İnsanı insan eden, güzelleştiren gönlü genişliği, hoşluğu, sevgi doluluğudur. Bunu söylemenin bile bir gereksizlik olduğunu söylemeye gerek var mıdır? Nedense bunu anlatma ve bilme gerekliliği ağır basıyor gene de. Durumlar bunu gerekli kılıyor.
Alabildiğine gergin, stresli, yorgun bir dünya ortamındayız. İnsanların insanlarla olan ilişkileri oldukça duyarlı bir durumda. İnsanın insanla olan bağı her geçen gün azalıyor. Bu, insanların gönüllerinin daralmasına neden oluyor. Bireyin kendisiyle sınırlı kalmıyor. Bu bir etkileşim oluşturuyor, saldırganlaştırıyor.
İnsanın tahammül edemediği haksızlıklar, adaletsizlikler, yanlışlıkların giderek katmerleşmesi ve her hâliyle bir zulüm makinesine dönüşmesidir söz konusu olan.
İnsanı insan kılan olgu nedir, nasıl bir hâl olmalı ki insan kendisi olabilsin. Kendisi olmak elbette bir başına yeterli değildir. Bu aynı zamanda yeterliliğin karşılıklı oluşmasını sağlayacak ruh hâli ortamı ve süreğenliğidir.
Sokağa çıkıldığında, insanlarla ilişkilerin zorunlu olduğu durumlardaki olumlu etkileşimler önemlidir. Güzel, naif, tutkulu bir bakış, bir söz, bir davranış her durumda insanda olumlu etki bırakır. İnsan ile bağ kurma ilk adımda bir esenleme ile başlar. Esenlemenin, selamlaşmanın, hatır sormanın bir zorluğu yok. Hatta bir güzel davranış karşılık bulduğunda insanın gönlüne hoş gelir. Bu karşılıklıdır.
Küçük yerleşim birimlerinde, ailede, komşuda, köyde ve hatta kasabada insanlar genellikle birbirlerini bilirler, tanırlar. Yüz aşinalıkları birbirini tanınmaya ve tanışmaya yeter bir nedendir. Güzelliklerin bir toplumda yaygın olması bir anlamda etkileşimin oluşması, ortamın genel durumuyla ilgilidir. Bir toplum içinde bir insan hem olumlu hem de olumsuz anlamda değiştirmeye veya dönüştürmeye neden olabilir.
Geniş topluluklarda toplumun önünde yer alanlar, öne çıkanlar etkili olurlar. İnsanların insanı örnek alması olağan. Absürtlük ve saçmalıkları kendilerine huy edinenler tutumlarıyla sıyrılmak, öne çıkmak gibi bir hastalığa tutulurlar. Bu onulmaz bir davranış hâli olur.
Kimi topluluklarda güzellikleriyle, doğallıklarıyla belirenler bu hâllerini özellikle öne çıkarma gibi bir durumları olmaz. Onlar doğaldırlar, oldukları gibidirler. Hayatlarını güzellikler, iyilikler ve hoşluklar ile geçirirler. Sevgiyle bakmak onların doğal hâlleridir. Gönül alma, gönülleri hoş etme yaşama biçimleridir.
Bir mecliste insanlar birbirlerine olan davranışlarıyla güven verirler. Geleneğimizde bu hâller var ve doğaldır. Bizim çevremizde, geçmişte, sınırlı olan ortamlarda insanlar birbirlerine olan güvenlerini her hâlleriyle belli ederlerdi. Evet geçmiş zaman diliyle konuşuyoruz. Ki, o zaman öyle idi. Dışarıdan bir meclise girildiğinde gelen kişi selam verirdi. Bulunulan o toplumda az da çok da insan olsa da bu bir davranış ve yaşama biçimiydi. İçeri giren kişi bir yere oturunca meclistekiler, gelenin ister, tanıdık olsun ister olmasın onun rahatlaması için esenlerler. “Merhaba” derlerdi. Bu mecliste bulunanların hemen her biri geleni merhabalaşmak için sırayla esenlerlerdi. Gelen konuk elini göğsüne bastırır, “cemaate rahmet” deyince merhabalaşma faslı biterdi. Bu, gelen konuğa güvende ol, rahat ol anlamında bir esenlemedir. Mecliste artık söz sözü açar, güzelliklerle dolu sohbetler olurdu.
Bir toplumu yöneten en alt birimden en üst katmana kadar, topluma güven vermeyle kendini yükümlü bulursa dilinden güzellikler, hoşluklar genel anlamda güven verir.
Sevgi dili merhamet dilidir, aşk dilidir, insanı sevme dilidir. Bu dil genele yansıyınca insanlar kendilerini daha emin, daha inanılır bir ortamda hissederler. Bu genel duruma yansıyınca birbirlerine olan güven de sevgi de artar.
Sevgi dilini kendilerine ölçü alarak yaşayanların ortamında huzur ve esenlik olur. Kaygılar azalır. Kimlerin nasıl hâller üzere olduğu iyi kötü anlaşılır. İnsan huyuyla, ahlâkıyla güzelse ve etkiliyse o ortamda huzur olur. Selam, gönlü hoş ve güzel olanlara olsun.