Tüm âlemlerde/evrende göklerde, yerde, her şeyde, her an tasarrufta bulunan Allah’tır.

Egemenlik/hükümranlık/hâkimiyet/güç/kuvvet ancak ve yalnız O’na aittir. Ortağı, benzeri, dengi, zıddı, rakibi, yardımcısı, danışmanı yoktur. O hiçbir şeye, kimseye, muhtaç değildir.

Her şeyi, tüm âlemleri, yoktan var eden, yaratan O’dur.

O vardı, hiçbir şey yoktu. O her şeyi yarattı.

O’nu ancak Kur’an ve sünnetle, akılla tanıyabilir, bilebiliriz. Bu da sınırlıdır. Sıfatları, isimleri, fiilleri, eserleri, hükümleriyle bilebiliriz. Bildirdiği kadar bilebiliriz.

O yaratmadan, dilemeden, bilmeden, habersiz hiçbir şey olamaz…

Çekirdek, tohum, dişinin gebe kalması, yaprağın kıpırdaması…

O izin vermeden, yardım/kuvvet vermeden ne bir söz, ne bir iş, ne de itaat ve isyan/inkâr, sevap/günah, adalet/zulüm hiçbir şey vuku bulamaz.

İtaat de isyan da O’nun yaratması, izin ve iradesiyle olur. İtaat O’nun rızası, yardımı, iradesi ile olsa da isyan Onun izni ve iradesi ile olabilir. Rızası ve emriyle değil. Şayet isyana inkâra izni olmasaydı kimse isyan/inkâr edemezdi. Yine emri, iradesi, izni ve yardımı olmasaydı kimse itaat/kulluk edemezdi. Sınav hikmeti gereği hem itaate hem de isyana elverişli olarak yaratılmışız. İman veya inkâr ederiz itaat veya isyan edebiliriz. Bu tercih/özgürlüğümüz ve gücümüz var. Üstlendiğimiz emanet ise bu kulluk sorumluluğumuz. O her an her şeyi hakkıyla bilmekte, görüp gözetlemekte ve her şeyden haberdar olmaktadır. Tüm sesleri de hakkıyla işitir.

O’na kimse onun izni olmadan isyan edemez.

İblis, şeytanlar, tağutlar, nefsi emareler… Firavunlar, nemrutlar… O’ndan izinsiz nefes bile alamazlar.

Bizi yoktan yaratan (topraktan, çamurdan, spermden, kandan), bizi büyüten, besleyen ve eğitenin bizim üzerimizde söz söyleme (emir ve yasak koyma ) hak ve yetkisi olamaz mı? Bu hükümler/emir ve yasaklar da bizim yararımız ve mutluluğumuz içindir. Bizim O’na kulluğumuza bizim ihtiyacımız var. O’nun ise hiçbir şeye, bizim itaatimize de ihtiyacı yoktur. O gereksiz, anlamsız, yararsız hiçbir şeyi emretmez. Yasakları da öyle. Bizim zararlardan korunmamız için zararlı olanlar bildirmiş ve yasaklamıştır. Bizdeki tüm yetenekler, kuvvetler O’nun bize ikramı, emaneti, nimetlerindendir. Bu emanetleri emri ve rızası çerçevesinde kullanıp yasaklarına uymak sorumluluğumuz/görevimiz/sözümüz var (bezm-i elest’te) ve emanetler alınacak emanetlerden/nimetlerden ahirette sorgulanacağız.

Allah-u Teala azizdir, adili mutlaktır, zulmetmez, her şeyi hakkıyla bilir, her şeye kadir ve muktedirdir. Hükümlerinde de, işlerinde de adalet, doğruluk, hikmetler vardır.

Hangi dünya hükümdarı kendisine isyana izin verir? Rabbimiz, “Ben en üstün Rabbinizim” diyen Firavun’a, Nemrut’a, ilahlık taslayan İblis’e, kötülükleri emreden nefs-i emareye, isyana izin vermedi mi? (Dünyadaki zalimlere de zulme de izin veren O’dur. Siyonizm’e, tüm izm’lere, sapkınlıklara… Trump’a da izin ve kuvvet veren O’dur. O zalimlere mehil verir sonunda yakalar.)

İlim, hikmet, merhamet, adalet ve güç Melik’e yakışan sıfatlardandır.

Egemenlik/söz kavgası çok ihtilafların, sistemlerin, partilerin, fırkaların, savaşlarının nedenlerindendir. Evdeki eşler arasında da, ülkelerde de, dünyada da egemenlik kavgası, iddiası var sürüp giden.

Teokrasi, demokrasi, laiklik, siyaset, hilafet, riyaset kavram ve görüşlerin arkasında yatan egemenlik iddiası ve kavgalarıdır.

Müminden en son çıkan kötü huy riyaset sevgisiymiş.

Teokraside egemenlik hak ve yetkisi Allah’a tanınırken, demokrasilerde, laiklikte ise Allah-u Teala’nın kulları üzerine hüküm koyma yetkisine itiraz edilir. Böylece O’nun rububiyet yetkisi inkâr edilir. “O bizim işimize karışmasın” denir.

İnsanın yeryüzüne “eşref-i mahlûkat”, “ahsen-i takvim” olarak yaratılıp, “halife” göreviyle/sıfatıyla indirilmesi, Allah-u Teala adına, O’nun hükümleriyle yeryüzünde hükmederek adaleti sağlamak, zulmü ortadan kaldırmak, böylece insanın hem dünyada hem ahirette mutluluğunun sağlanması amaçlanır.

İslam’ın temeli/özü olan tevhit kelimesi içinde Allah-u Teala’dan başka veya O’nunla birlikte hiçbir şeye, kimseye itaat/kulluk edilmeyeceği, İblis’e, şeytanlara, tağutlara, nefsi emmareye, nefsin hevasına itaat edilmeyeceği inanç ve kabulü, sanal ilahların reddi söz konusu olmaktadır.

Aynı zamanda tevhit kalıbı içinde Allah-u Teala’nın zatı, sıfatları, isimleri, fiilleri ve hükümlerinde tek, benzersiz, ortaksız, denksiz, yardımcısız oluşu gibi özellikler vardır. O tüm kemal (yüce sıfatlarla) muttasıf, noksan/eksik sıfatlardan münezzehtir. Yücedir. Anlamları da vardır. Bu konuyla ilgili olarak (lama bu de illallah, la hükme illallah, la melike illallah, la Rabbe illallah, la Kuvvete illa billâh) anlamlarını tefekkür ediyoruz.

İnsan nefsinde “ben” hastalığı/özelliği vardır. Nefsin ilah edinilme tehlikesi büyüktür.

Allah-u Teala’nın egemenlik, ma’budiyet, rububiyet, ulûhiyet sıfatlarını inkâr/ihlal anlamını taşıdığı için şirk, en büyük günah ve zulüm olarak tanımlanır. (Lokman, 13).

Günümüzde en çok şirke düştüğümüz alanlardan birisi rububiyettir. Allah-u Teala dışındaki yaratıkların Allah-u Teala’nın emir ve yasakları/hükümleri karşısında O’na muhalefetle, itirazla, O’nu beğenmemekle, aykırı hükümler koymakla, haramları helal helalleri de haram saymak rububiyette Allah’a şirk koşmaktır.

Yemeye, içmeye, uyumaya, dinlenmeye muhtaç, şaşırabilen, yanılabilen, unutabilen, hastalığa, yaşlanmaya, ölmeye mecbur (mahkûm) olan insanda egemenlik hak ve yetkisi nasıl düşünülebilir?

İnsan kulluk sınırları içinde kalarak haddini bildiği, haddini aşmadığı zaman değer kazanır. Uluhiyyet, rububiyet, mabudiyet sınırlarını ihlal ettiğinde ise şirke gömülür alçalır.

Riyaset/başkanlık sorunu öyle bir sorundur ki, aynı çatı altındakiler arasında, aynı kabile/ırk mensupları arasında, aynı din ve mezhep fırka ve meşrep mensupları arasında, farklı kimlikler arasında da cereyan eder. Hatta bu sorun/çatışma kendi içimizde/kalbimizde bile cereyan eder. Adalet mi egemen olsun zulüm mü diye bu mücadele sürüp gider.

Kalpte akılla nefis ve şeytan arasında kavga sürer. Kalbe egemen olan beden ülkesine de egemen olur. Ahdine vefa göstererek, “Ancak sen bizim Rabbimizsin, lebbeyk, işittik, itaat ettik” diyenlere katılmamız duasıyla…