Küreselleşme söylemi, içrek olarak yeni-liberalizm (neo-liberalism) ve yeni-kapitalizm, bunların kaçınılmaz sonucu olarak yeni-sömürgeciliğin üstü örtülü ideolojisi şeklinde son 25-30 yılda egemen konumda kaldı. Sözkonusu ideolojinin sihirli kavramı "piyasa"ydı. Ancak serbest piyasayla kastedilen tarihi derinlikten yoksunluğu, özellikle iktisat ya da ekonomi bilimini duygusal ya da psikolojik kışkırtmalara dayanmak suretiyle ahlâki irdelemelerden kaçırmada ustaca kullandı. Oysa serbest piyasa, tarihi derinliği ve kökleri esas alındığında "nötr" bir anlam içerir. Bir başka deyişle serbest piyasa, bir form olarak en basit iktisadi faaliyette ya da ilişkide şöyle ya da böyle içkin olarak bulunur. Malların değiş-dokuşuna dayalı göreceli ilkel iktisadi faaliyette olduğu kadar, en karmaşık ve gelişmiş iktisadî ilişkilerde de gözlemlenebilen bir olgudur. Kapitalizm buna kendine yontmak suretiyle, adeta sermaye sömürüsünü doğal ve kaçınılmaz bir unsur gibi takdim etmede başarılı olmuştur, denebilir. Liberalizm ve yeni-liberailzmin göreceli kabul sağlayan, gerçekdeyse baskın bir gabin hali doğuran işleviyle, bir başka yönde sömürüyü meşrulaştırmada etkin olmuştur.

Kapitalizmin ve yeni-kapitalizmin tam yetkin örneği olarak gösterilen Amerika uygulaması, tut-sat (Mortgage) olayıyla sözkonusu ideolojinin ne denli acımasız ve tutarsız olduğunu ortaya koymuş sayılabilir.

Klasik anlamında serbest piyasa, arz ve talep değişkenleri ölçeğinde hiçbir irade ve gücün müdahalesini kabul etmeme üzerine kurulu varsayılıyordu. XIX. yy.da biyolojide yeni bir kuram olarak ileri sürülen doğal ayıklama (selection) görüşünü, Liberalizm iktisatta da öngörmeye başlar. Kısaca serbest piyasa yasaları gereği iflas eden bir firmanın, velevki toplumsal ya da ahlâki kaygularla olsun, kurtarılmaya çalışılmasını doğaya karşı girişilmiş bir hareket olarak değerlendiriyordu. Çünkü her türlü müdahale doğal kabul edilen yasaya karşı bozguncu bir hareket olmaktan öteye gidemezdi. Onun içindir ki "bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" (laissez-fair, laissez-passé) adeta kutsal bir ilkeydi. Açıktır ki, bu ilke çerçevesinde örgüleştirilmek istenen anlayış, bizzat bilimin temel mantığıyla örtüşmez. Çünkü bilimsel sonucun yanlışlanabilir olma niteliği böylece dogma haline getirilmektedir.

İşte Amerika da tut-sat olayıyla ortaya çıkarak bütün dünyayı etkileme istidadı gösteren bunalım kapitalizm in başat ilke ya da yasa olarak benimser gördüğü serbest piyasa anlayışını derinden sarsmaktadır. Finans-kapitalizminin iflası şeklinde tanımlanan bunalım aslında küresellik ideolojisinin, dolayısıyla onun gölgesinde sürüp gelen kapitalist sömürünün açığa düşmesidir. Amerika da kamu otoritesinin (eşdeyişle devletin) iflas konumuna gelen kuruluşlara ve serbest piyasaya müdahalesi ancak böyle yorumlanabilir. Finans-kapitalizm, kaldı ki, reel ekonomiyi doğrudan işaret etmediği gibi, aksine reel ekonominin istismar edilmesini sağlayan düzeneğin bir başka adı olarak da nitelendirilebilir.

Böyleyken, ortaya çıkan bunalım, iktisadi alanda gerçekleşmiş olsa da gerçekte iktisadi değil, kamu iktidarını inhisarına almış gücün bir başka yönden istismar aracı olarak görülemez mi Bir de bu seçenek doğrultusunda konuya bakmak gerekir. Ama son çözümlemede insanlığın istismar edildiği söylenebilir. Liberallerin bir kez daha düşünmesi gerekiyor, ama utanırlar mı Bir hayli kuşkuludur bu.