Terör son iki yüz yılın Haçlı zihniyeti anlamında savaş
gerekçesi ve alanı. Bu, insanlığın başında büyük bir dert olarak duruyor. Batılılar,
Hıristiyan ruhlu emperyalizm, insanlığa üstünlük sağlamak için haksız ve
gerekçesiz insanların haksız ve canice ölümlerine zemin hazırlıyor. Bunu
yaparken de koşullarını kendisi hazırlıyor, senaryosunu yeri ve zamanı gelince
sahneye koyuyor. Bu, o kadar ağır oluyor ki, insanların, izleyenlerin, yani
seyircilerin aşırı tepkilerinin oluşumunu hazırlıyor.
İslâm, barış ve esenlik dini. Uygarlığı da bu ruh üzere
kurulu. Savaş anlarında bile, savaştığı alanlarda haksızlığa asla girmez,
savaşa ilk müdahil olan olmaz, mazlumları savaş anlarında mutlaka koruma altına
alınır. Onlar hedef seçilmez. Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar mutlaka bunun
dışında bırakılırlar.
Savaş anında bile zulüm etmemeye özen gösterilir.
İslâm, yani Müslümanlar tarihin her döneminde, insanlığın
üzerine abananları atmak için barış yolunu tercih eder. Haçlılar, ruhları
gereği, savaşlarda üstün gelseler bile zulme devam ederler. Savaştıkları
kimselerin köklerini kurutmaya özen gösterirler.
Müslümanlar insanı korumaya ödevli. Hangi konumda
bulunursa bulunsun.
Bugün için insanlığın belleğine yerleştirilen terör ile
Müslümanlar, terör ile İslâm özdeşliği ürkütücü boyutta. Müslümanlar bu tuzağın
içine düşüveriyorlar. Kapana kıstırılmış olan Müslümanlar can havliyle koruma
amaçlı onların üslubuyla karşılık veriyorlar. Ki, bu da onların işine geliyor.
On yıllardır Filistin de süren ablukanın insanların aç, susuz, ilâçsız
bırakılması belli bir amaca dönük. Bu planlı durum Müslümanların insanların
bakışında olumsuz bir karakter olarak belirmesine neden oluyor.
Sinemanın kötü tipleri konumunda oluyorlar.
Terör olmasa emperyalizm ve kapitalizm silâh sektörünü
istediği gibi harekete geçiremez. Bugün Ortadoğu ülkeleri insanları
birbirlerine düşman edilirlerken taraflara satılan silâhlar silah sektörünün
besleyici ana unsuru oluyor. Müslümanlar silâh bırakmayı, birbiriyle
vuruşmaktan kaçınmayı bu ortamda akıllarına getirmiyorlar.
Toplum üzerinde oluşturulan gerilim öylesine
derinleştiriliyor ki bu uçurumun kapanması olanaksızlaşıyor. Batı istiyor diye
İran ve Suriye düzleminde bir mezhep gerilimi yaşatılıyor. Bunu körükleyenler
var. Şu sıralarda ve zamanda bunun yeri ve sırası olmadığı bile akla
getirilmez. Bu gerilim tırmanırken bundan yararlanan emperyalizm oluyor.
Müslümanların birbirlerine olan güvenleri ortadan kalkıyor. Aynı coğrafyada
bulunan Müslümanlar oyunun birer parçası ve unsuru oluyorlar.
Boston da Maraton daki olay irkiltici birkaç yönden. Her
şeyden önce bu olayın ardından İslâm coğrafyasının hangi bölgesine müdahale
edileceği kaygısı beliriyor kendiliğinden. Olaya karışan kardeşlerin üç yıldan
beri FBI tarafından izlendiğini, kontrol altında olduklarını çocukları babası
açıkladı. Onları bu olaya hazırlayan ne olduğu, nasıl olduğu bilinmiyor.
Bu yönüyle bir bakış getirebiliriz. Bir de olayın bir
başka yönü var.
Batılılar NATO adı altında saldırıda bulunduğu ülkelerde
çoluk çocuk, yaşlı kadın demeden sivil alanları bombalar. Afganistan da birçok
sivil bölge bombalandı, ölenlerin çoğu da çocuk ve kadınlar. Peki bu terör
olayı nasıl oluyor da göz ardı olabiliyor. Onlar öldürürse bir savunma oluyor.
Üstelik ölenlerin kendilerini savunma gibi bir durumları bile söz konusu değil,
olamıyor. Batılıların, yani emperyalizmin, yani Haçlıların öldürdükleri insan
değil midir yoksa Onlar bunu yaparken karşı refleksleri anında öne çıkıyor.
Afganistan olayı el-Kaide ile eşdeğer. Ne yaparlarsa yapsınlar onların bir
maşası olan el-Kaide mutlaka tezgâhta hazır durur.
Adı ne olursa olsun el-Kaide gibi örgütler olmasa
batılılar gerekçelerini neye dayandıracaklar. Unutulmasın ki onlar mutlaka bir
gerekçe ve bir örgütü yedekte tutarlar. Bu belâ on yıllardır bizim başımıza da
belâ. Müslümanların uyanışı sağlanmadıkça bu olayların üstesinden gelinemez.