Hayatın karmaşasında geleceğe yol almanın zorluklarının yoğun yaşandığı bir zamandayız. Karmaşa ve zorlukları oluşturan kendimiziz. Yani biziz. Olumluluklar veya olumsuzluklardan kendimizi vareste sayamayız. Doğrudan ya da dolaylı bizden kaynaklanıyor hemen her durum.
Bize düşen elbette olumlu olandan yana olmak ve seçimini ona göre yapmak. Bunu tercih ederken birçok zorluğu ve çileleri göze almak da gerekiyor.
İnsanlara sevgi sunmak zor bir durum değil aslında. İnsana, insan olarak bakıldığında aynada kendimizi görürüz. Karşımızdakinin yüz ifadesinde, gözlerinin endişeli ya da güven dolu bakışlarında kendimizi görürüz. Muhatabımız aynamızdır, yani kendimiz.
Sevgiyle bakmak, konuşmak ve davranmak insanî davranış. Tersi de öyle. Nasıl davranılır ve yaşanırsa öyle de karşılık bulunur. Psikolojik travmalı bir dönemdeyiz. Nefret, öfke, şiddet, kan, hırs dolu gerilimli bir hayat. İnsanlık adeta gerilmiş bir yay gibi. Küçük bir dokunuşla gerilimin dalgaları yayılır bir fırtınaya, bir boraya döner. Ondan sonra da büyük bir yıkım olur. Doğadaki seller, fırtınalar, tipiler gibi yıkar götürür. Hayatın asude olanı yanı ise insana huzur verir, diğeri ise tedirgin eder, ürkütür, huzursuz eder.
Sevgi ile olan tevazu insanı küçültmez yüceltir. Makamını yüceltir.
Müslümanların kendi aralarındaki çatışma, öfke, şiddet akıl almaz boyutlarda. Dalgalar çok yüksek, önüne geçilmesi bir o kadar zor görünüyor. Oysa bizler tek tek de olsa bireysel anlamda sevgiyle buz dağlarını hohlamaya başlayalım. Yanımızda mutlaka birileri olur. Bu deli ne yapar ne eder diye düşünmeyelim. Kendimizi bir meczup sayabiliriz, yalnız olabiliriz, doğru bildiğimiz istikamette şaşmadan yolumuzu sürdürür isek biz görevimizi yapmış oluruz. Bizlere katılanlar olursa bu da şükrümüzü arttırır.
Sevgiyle akan ırmakta önce kendimiz yıkanalım. Duru bir hayat tercihinde bulunalım. Sonrası ve arkası mutlaka gelir.
Hayatın karmaşasında özgün durmak, yalnız kalmak bizi farklı kılar. Kalabalıklar bir yöne doğru koşuyor diye kendimizi onların rüzgârına kaptırmamızı gerektirmez. Karşılıklı nefret ateşinin yükseldiği bir yerde taraf olma zorunluluğumuz asla yoktur.
Mutluluk oyununu oyamıyoruz. Çileli yolu tercih edenler acı çekmeye adaydırlar ve razıdırlar. Attıkları her adımın ne anlama geldiğini iyi bilirler.
İnsanlığın arasında dağları büyütmek, aşılmaz kılmak işimiz değil. Dağları eritmek aşılabilir kılmaktır aslolan.
Sevgi ile olan bir bakış, bir tebessüm, bir davranış, uzanan bir el gönlü kırıklara bir ilaç gibidir. Aslında bu kendimize olan bir davranış. Kendi yüreğimizin, bakışımızın bir göstergesi. Biz kendi ruh dünyamızda, coğrafyamızda, duru sularımızda kendimizi yuyar arındırırız. Sözcük ve davranışlarımız ruhumuzun yani bizden sadır oluyor. Biz kendimizin aynasındayız.
Başkası ne yapar ne eder sorumluluk alanımızda değil. Önce kendimizden sorumluyuz. İçimizde oluşan buzları eritmek, soğuklukları gidermek, olumsuzluklardan arınmaktan yükümlüyüz. Biz biz olursak, kervanımıza elbette katılanlar, biz eşlik edenler olur. Biz öfke ve nefret fırtınasına, seline, alaborasına kapılırsak ne biz biz oluruz ne de kendimizi kurtarmış oluruz.
Dağları ve zorlukları aşan insandır. Dağları ve çıkmazları da büyüten ve oluşturan insandır. Biz iyilik ve güzelliklerden yana olan bir yolculuktayız. Sevgi ve aşk ile. Ötesi bizi ilgilendirmez.