada kadından korunun demek, kadını da erkeği de sıkıntıya sokacak hallerden sakının demektir. Bu konuda Nur Suresi’nin 30 ve 31. ayetleri açık hükümler içerir. Allah’a ve Resulüne saygısı olanlar, bu hükümlere riayet ederek kulluk görevlerini yerine getirirler. Zamanın ve şartların değişmesiyle, Allah ve Resulünün koyduğu bağlayıcı hükümler değişmez. İslam yolunda cihat eden kadın ve erkekler, Allah ve Resulünün gazap ettiği itaatsizliklerden sakınırlar. Selam hidayete tabi olanlara…