Ülkemizin önündeki en büyük derdin “bölünmüşlük” olduğunu söyleyenler bulunuyor.
Ülke insanlarının bir kısmının Batılı ülkeler gibi olmaya özendiği, diğerlerinin ise Doğulu ülkeler gibi olmak istediği iddia ediliyor.
Böyle düşünenlere hak vermekle birlikte, yapılan bu tespitin eksik olduğunu düşünüyoruz.
Evet, iddia edildiği gibi farklı düşünceler var.
Ama “bölünmüşlük” iddiasının sadece “söylenenlerle sınırlı” kalmadığını düşünüyoruz.
Ne Batılı ülkeler gibi olmaya özenenler birlik ve beraberlik içindeler ne de Doğulu ülkeler gibi olmak isteyenler arasında özlemi çekilen birlik var!
Her kesimde kendi içlerinde farklı düşünenler var!
Her kesimde farklı tellerden çalanlar var. Yani “bölünmüşlük” söylendiği gibi yüzeysel değil!
Bölünmüşlüğün kökleri çok daha derinlerde!
Musevi gazeteci Rafael Sadi, bir yazısında, “İki Yahudi bir araya gelse üç fikir ortaya çıkar” diyor.
Sanırız bütün insanlar aynı durumda! Çünkü iki insan bir araya gelince üç ya da daha fazla görüş ortaya çıkıyor.
Hal böyle olunca da “bölünmüşlük” kaçınılmaz hal alıyor.
Aynı fikrin, aynı görüşün etrafında kenetlenen ve birlikte hareket edebilenlerin sayısı o kadar azaldı ki!
Herkes kendi fikrini, kendi görüşünü üstün tutuyor ve başkalarının da aynı şekilde görmelerini bekliyor.
Kimsenin “ayranım ekşi” demesini beklemiyoruz ama başkaları hakkında daha hoşgörülü olabiliriz diye düşünüyoruz.
Farklılıkları ortaya çıkararak bölünmüşlüğe katkıda bulunma yerine birlikte hareket edilebilecek asgari müştereklerin sayısını artırmanın gerektiğine inanıyoruz.
Bunun da yolu kuşkusuz “yapıcı” olabilmekten geçiyor.
Kocaman şeyleri bir çırpıda “yıkmak” mümkün ama ufacık şeyleri bile “yapmak” için epey zamana ihtiyaç var.
İki insanın olduğu yerde “üç görüş” olması yerine “tek görüş” sağlandığı zaman tüm dünya rahat bir nefes alacak demektir.
Bu da “bölünmüşlük” sorununa “yüzeysel” değil, derinlemesine bakmayı gerektiriyor.
“Ben” deme yerine “biz” denilebildiği anda ortaya çıkan bölünmüşlük sorunu büyük ölçüde aşılmış olacaktır.
Yani “nefs terbiyesi” denilen şeyi hatırlamak zorundayız.
Ve enaniyetten vazgeçmek şart!