1918 yılında Filistin-Suriye Cephesi’nde neler olduğuna dair şu satırları okuyalım:

Fevzi Çakmak, Filistin ve Şeria’da İngilizlere karşı giriştiği savaşlardaki başarılarından dolayı ferik rütbesine yükseltilir. Fakat çok geçmeden hastalanarak İstanbul’a döner. Onun yerine tekrar Mustafa Kemal atanır.

“Yedinci Ordu komutanlığına getirilen Mustafa Kemal Paşa, Nablus’taki ordunun başına geçti. Ancak Filistin ve Suriye cephelerinin çökmesi karşısında Halep’e çekilmek zorunda kaldı. Bu çöküşü önleyebilmek için saraya başvurup yeni kurulmakta olan İzzet Paşa kabinesinde görev almak istediyse de mümkün olmadı. Çok geçmeden Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı…” (Şerafettin Turan, “Mustafa Kemal Atatürk”, c. 31, DİA, Ankara 2020, s. 313).

“Mustafa Kemal Paşa, ordusuyla Nablus’un kuzeydoğusunda Ferha vadisinde tutunmak istemiş ancak düşman süvarisi daha evvel bu hattın arkasına gelip yolu kesmiştir. O, ne pahasına olursa olsun birliklerini kurtarmak düşüncesindeydi. 23 Eylül’de Şeria’yı geçip ordusunu Aclun dağlarına vurmuş ve 25-26 Eylül’de Der’a demiryolu kavşağına ulaşmıştı. Mustafa Kemal Paşa, mevcut şartlarda Şam’ın savunulmasının imkânsızlaştığını, Rayak’ın kuzeyine çekilmenin uygun olacağını, yoksa orduların bundan sonra düzenli bir şekilde geri çekilmelerinin mümkün olmayacağını Liman Von Sanders’e bildirdi. 27 Eylül’de karargâhıyla birlikte Der’a’dan ayrılan Mustafa Kemal Paşa’ya, 28 Eylül’de, Rayak bölgesi komutanlığı görevi verildi…” (https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/291/Sina_ve_Filistin_Cephesi%E2%80%99nde_Atat%C3%BCrk)

Bu aktarımlar kısmen Mustafa Kemal Paşa’nın, Filistin-Suriye Cephesi’nde görev yaptığını gösteren ifadeler. Ne var ki onun kumandanlığını yaptığı ordusuna ric’at emri vermesine pek değinilmez; değinilse de bu bir başarı olarak gösterilir. Bu ric’atın neye mal olduğu hususu ise biteviye görmezden gelinir. Ş. Süreyya’nın “Tek Adam” adlı eserindeki anlatım da bunlardan farklı değil…

Şimdi 1975 yılında Hürriyet gazetesinde Feridun Kandemir tarafından yayımlanan, daha sonra da kitaplaştırılan hatıratta Mareşal Fevzi Çakmak’ın konuyla ilgili “Mustafa Kemal Paşa’yı kurşuna dizilmekten nasıl kurtardım?” şeklinde anlattığı hadiseyi konu edinelim. Mareşal Çakmak, bahsi geçen hadiseyi anlatırken, “Enver Paşa, Mustafa Kemal Paşa’yı kıskanıyordu. Enver Paşa, bana, ‘Mustafa Kemal Paşa ordusunu bırakıp kaçmış. Hemen kurşuna dizilmesi için emir vereceğim’ dedi. Oysa harekât planını hazırlayan, Enver Paşa’nın yakınlık duyduğu Alman Generali Liman Von Sanders’ti. Sorumluluk onundu. Bunu hatırlatınca Enver Paşa, böyle delice bir emir vermekten vazgeçti…”

Mareşal Çakmak’ın, “Enver Paşa, Mustafa Kemal’i kıskanıyordu” ifadesi gerçeklikle hiç örtüşmeyen bir söylemdir. Osmanlı Orduları Başkumandan Vekili -gerçekte fiili başkomutanı olan- Enver Paşa’nın emri altındaki onlarca paşadan biri olan M. Kemal Paşa’yı kıskandığı varsayımı çok trajik ve yüzeysel bir ifade tarzıdır. Zaten ilerleyen süreçte imkân bulursak “Enver mi yoksa Mustafa Kemal kompleksi mi?” şeklinde konuyu incelemeye çalışacağız. Biz konumuz olan Mareşal Çakmak’ın anlatımına dönelim:

Fevzi Çakmak 7. Ordu kumandanı olarak Filistin-Suriye cephesinde görevini başarıyla yerine getirir. İngiliz kuvvetlerini durdurur. Hatta baskınlarla yüzlerce İngiliz subayını ve askerini esir eder, pek çok ganimeti ele geçirir. Bu esirler arasında meşhur Lavrens’in başyardımcısı Niyokomb (S. F. Newcombe) da bulunmaktadır.

1918 yılının ortalarında amipli dizanteri hastalığına yakalanır. Zorunlu olarak tedavi için İstanbul’a gönderilir. Daha önce kendisinden görevi devraldığı M. Kemal Paşa, yeniden Fevzi Çakmak’ın yerine tayin edilir.

Artık savaşın sonu belli olmuştur. Payitahtı bütünüyle bir bedbinlik sarmıştır. Herkesin Almanlardan ve Enver Paşa’dan şikâyet etmesine karşın, Enver Paşa’dan çekiniyorlardır.

Eylül’ün ilk haftasında İngilizler büyük bir taarruzla Filistin ve Suriye’yi ele geçirir. Alman Generali Limon Von Sanders, Alman Kurmayı ve Mustafa Kemal Paşa geri çekilmek zorunda kalır. Gerisini Fevzi Paşa şöyle anlatır:

“Ben bu acı haberi öğrendiğim anda Enver Paşa, bir top güllesi gibi bulunduğum odaya girdi. Beni görünce:

- “Mustafa Kemal Paşa ordusunu bırakıp kaçmış. Hemen kurşuna dizilmesi için emir vereceğim!” dedi.

(…)

Fevzi Çakmak ise asıl suçlunun Liman Von Sanders olduğunu, savaş planını onun yaptığını, dolayısıyla sorumluluğun ona ait olduğunu belirtir. Akabinde bütün cesaretini toplayarak kendi ifadesiyle M. Kemal’i kurşuna dizilmekten şöyle kurtarır:

“- Paşam, gelen haberlere göre Mustafa Kemal Paşa Alman Generali ile birlikte çekilmek zorunda kalmış. Eğer kendisini kurşuna dizdirmeye kararlı iseniz aynı suçları işleyen bütün Alman general ve subaylarını da kurşuna dizdirmeniz gerekir. Adalet bunu icap ettirir” dedim.

Bu sözler üzerinde büyük bir tesir yaptı. Biraz düşündükten sonra bir şey demeden odadan çıktı. Ve giderayak böyle delice son bir emir vermekten vazgeçti.” (Bkz. Mareşal Fevzi Çakmak Anlatıyor, İslâmbol Yayınları, İstanbul 2025, s. 17-18).

Burada sorulması gereken soru şudur: Fevzi Paşa, görev sürecinde İngilizlerin bütün girişimlerini akamete uğratıp pek çok İngiliz subayını ve askerini esir alırken sonra onun yerine geçen M. Kemal Paşa İngilizlerle savaşmak yerine komutasında olan 7. Ordu’ya neden ric’at emri vermiştir? Limon Von Sanders ve Mustafa Kemal Paşa’nın orduyu geriye çekmesiyle hangi Osmanlı güçleri savunmasız kalarak İngilizler tarafından bütünüyle imha edilmiştir?

Fevzi Çakmak, Mustafa Kemal’in cepheyi terk etmesi, askere ric’at emri vermesi sonucunda bıraktığı boşluktan yararlanan İngiliz ordusunun Osmanlı ordusunu yenilgiye uğratıp Suriye ve Filistin’in İngilizlerin eline geçmesi konusunda nedense hiç yorumda bulunmaz. Onun yerine sadrazamlığın yanı sıra Harbiye Nezareti ve Genelkurmay Başkanlığı’nı da üstlenen Ahmet İzzet Paşa hadiseyle ilgili şu izahatı verir:

“Mustafa Kemal Paşa, Mareşal Von Sanders Paşa'ya verdiği bir lâyihada, ordusunun Filistin'den Haleb'e kadar geri çekilmesini ve bu esnada gösterilen fedakârlık ve kahramanlığı, Ksenophon'ın Onbinlerin Dönüşü’ne benzeterek övüp yüceltmiş ve birçok kumandan ve subayın terfiini inhâ etmiş, mareşal da bunu telgrafla aynen bana naklederek lâyiha sahibinin de terfiini teklif etmişti. Bu inhaların/tekliflerin, büyük bir yenilginin arkasından ödüllendirme yönüne gidilemez cevabı verilerek tarafımdan reddedilmesi hayal kırıklığına sebep olsa gerek ki, Mustafa Kemal Paşa, Cevat Paşa'nın tayinini vesile ederek öfke göstermiş ve bununla da kalmayarak Cevat Paşa'ya hakaret içeren bir telgraf gönderdiği için, artık kumandanlıktan alınmış, nezareti de ertelenmiştir.” (Ahmet İzzet Paşa, Feryadım-II, haz. Süheyl İzzet Furgaç - Yüksel Kanar, Timaş Yayınları, İstanbul 2017. s. 32).

Konuyla ilgili asıl bilgiyi ise merhum Cevat Rıfat Atilhan verir. Çünkü o bir asker olarak Suriye-Filistin cephesindedir, bizzat hadiselerin şahididir. Atilhan, 7. Ordu Komutanı M. Kemal Paşa’nın İngiliz General Allenby’in kuvvetleri karşısında hiç direnmeden ordusuna ric’at emri vermesi, bunun sonucunda cephenin düşmesine sebep olduğunu bütün açıklığıyla anlatır. Önemine binaen biz de bundan sonraki yazımızda onun söylediklerine kulak verelim…