Ülkemizde hemen her kesimin gündeminde siyasi ve sosyal gidişata yön vereceği düşünülen 2023 seçimleri var. Seçime çeyrek kala taraftarlar meydanlara inmiş ve seslerini yükselterek kutuplaşmaları ve provakatif olayları tetikliyorlar. Sadece yarışı önde götürmek isteyen siyasiler değil seçmen kitlesi de agresif ve saldırgan tavırlar sergiliyor ve toplumu geriyorlar. Hak, hukuk, insani sınırlar hepsi ayaklar altına alınmış durumda, kimileri çağ atladık, yollar, köprüler binalar yapıldı, Avrupa’ya diz çöktürdük, güçlüyüz diyor ve ülkeyi yönetecek tek kişinin Erdoğan olduğunu söylüyor, kimileri ödenmemiş kiralarını, birikmiş faturalarını gösteriyor ve kendilerini açlığa terk eden iktidara artık yol verilmesi gerektiğini ifade ediyor.   Yandaş kesim yenilginin ayak seslerini işittikçe agresifleşiyor, kendileriyle aynı düşünceyi taşımayanları nankörlükle suçluyor ve yirmi yıllık şımarıklığın verdiği bir ruh haliyle sağa sola saldırmaya başlıyor. Hadi seçimi lehlerine çevirmek isteyen siyasileri anladık da yirmi yıldan beri iktidarda olan ve ülkenin yerli ve milli ne kadar kamu kuruluşu varsa elden çıkaran, tarımı, hayvancılığı bitiren ve bizi açlığa terk eden bir partiyi yücelterek  “en büyük başkan bizim başkan” sloganları atan taraftarların ruh halini anlamakta güçlük çekiyorum.  Fanatizm insanların görme ve duyma yetilerini köreltiyor ve saldırganlaştırıyor.

Sokak röportajında mikrofon uzatılan başörtülü bir bayan Erdoğan giderse CHP gelir ve eski günlere geri döneriz, darağaçları kurulur, çocuklarımız okullardan atılır diyor ve bir paranoya haline gelen kronik CHP korkusunu aşikâr ediyor. Kardeşlerimiz yirmi yıllık AKP hükümeti sayesinde ılımlı İslam’a evirildiklerinin ve artık küresel sistem için hiçbir tehlike arz etmediklerinin farkında değiller ve kendileriyle aynı görüşü paylaşmayanları CHP sopası ile korkutmaya çalışıyorlar.

Desteklediği partinin fanatiği haline gelen ve beslendiği kaynakları kaybetmekten korkan kardeşim! Orada mısın? Duyuyor musun? Baştan söyleyeyim bahsi geçen parti ile hiçbir bağım yok ancak görüyorum ki kronik CHP korkusu yaşıyorsun ve tehditler savurup gözdağı veriyorsun. Neredeyse halkın özgür iradesini ayaklarının altına alıp boğazlarına yapışacak ve başlarına vura vura tarafı olduğun partiye rey toplayacaksın… Belli ki değişen dengelerden ve küresel kuşatmanın neresinde olduğumuzdan haberdar değilsin. Duygularının seline kapılmış gidiyorsun. Korkma! Zaten küresel dünyada her şey rengini kaybetti ve ulus devletler, büyük şirketler, toplumsal hareketler iç içe geçti. Artık dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan bir olay birkaç dakikada kuzeyden güneye, doğudan batıya kadar bütün dünyaya yayılıyor. Bize ait zannettiğimiz birçok argümanlar ve semboller dünyanın her yerinde kabul edilir hale geliyor. Yerel değerler siliniyor, kültürel kimlikler yozlaştırılıyor ve bu durumdan sadece bizler değil, ulusalcılar da liberaller de kendilerini etnik yapı üzerinden tanımlayanlar da etleniyorlar. Küresel bir oligarşi bize ait dediğimiz kimliklerimizi yok ediyor ve her türlü esintiden etkilenecek hale geliyoruz. 

Yenilgiyi hissedip agresifleşen kardeşim! Kabul etmelisiniz ki, taraftar olduğunuz partinin en büyük hatası siyasi argümanlarını sadece başörtüsüne dayandırması olmuştur. Zira başörtüsü üzerinden siyasallaşan hareket dar bir alana hapsolacak ve kolaylıkla manipüle edilecekti ki öyle de oldu…

CHP’nin geçmişte dindarlara uyguladığı ağır baskı ve dayatmaları hep birlikte yaşadık ve bedel ödedik ancak bugün değişen dengelerden CHP’nin de etkilendiğini ve muhafazakâr kesimle uzlaşacak duruma geldiğini görüyoruz ki, bunda Saadet Partisi’nin büyük rolünün olduğunu kabul etmelisiniz. Her ne kadar her fırsatta Saadet Partisi’ni CHP ile işbirliği yapmakla suçlayıp cehennemlik olarak ilan etseniz de Milli Görüş siyasi tarihimizde her dönem etkinliğini korumuştur. Siyasi partiler insan ürünüdür ve insan değişir, insan ürünü olan CHP de değişir kendinizi dar kalıplara sokarak körleşmeyin, fotoğrafa daha geniş bir çerçeveden bakmayı öğrenin.

KİŞİSEL HAKLARA SAYGI ESAS OLMALIDIR

Seçimler yaklaşırken arkadaşlarım, komşularım, yakınlarım sık sık arıyor ve “Milli Gazete’de yazıyorsun Saadet Partisi nasıl oluyor da CHP ile bir araya gelebiliyor” diyor hiç söz hakkı tanımadan eleştiriyor, yargılıyor ve yüce dağlar başlarına göçmüşçesine kederlenip öfke kusuyorlar. Siyasi polemiklerin içinde yer almaktan kaçınan biriyim ancak karşılaştığım tepkiler nedeniyle bu soruya cevap verme ihtiyacı hissediyorum.

Siyasi tarihimize baktığınızda uç noktalarda yer alan pek çok siyasetçinin koalisyon çatısı altında bir araya gelip Türk siyasetine yön verdiklerinizi görürsünüz. Siyasetçinin savunduğu ideoloji ne olursa olsun müştereklerimiz vardır toplumun güvenliği ve refahı için bu müşterekler ekseninde bir araya gelinebilir ve çözüm üretilebiliriz… Hatırlarsınız Hz. Peygamber’in Medine’deki Arap ve Yahudi kabileleriyle yaptığı “Medine Sözleşmesi” denilen anlaşmaya Yahudiler de katılmış ve dışarıdan gelecek bir tehdit oluştuğunda toplumun güvenliğini sağlamak için Müslümanlarla birlikte hareket edeceklerine dair ahitleşmişlerdi. Kendi ilkelerinizden, kendi temel değer ölçütlerinizden taviz vermediğiniz sürece farklı siyasi partilerle işbirliği yapabilir ve ortak bir çözüm arayışında bulunabilirsiniz ki; bunun geçmişte pek çok örneği olmuştur bundan sonra da olacaktır. Bütün bunlara rağmen hassasiyetinizi öne sürüyorsanız lütfen taraftar olduğunuz siyasi parti döneminde varlıklarını kan üzerine kuran emperyalist, Siyonist katillerle yapılan anlaşmalara ve verilen tavizlere bir göz atın… Birkaç dakikanızı alır lütfen bir bakın olur mu?