NAPALM DEĞİL, NE YAPALIM BOMBASI

Medyacılarımızın vazgeçmedikleri/vazgeçemeyecekleri alışkanlıklarından biri de tahrip gücü yüksek kelimelerle kuvvetlendirilen haberler üretmeleridir. Sanki sokaktaki iki ergenin itişip kakışmasını anlatırlar gibi bol bol “tekme, tokat, şamar” kelimelerini kullanmaları yetmediğinde, yedeklerinde patlatacakları bir “Bomba”ları hep vardır. Haberi oluşturanları değil ama, haberdar olanları paramparça eden bu bombaların bu ülke insanlarının “sıtma”dan önce “acı patlıcan”a razılıklarına etkileri, resmen ve alenen kabul edilmiştir artık.
Herhalde boşuna istemiyorlardır tarihçilerimiz, “Dün Bilgisi” dersinin de okutulmasını. Zira bir hafta öncenin “Bomba haber”ini neredeyse unutmuştuk. Bir hükumet yetkilisi, kendini tanıtmak, öne çıkarmak maksatlı da olsa, üstüne bir iki kelam etti de hatırlayıverdik.
İşte şimdi biz, bugün buradan o “Bomba haber”i ve nedenlerini, niçinlerini zabıtlara geçirteceğiz.
“Cumhurbaşkanı Gül ve ailesi, Akın İpek’e ait olan otelde tatil için bulunuyordu. Hep beraber orada tatil yaptık. Akın İpek’in yatları vardı. Bu yatlardan biriyle Sisam adasına bir tur yaptık. Teknede ben, korumalar, Akın İpek, Tekin İpek, Cumhurbaşkanı Gül ve ailesi vardı.”
Araştırmacı emniyetçilerin, FETÖ üst yönetimiyle irtibatlıdır iddiasıyla tutukladıkları, Gül döneminin Çankaya’sında görevli doktorun basına yansıyan bu ifadesinde elbette üst ve alt cümleler vardı. Fakat biz, sayın Gül’ün eşi tarafından işe alınması gibi ayrıntıları hariçte tutarak, meramın anlatıldığı kısımla yetinelim dedik.

BANA NUMARASINI SÖYLE

On birinci sıfatlı sayın Gül ve seleflerinin günlerinde, yedincimiz vaktinde yürürlüğe konulan bir uygulamanın gelenekleştirilmesini ve yaşatılmasını istememdeki haklılığımın bu misalle kanıtlanması, ispat edilmiş olması, şimdi bana birşey kazandırmıyor ama, kaybettiklerimiz, gazetelerin “zayi” ilanları sayfalarından çoktan taştı sokaklarımıza.
Bir numaramızdan resmi bilgiler, diyebileceğimiz o uygulama, hafızalarımıza şöyle kazınıyordu: Haber saati geldiğinde siyah-beyaz TRT tv’si karşısına geçen insanlara okunan ilk haber, daima bir numaramızdan bahsederdi. Ne yaptığı, hangi toplantılara ya da davetlere katıldığı, ki çoğu resmi kuruluşların resmi davetleriydi, kimlerle görüştüğü yahut kimleri kabul ettiği vesaire, vesaire.. “Cumhurbaşkanı K.Evren, bugün ondört otuzda, çağdaş Türk kadınları derneğinin üyelerini kabul ederek bir sohbet gerçekleştirdi”, gibi…
Her gün, bir numaramız olan Cumhurbaşkanı’mızdan haber alıyor olsa idik, bugün, tutuklanan Çankaya Köşkü doktorunun, filanın otelinde ve yatında tatil yaptık ifadesinin bir önemi olur mu idi? O kadarını biz de okumuş olacaktık gazetelerde, Cumhurbaşkanlığı muhabirleri haber yapsaydılar eğer. Hatta çocuklarının Sisam adasına el sallayan resimleri bile konacaktı, altına da zeka örneği gösterdiler, Sisam’ı gördüklerinde “Açıl Susam açıl!” dediler diye yazılmış. Ne de olsa bir Numara çocuklarının bir numaraları olduğunu duyurmak da onlara düşerdi.
Yegane geleneği, “Demokrasisi ihtilallerle çiğnenen” tanımında hayat bulan ülkemizde, anlatmaya çalıştığım, bir numaramızın haberlerini gününde, tarihin kaydına aldırmak geleneğimiz de olsaydı, keşke olsaydı, acıların patlıcanlığına itiraz ederdik. Hem de hep bir ağızdan.
Çankaya, Çankaya’lıktan çıkmış. Sayın Gül tekaüd olmuş, yatları olan otelci kaçmış, gitmiş; bize diyorlarki şimdi: Bomba haber var! Neredeyse boş arsalarımızda çok bulduğumuz, Birinci Cihan Harbi’nden kalma patlamamış top mermilerine eş değer.

BİNAENALEYH YAT VARSA YATMIŞIZDIR

Sayın Gül, o gün sabit olan bugünün kaçağının otelinde bulunmuş ama bir sorun ne için bulunmuş? Tatil için... Tutuklu FETÖ’cü doktor öyle söylüyor. Yani Türk turizminin geldiği strüktürel boyutları yerinde incelemek gibi bir resmi görev uydurulmamış.
Doktor, aynı örgütte olmakla suçlandığı iş adamını “Akın ipek’in yatları vardı” cümlesiyle savunurken, o yatların, sayın Gül gelmeden çok önce, belki de tercihte rol oynasın diye alınmış olacağı ihtimaline yönlendiriyor meraklıları. Yata binen önemli ise, önemlinin bindiği yat da önemlidir, kuralı yani.
“Bu yatlardan biriyle Sisam adasına bir tur yaptık. Teknede ben, korumalar, Akın İpek, Tekin İpek, Cumhurbaşkanı Gül ve ailesi vardı.”
Doktor bu kadar ayrıntıyı, o günkü tatil zevkini ifşa için anlatmış olamaz. Sanki devamı var, der gibi. Sisam adasına yapılan tur, nerede başladı, nerede bitti? Sisam iskelesi defterine hangi kayıt düşüldü? Kadın cinsi İpek’ler niçin yoktular? Ailesi diye anlatılan Bayan Gül neden yalnızdı? Soruları cevapsız... Korumalar... Sayın Gül’ün 15 Temmuz’da bize bir saldırı olsaydı, kahramanca savaşacaktılar dediği o korumalar olmalı. İyi ama orda, sayın Gül’leri, İpek’lere karşı mı koruyordular?
Tutuklu Çankaya doktorunun, “Akın İpek’i o tatil ve süreçte tanıdım” demesini, Sayın Gül’ün çok önceden tanıdıklığına bir gönderme saymak yakışık almaz. Zira Sayın Gül’ün, bir Cumhurbaşkanı olarak yönettiklerini tanıması lüks sayılmamalı.
Dolayısıyla bu “Bomba haber”, duyma özürlü olmayan kulaklara düştükten sonra, bir takım AKP kalemşorlarının “yaptı isen millete hesabını ver bakalım” vezninde yazılarla, iktidar partisine “sorumsuzdur” raporu uydurmaya çalışmaları, yeni bir kandırılma vak’asını tarihin sayfalarından saklamaya yetmeyecektir, sanıyoruz.

12.jpg

“MODA”SAL TANIM

“FETÖ’cülerin otelinde kalmakla, yatlarında yatmakla hain olunmaz. Sayın Gül’ü, devletimizin, cumhurbaşkanlarının tatil ihtiyaçlarını karşılamaya planlı mekanları varken, otellerinde ve yatlarında ağırlamalarını, FETÖ’cülerin kandırma eylemlerinden sayıyor ve Sayın Gül’ü konjüktür gereği onlarla aynı otelde ve yatlarda bulunmak cesaretinden ötürü kutluyoruz.”
Normal şartlar altında böyle bir savunma beklerken biz, Sayın Gül’ün baş kurucu olduğu partisinin yetkililerinden, onlar kalktılar, bakın neler dediler?
“Recep Tayyip Erdoğan karşısında CHP, HDP, Saadet, İttifak ile aday olmayı düşünen biri haindir. Başka bir şey denmez ona.”
İktidar partisinin “yardımcı” sıfatı almış bir yetkilisinden son model bir “hain” tanımı duyulduğunda, adı anılan parti taraftarları bir ret, bir hayır çığlığı atmalıydılar. Madem ki başkanları, başkanlıklarının tartışılması dolayısı ile başlarını kaşıyamıyorlar...
“Aday olmayı düşünen biri haindir.” Düşünmenin suç ilan edilmesine bir itiraz var mı duyanlarda? Yok!
CHP, HDP, Saadet, İttifak’tan aday olmayı düşünmek hainlik ise, adı verilen bu siyasi oluşumlarda bizzat bulunmak, siyaset yapmak ve siyasetin makamları için seçimlere girmek fiillerinin karşılığı nedir?
İktidar partisinin sözcüsü tüm muhalefeti suçlamak yetkisini, cesaretini, saygı eksikliğini, birlikte yaşamak bozgunculuğunu acaba kimden alıyordur?

KORUMALARIN KORUMASINA KALMAK

Br medyatik cevap verildi, twitter denilen ilan tahtasında; hem de Sayın Gül adına. Koruma müdürü koruma görevi başında. 15 Temmuz’dan beri teyakkuzda olanlar karşı hücumda bulundular şeklinde yoruma müsait.
“Şahsiyet ve onur yoksunu havlayan her ite, köpeğe kemik atacak değiliz...”
Kim nedir, ne değildir; neyi var, neyi yok. Biz de tartışacak değiliz; istatistik müdürü olmadığımızdan... Cevapta örneklenen hayvan dikkatimizi çekti; seslenmesi ve beslenmesi dahi üşenilmemiş vurgulanmış.
Neden köpek hayvanını misallerinde kullanıyorlar? Cevabını arayacağımız soru bu.
Hatırlayın, geçen haftaki “Peki biz kemik miyiz?” başlıklı yazımızda da AKP savunmacısı bir akademisyenin başka devletlerin insanlarını, köpekliği kabul etmekle suçlamasına, konuk büyükelçinin, “Hayvanları küçümsemeyelim”, cevabıyla müdahalesini anlatmıştık.
Ve yine bir “köpek”le misallendirme... Neden başka hayvan bilmiyorlar örnekleyecekleri? Kemikle ilişkisinden dolayı ise, bir o hayvan mı gelmeli akla? Aslanlar, kaplanlar niye sayılmıyor? Onlardan artan kemiklere tav olan çakal hayvanları da var mesela.

SEN SENİ BİL SEN SENİ

Bu yazımızı buraya kadar okumaya tahammül gösterenlerimizin aklına şimdi ünlü karikatürist Cem’in, yine çok ünlü bir karikatürü düşmüştür. Sorularımıza cevap aramaya koyuldular ya...
Ne diyordu o karikatürün insanı, evinin ortasında durup bağırarak: “– Ah alçaklar, ah mürteciler, ah hamiyetsizler...” Kupkuru evde oturan zavallı kadın pozisyonundaki karısı itiraz eder. “– Elaleme neden böyle söylüyorsun?”
Karikatür adamının verdiği kitabi cevap, psikiyatr kitaplarına geçmiştir. Kendinin olmadıklığını ve elalem denilen insanların olmuşluğunu kabul eden izah metoduna, en iyi örnek sayıldığından oy birliği ile... “– Başkalarına böyle demesem, benim öyle olmadığımı nasıl bilecekler?”
Bu karikatür ve yazılarını hatırlayan tüm okuyucularımızı uyaralım istiyoruz. Biz bu yazıyı kaleme aldığımızda, sizleri tarihin derinliklerine daldırmak gibi bir niyetimiz yoktu. Zaten ülkemizde olan biten her şey yüzeyseldir ve çok da ciddiye alınmaması gerekir. Dolayısıyla sizin bu düşündüklerinizi biz hiç düşünmedik. Lütfen şahit olun.
Sayın Gül bir mütekaid olarak villasına, köşküne, sarayına çekilmiş olsa da, doktoru ve korumaları vasıtasıyla en baştan baş kurucusu olduğu partisinin elemanlarına tartışma gücü vererek, onları ayakta tutması, yeni dönemin yeni taktiklerinden, yeni siyasetin metodlarından olsa gerek.
Bu hal, bize dahi analiz etme gücü olarak yansımıştır. Okuduğunuz bu yazımızda olduğu gibi...
Başka bir diyeceği olan var mı?

whatsapp-image-2018-08-24-at-125447-1-1535130775.jpg

Yüz liraya halay, milletle alay

1964 yılının 12 Mart’ında yayımlanmış bu Akbaba çizgilerinin düşündürdüklerini, eski zamanlar gazetelerinin itibarlı köşelerinin “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer” üst klişe cümlesiyle izah edemeyiz. 12 Mart’ın siyasetimizde bir başka yılın 12 Mart’ını çağrıştırmasını doğal karşılamak gerek. Zira biz 12 Mart’ları politikacılarımızın oynadıkları, halay çektikleri günler olarak biliriz.
1964’ün politikacılarının böyle ve hep bir arada oynamaları doğru mu, doğru! Bu doğruluğu karikatürleştirerek duyuranlar, neden izah cümlesi olarak “Milletvekilleri ödeneklerine yüz lira daha zam ettiler” yazmışlardır?
Yüz liraya fit olan politikacılarımız var, gibi bir aşağılama cümlesine cesaretlerinin yetmeyeceğini kabul ederseniz o günkü medyacılarımızın, burada bir saklama, halktan gizleme olayının belgesini görürsünüz.
Aslında 1964’ün o politikacıları, yüz lira daha aldıkları için oynamıyorlar. Milletvekili oldukları için oynuyorlar. Partilerinin isimlerine bakınız. CHP belli, demirbaş, ya diğerleri? YTP, CKMP, AP... Demokrat Partililer ihtilale maruz kalıp asılmasalardı, bunların hangisi Meclis’te olacaktı? Durumdan vazife çıkaranlar, o gün onlardı.
Gelelim günümüze... Gazeteler yazmasalar ve tv’ler haber bültenlerinde duyurmasalar da, sosyal medyacılar dediklerimiz ne vakittir bir iddiayı paylaşıp duruyorlar: Yeni Meclis’in milletvekilleri maaşlarına yirmibin lira zam yapmışlar.
Görüntü olarak bunların da oynama resimlerinin yayımlanması gerekmez miydi? Lakin hiç kimse onları oynarken görmedi. Aynı mantıkla yürürsek, doğru sebebi bulabiliriz.
Günümüzün milletvekilleri, milletvekilliklerini kendilerinin en doğal hakkı gördüklerinden, oynama ihtiyacı hissetmiyorlar. Fakat bu, başkalarını oynatmaya engel olmadığından, oynatmış insanlar ülkesinde Gülüver, masallarına geldik artık. Yoksa oynamış mı yazmalıydık.
Necati
TUNCER