İnsanı insana bağlayan gerekçeleri olur. Bunlar aşk hâliyle ve manevî olur. Gönül bağının manevi oluşu insana güç ve güven verir. En çok da insanın inanış bağıdır. Manevi inanış bağı insanın birlikteliğini sağlar. Müslümanların manevi bağlanışı en güçlü yanlarıdır. Fakat bu kendi doğasında olunca belli olur. Gönüller zorluklara ve çileye aday olunca olur. Bir büyük medeniyet düşüncesi ve davasına inanışı olunca.

Milletlerin ve toplumların bir aradalıklarını sağlayan en önemli dayanaklarıdır. Bu çok da kolay olmamıştır. Geçmişte peygamberler zamanında da kopuşlar, uzaklaşışlar ve başka yollara sapışlar olmuştur. Onlarla mücadele eden, onları yeniden asıllarına döndürmeye çabalamışlardır.

Gördükleri, yaşadıkları acılar karşısında yürekleri alev alan insanların gönüllerindeki manevilikler ile kendilerini belli ederler. Bunu, hemen hayatlarının bütün alanlarını ilgilendiren her şeyde kendilerini göstermeye gayret ederler.

Peygamberler medeniyetinin insanlar arasında zayıflaması sonucu insanların gönül bağları giderek zayıflıyor. Giderek ana doğrultularından uzaklaşıyorlar. En büyük manevî bağ medeniyetlerindeki inanış ve iman birliğidir. Bu, insanın âdeta kendinden geçişlerine neden olur. Kendi benleri çok da önemli değildir. Benlerinin anlamı ve önemli manevi güç ortamında olup olmayacağına bağlıdır. Birlikte yaşamanın ön koşulu, insanların birbirlerine ön koşulsuz bağlanmalarıdır.

Gönül bağı bir aşk hâlidir. Bu ister cismani isterse manevî olsun. İnsanlar bir medeniyet oluşunda birbirlerine bağlandıklarında tehlikelere karşı manevi bir güce sahip olurlar. Hayırda, iyilik ve güzellikte ise daha atılımlı olurlar.

Dünyayı saran ve kuşatan olumsuzluklara karşı direnebilmenin tek yolu manevî bir güce sahip olmalarıdır.

Birbirine bağlanmanın manevî gücü büyük bir dayanışma oluşturur. İnsanlar kan bağı veya başka nedenlerle birbirine akraba olur, bu manevi gönül bağı olunca daha çok güç verir.

Şeytanların ortalığı insanlarla kasıp kavurduğu bir dünyada insanın güç bulmasının tek yolu manevî birliktelikleridir. Şeytanların şu zamanda işleri daha kolaylaşmıştır. Bunun başlıca nedenlerden biri Müslümanların giderek kapılışları ve kendi medeniyet ve inanışlarından uzaklaşışlarıdır.

İnsanların bağlarını çözen, birbirinden uzaklaştıran ne çok dünyevi gerekçesi olur.

Kimi insanda ise çıkara dayanan, benciliklere neden olan bağlar var. Bu, genel anlamda ayak bağı olarak tanımlanır.

Şu zamanda Gazze olayı bize ne çok gerçeği gösterdi. Ne çok insanın ne tür yüzlere sahip olduğunu ve hatta insanı yanıltan ne çok yanılsatıcı insanların ortalıkta gezindiğini gösterdi.

Dünyevî tutkunun, hırslarının, bitip tükenmeyen arzularının ruhlarını kararttığını gösterdi. Görünürde ağıtlar yakan, sloganlar atan, çırpınır gibi görünen kitlelerin farkında olmadıkları bir kapılış içinde olduklarını gösterdi.

İnsanı en çok yanıltan kendi içlerinde kendileri gibi olan, öyle görünen ama ayak bağları yüzünden dolambaçlı yollara başvurduklarıdır. Bin türlü nedenleri olur onların. Bu, yeni bir durum değildir. Peygamberler zamanında da benzer durumlar vardı. Onlarla başa çıkmak elbette kolay değildir. Asıl başarı, direniş hâlinde kendi manevî değerlerine sahip olmanın yollarını bulmalarıdır.

Şu Müslümanların yaşadığı geniş coğrafyadaki liderlerin hemen tamamı neden edilgindirler, neden bir çabaları olmuyor, görünüyor gibi olan kimi hamlelerin cılız ve korkakça olduğu üzerinde durulmalı. Ayak bağları yüzünden o tahtlarda, saraylarda duruyorlar. Hayatlarını, geleceklerini onlara bağlı görüyorlar. Büyük zulümler karşısında sessizdirler. Ayak bağları olanlardan asla bir umut beklenmez.