Sağlık Bakanlığından:

Karar Sayısı : 2013/558

1 – Açık bulunan 1 inci derece kadrolu ve +3600 ek göstergeli Bakanlık Müşavirliğine Dr. Ahmet ÖZDİNÇ’inatanması, 657 sayılı Kanunun 59, 71 ve 74 üncü maddeleri ile 2451 sayılı Kanunun 2 nci maddesi gereğince uygun görülmüştür.

2 – Bu Kararı Sağlık Bakanı yürütür. 14/8/2013

Abdullah GÜL – CUMHURBAŞKANI

Recep Tayyip ERDOĞAN – Başbakan

Mehmet MÜEZZİNOĞLU – Sağlık Bakanı

***

Diyeceksiniz ki, “bu ne ”

Bu, Resmi Gazete’de 14 Ağustos 2013 tarihinde yayınlanan bir 3’lü Kararname.

Bir atama Kararnamesi.

“Tamam da Resmi Gazete’de hemen her gün atama Kararnameleri yayınlanır. Bunun özelliği ne ”

Anlatayım;

Öğrenci evleri tartışması sırasında ilginç bir konu gündeme geldi: “Kürtaj son yıllarda, üniversiteli kız öğrenciler arasında oldukça fazla yaygınlaştı, yoğunlaştı…”

Bu iddiayı dile getiren, esasen bu konulara çok da yabancı bir isim değil.

Yukardaki Kararnamede adı geçen Dr. Ahmet Özdinç.

Peki, Ahmet Özdinç tam olarak ne söyledi  

Dr. Özdinç, Twitter hesabından, “Üniversite öğrencilerinin kürtaj başvurusundaki patlamasını görmezden mi geleceğiz ” diye yazdı..

Bu mesaj üzerine, Dr. Alp Sirman, Özdinç’e, “İddiasını hangi araştırmayla temellendirdiğini” sordu. Özdinç de bu soruya karşılık, “Üniversite bölgelerindeki jinekologlarla görüşmenizi öneririm.” cevabını verdi.

Bakanlık Müşaviri Özdinç, Doktor Sirman’ın, “sahada elde edilen bilgilerin neden raporlanmadığı” ve “kürtaj yaptıran üniversiteli kız öğrencilerin fişlenip fişlenmediği” şeklindeki sorularına ise cevap vermedi.

***

Bu diyalog basında geniş olarak yer alınca Sağlık Bakanlığı alarma geçti.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Ahmet Özdinç’in yazdığı mesajla ilgili inceleme başlatıldığını açıkladı.

Müezzinoğlu, “Bu açıklamayı arkadaşımız neye göre yaptı bilmem. Böyle bir veri varsa bakanlık açıklar. Ama kendisinin verisi nedir bilmiyorum. Kulaktan duyma bir hadiseyi de Sağlık Bakanlığı Danışmanı statüsü ile tweet atmasını kesinlikle yanlış buluyorum.  Müşavirin kişisel açıklama yapma hakkı var. Ama bir kurumsal yapının adını koyarak böyle bir şeyi yapması asla doğru olmaz.” dedi.

***

Bakan Müezzinoğlu, kendi imzasıyla atadığı ve yakından tanıdığını tahmin ettiğim Dr. Ahmet Özdinç’i bir çırpıda dışladı.

Halbuki şunu söyleyebilirdi: “Ahmet bey, bu göreve benim atadığım değerli bir doktor arkadaşımdır. Sosyal medya üzerinden paylaştıkları vahim bir husus. Bakanlık olarak bu konunun üzerinde hassasiyetle durmamız gerekir. Bir ülkede üniversiteli öğrenciler arasında kürtaj yaygınlaşmışsa bizim muhafazakar demokrat bir iktidar olarak oturup düşünmemiz lazım.  Ne gerekiyorsa yapmalıyız.”

Şu açıklaması da garibime gitti Bakan Müezzinoğlu’nun:

“İç hukuk anlamında yapabileceğimiz ne varsa yaparız. Benim görevden alma yetkim yok. Ancak disiplin soruşturması başlatabiliriz, biz de başlattık.”

- Sayın Bakan , Dr. Ahmet Özdinç, o makama sizin atadığınız bir bürokrat.   Göreve getirmeyi biliyorsunuz da,  -Kanaatimce görevden almayı gerektirecek bir hususun bulunmadığının altını çizerek- görevden almayı mı bilmiyorsunuz

***

Konuyla ilgili son not;

Zinayı serbest bırakan bu iktidar.

Böyle bir ortamda üniversiteli öğrenciler arasında kürtaj da yaygınlaşır, boşanmalar da rekor sayıya ulaşır, ahlaki erozyon da zirveye ulaşır, maneviyat ve asıl değerlerimiz dibe vurur…

Ondan sonra kalkıp üniversiteli öğrencilerin yurtlarını, kaldıkları evleri söz konusu yapıyorsunuz.

Bu tartışmada ne kadar haklı olursanız olun, bataklığı kurutmadan bir milim yol alamazsınız.

Bunları biliyor musunuz

* “Ramazan yaklaşıyor, kadınlar ve kızlar teravih namazı kılmak için camilere gelecek. Size emir veriyorum, kadınlara ayrılan bölümlerdeki kafesleri, perdeleri, tülleri kaldıracaksınız. Kaldırmayan din görevlilerinin canlarını yakarım…” dediği ileri sürülen İstanbul İl Müftü Yardımcısı Kadriye Avcı Erdemli’nin emekliye ayrıldığını,

* Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camilerin yanı sıra, ibadethane olarak kabul edilen kilise, sinagog, havranın da aydınlatma giderlerini karşıladığını, il ve ilçe müftülüklerinin her ay bu faturaları ödediğini, biliyor musunuz

Melih gökçek beni mi takip ediyor, ne

Hem de öyle-böyle değil, “sıkı” takip ediyor.

Bunu nereden mi çıkardım

Melih Gökçek, Vatan’dan Deniz Güçer’e bir mülakat verdi. Şunları söylüyor, Melih bey;

- Günlerdir Mustafa Sarıgül’ün CHP’ye dönüşü konuşuluyor. Siz nasıl bakıyorsunuz

Baronlar karar verdi, önce İstanbul adayı olacak, kaybedecek, arkasından da genel başkan olacak. Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’de direnenlerin gücü yetmez. Çünkü CHP’yi, CHP yönetimi idare etmez. CHP’yi baronlar idare eder.

- Baronlar dedikleriniz kimler

Kim olduklarını bilmeyen yok. Bu baronlar CHP’nin genel başkanlarını her zaman tayin ederler. Bir kaset ayağıyla Baykal’ı yediler. Kılıçdaroğlu’nda umduklarını bulamadılar. Aynı baronlar o dönemin içinde Sarıgül’e dediler ki, “Bak kardeşim bu AK Parti’yi yıkma projesidir. Önüne çıkma. Biz seni değerlendireceğiz, acele etme”.  Bu nedenle Hüsamettin Özkan’ın da baskısıyla Sarıgül çekildi ve YDH’yi lağvetti, Kılıçdaroğlu’nun, Sarıgül’ü reddetme şansı sıfırdı. Teslim olmak zorunda kaldı. Aynı baronlar Bodrum’da Baykal’ı sıkıştırdılar, “Karşı çıkma” dediler, susturdular…”

***

İlginçtir.

Ben de Milli Gazete’nin 21 Ağustos 2013 tarihli sayısında şunları yazdım;

“Mustafa Sarıgül CHP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olacak mı, olmayacak mı

Olsa da, kazanabilecek mi, kazanamayacak mı

Ben bu olayı çözdüm…

Sarıgül, Şişli’yi kaybetme pahasına CHP’den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmak için tüm kapıları zorlayacaktır.

Neden mi

Çünkü Mustafa Sarıgül’ün asıl amacı bu adaylık sürecini kullanarak CHP’ye üye olmaktır.

Zira Sarıgül’e destek verenler, “Baykal döneminde Genel Başkanlık fırsatını kaçırdın ama şimdi sıra sende. CHP’ye üye ol!…” mesajını veriyor.

Yoksa herkes de biliyor ki, İstanbul’da CHP’nin

Büyükşehir seçimini alması zaten çok zor…”

Şimdi siz söyleyin;

Melih Gökçek, Milli Gazete’yi sıkı takip ediyor mu, etmiyor mu

Gökçek takibe devam, biz de yazmaya…

NOT: Bugün 11 Kasım 2013 Pazartesi… İktidar ve TBMM’de grubu bulunan partiler, 2012 yılında yeni ve sivil anayasa vaadini yerine getiremedi. Sınıfta kaldı. Umutlar bu yıla sarktı. Cemil Çiçek, liderlerle görüşerek yeni bir süreç başlattı. Son hazırlanan Demokratikleşme Paketi sanki yeni ve sivil Anayasa çalışmalarını sekteye uğrattı, yavaşlattı. Du bakali n’olacak Her şeye rağmen yine de takipteyiz…