Sadece Nahel'in intikamı değildi,

Afrikalı gençler, Fransa’yı yakarken, acılı hikâyeleriyle büyüdükleri büyükannelerini de anımsamaktaydılar,

Sokakları karıştırırken, yüz yıllardır yanan canlarının sorgulamasıydı.

Fransa’nın ektiği kötülük tohumları acı meyveler vermişti.

Böyle bir başka kalkışmada Paris’te idim metro çalışmıyor, trenler durmuş, Cezayirli 12-15 yaşındaki çocuklar bir suç makinesine dönüşmüştü.

Önlerine geleni deviriyorlardı.

Göçmenler birbirlerine mesaj atmaktaydı,

“Arabanıza tespih koyun, bütün arabaları yakmaktalar, tespih gördükleri araçları ellememekteler.”

Sonra kurunun yanında yaş da yanmış,

Garajlardaki bütün arabaları yakmış, şiddet, çatışma, yağma şehri çöle çevirmişti.

Gurur duyulan bir tablo mu?

Değil.

Daha da utanılacak haberler gelmişti.

Trenlerde yalnız gördükleri Fransız kadınlara her türlü tecavüzü yaptıkları, gasbedip paralarını aldıkları, yerlerde sürükledikleri, namuslarını hiçe saydıkları…

Kim öğretti tüm bu kötülükleri bu çocuklara,

Ar duyduğumuz bütün fenalıkların öğretmenleri, büyükannelerine tecavüz etmişti.

Dedelerini sırtlarından vurup öldürmüşlerdi.

Mallarını mülklerini sömürmüşlerdi,

Hırsızlığı, cinayeti öğrendikleri adamlara kötülükle ödeme yapmakta idiler. Bugün de geçmişin prangalarını atmış değiller hâlâ.

Kendilerine ırkçılık had safhada, renkleri yüzünden dışlanma, ayrımcılık,

Ülkelerini sömürenlerin açtıkları yaralara karşın kendilerini yama görmeleri,

İşsizliğin baş aktörü beyazlar değil, babalarıydı.

Eğitimsiz bırakılmışlıklarının dalga konusu olduğunu görmekteydiler.

Geçmişin nefret mirası, bariyerlerini artırmakta,

Nahel’i öldüren katil polis için bağış kampanyası bile yapılabilmekte, annesinin tek kuzusunu yok eden ödüllendirilip,1,6 milyon Euro toplanabilmekteydi.

Beyazlar gibi birinci sınıf olmamışlardı, yoksulluklarının sebebi için gelsin nefretin dikenleri.

Kendilerinden alınanın hesabını sormaya adanmış hayatlar, kendilerini yakacaktı.

Onlar da bu hastalıklı mirastan hiç memnun değildi lakin rüzgâr ekenler fırtına biçmişti.

Soykırım, sömürü, cinayet dedeleri ile bitmemişti.

Bugün de değişen bir şey yoktu.

Yine Afrika’yı karıştırmakta, darbelere, kardeş kavgasına sevk ettiği silahlarla destek vermekte.

Afrika’yı sömürmekten vazgeçmemekte, kimisinden vergi almakta, kimisinin yeraltı kaynaklarını yutmakta, yoksul halkların milyarlarca dolarlık hakkını keneler gibi sömürmekte.

Kültür emperyalizminden vazgeçmeyip, Afrika menekşelerini modası, dili, yaşam tarzı ile zehirlemekte,

“Siyah Deri, Beyaz Maskeler”de anlatmıştı F. Fanon, “büyükannesinin kulübesinden utanan kardeşlerini”, modernitenin köleliğini, siyahların beyazlara bağımlılığını, kendi özgün kültürünü yitirişini, acılı Mağribi yazgısını.

Afrika menekşelerine iyi niyetle, samimiyet, vicdan, dürüstlük ve dostlukla güven verilseydi, o görgüyü yaşatıp pembe mavi çiçek açacaklardı. 

Gezi olaylarında yangınımıza körükle giden Fransa ve yandaşlarının aklının ermediği bir durum var oysa.

Biz yaralarımızı sararız,

Asırlarca halkımızla kardeşçe yaşadığımızdan,

Merhamet pratiğimizden modern çağlarda da suvarılırız.