YERYÜZÜ “sevgi” üzerine kuruldu, denir ya! “Aile”, insanlık tarihi kadar eski olan kurumdur. Adem, Havva ve çocukları dünyanın en küçük; fakat en mutlu, en huzurlu ilk kurumu olan “aile”yi oluşturdular. Aile kurumundaki sevgi, sıcaklık, birbiri için yaşama anlayışı ve vefakârlığını başka hiçbir yerde bulamazsınız. Aile mutluluğunu yakalayamayan insan, mutluluğu ne kadar ararsa arasın, ailedeki karşılıksız fedakârlık ve sıcaklığı bulamayacaktır.
Toplum, “en küçük kurum” durumundaki ailelerden oluşur. Aileyi güçlü ve sağlam tutan ahlâkî ve manevi değerler de güçlendirilmelidir. Bunu sağlayabilmek için gerekli olan manevi ve maddî pek çok dayanağımız vardır. Rabbimiz, “Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık” (Hucurât, 13) buyurarak ilk insanla birlikte “ailenin vazgeçilmezliğini” bildirmiştir. Türkiye Anayasası’nın 41. Maddesi de devlete ve millete aileyi koruma görevini yükler.
Aile kurma konusunda insana yüklenen görevin ihmali, aile kurumunun büyük darbeler almasına yol açtı. Nüfus arttıkça ilk evlilik yaşının hızla yükselmesi, boşanma olaylarının gün geçtikçe artması, aile oluşturmanın bir ticaret gibi görülmeye başlaması, sapkınlığın meşrulaştırılması ve sosyal çalkantılar aileye darbe vuran etkenler arasındadır.
Aile kurumuna sahip çıkmak devlet ve millet olarak hepimizin görevidir. Günümüz şartlarında aile kurumunun güçlendirilmesi toplumun güvenlik meselesi haline gelmiştir. Güvenliğimizden ve yarınlarımızdan vazgeçemeyeceğimize göre, aileyi güçlendirip sağlam bir toplum haline gelebilmek için bütün gücümüzü seferber etmeliyiz.

DUYARLI OLMALIYIZ
SÖMÜRGECİLERİN, bir ülkeyi yok etmek, değerlerinden uzaklaştırmak için ilk hedef aldıkları kurum “aile”dir. Siyon Liderleri’nin Protokolleri’nde, “sömürüyü devam ettirmenin yolu” olarak, “aile kurumunu tahrip etmek” öncelikli olarak sayılmıştır. Sapkın yönelimlerin meşruiyet kazandırılmasının temelinde bu anlayış yatar.
Aile kurumu tehdit altındadır. Önce bu tehdidin nereden geldiğini bilmeliyiz. “Ailenin korunması” mücadelesi veren DİN-BİR-DER Genel Başkanı Muhittin Yıldırım, bir konuşmasında, “Her beşeri ideoloji ailenin düşmanıdır” diyerek şunları anlatmıştı:
“Şeytan, Adem’i cennetten çıkardıktan sonra hiç izin yapmadı. Kimi eline geçirirse yoldan çıkarmak istiyor. Ailenin 1 numaralı düşmanı şeytandır. 2 numaralı düşmanı nefsimiz. 3’üncüsü İslâm düşmanlarıdır.” (12.09.2021)
Prof. Dr. Burhanettin Can, “Aileyi korumak için, ‘aile okulu’ kurulmasını” (12.09.2021) önerir. MEDAV Genel Başkanı Tayyip Elçi, “Aileyi korumanın millî güvenlik meselesi haline geldiğini” anlatır: “Aile dünyadaki ilk kurumdur. Aile yapısı çürük olan bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir. Uluslararası örgütler Türkiye’ye eşcinselliği kabul ettirmek istiyor.” (Millî Gazete, 23.11.2021)
Türkiye, daha fazla örselenmeden, yaralar derinleşmeden “aileyi koruma” altına alma mücadelesini kazanmak zorundadır. Çünkü aile bizim özelimizdir. Bu kurumun bir mahremiyeti vardır. Dıştan müdahaleyi kaldırmaz. Aile kurumunu ahlâkî ve manevi değerlerle yön vermeliyiz. Devletimizi büyük yapan bu değerlerdir. Düşmanlarımız bile, milletimizin güçlü ve sağlam aile yapısına hayrandır.
AİLE KORUNMALI
AİLE, toplumun en temel kurumu, en sağlam hücresidir. Bütün alanlar aile kurumunu korumak amaçlı yapılandırılmalıdır. Eğitim, gençlere evlilik yaşına geldiği zaman, evlenebilecek şekilde düzenlenmelidir. Öylesine hantal bir eğitim sistemimiz var ki, gençler çoğunlukla 30 yaşından sonra evlenme fırsatı bulabiliyor. 12 yıllık “zorunlu eğitim” öğrenciyi, zorunlu olarak üniversiteye yönlendiriyor. İşini kurma, evlilik için taleplere cevap verme, derken gençler yaşlanıyor.
TV’lerde yayınlanan pek çok dizi de aile kurumuna düşman. Gençleri evlilikten soğutan yayınlar yapıyor. Bir “anne” olan araştırmacı yazar Gülizar Sinay, “Üç kızım var, üçü de evliliğe olumsuz bakıyor” diyerek şunları anlatıyor: “Diziler toplumun psikolojisini bozuyor. Ailesiz toplum anlayışına itiyor. Her erkek aldatır, güvenilmez, tezini işliyor. Kadını düzgün yetiştirebilirsek toplum düzgün olur. Kadın sömürülüyor. Yeni kadın tipi oluşturuyorlar.” (Millî Gazete, 28.11.2020)
Aile kurumuna saldırılar o kadar ileri noktaya ulaştı ki! Sanki gizli bir el, aileyi yok etmeye, başsız ve babasız bırakmaya azmetmiş. Kız, erkek gençlerimizi edep ve iffetinden soyutlamaya çalışıyorlar. Peki, geriye ne kalıyor? Değerleri, maneviyatı ve millî kimliğinden uzaklaşmış, her şeyi maddeden ibaret gören bir insan yığını. Ne ideali var; ne de huzuru!
Problemler ve çözüm yolları ortada. İnsanları ailenin himaye ve sıcaklığından mahrum edemeyiz. Ahlâkî ve manevi duyguları güçlendirmeli; insanlara “yaşanılabilir bir hayat”ın yolunu açmalıyız.