Cumhuriyet kurulalı 90 yıl olmasına rağmen bir türlü
kargaşa ve terör bitmiyor! Yıllardır uygulanan dayatmacı laiklik bu ülkeye
hayır getirmediği gibi halkımıza da mutluluk getirmemiştir. İktidarda kim
olursa olsun kurulan sisteme biat edecektir, biat etmediğinde her türlü eylemle
karşı karşıya gelecektir. Halkın refahının artması ve bürokrasideki işlemlerin
sona ermesi, bilgiye en hızlı bir şekilde ulaşılması ağababalarının alanlarının
daralmasına neden olmuştur. Türkiye nin çeşitli şehirlerinde insanlar sokakları
doldursa da asıl mücadele parayı elinde tutan baronlar ile ekonomik
egemenliğini ilan etmeye çalışan Türkiye arasındaydı. Gezi parkı eylemlerini
bir de bu yönden ele almakta fayda vardır. Fakat Türkiye bu oyunu göremedi ve
de okuyamadı. Ankara da birkaç gün bu olayı okuyamadı. Bu bağlamda, yapılan
bütün eylemler tutucudur, gericidir ve değişime karşıdır. Mısır daki devrimin
de temelinde değişime ayak direme vardır. Nasıl Mısır da tahrir meydanına halk
toplandı ve bu kalabalığı bahane eden Ordu darbe yaptı, Türkiye nin gittiği
İstikamet değiştirilinceye kadar da sokaklar boşalmayacak! Ve ordunun darbe
yapılması sağlanacaktı. Bu karar boğazda baronlar tarafından alınmıştı.
İçerdeki ağababaları, paranın gerçek sahiplerinin dediğini yapmak
zorundadırlar. Gezi parkındaki eylemler
de kazanımlarının kaybolmaması için yapılmıştır. 90 yıldır bu ülkede vatandaşa
hizmetten çok ağababalarına hizmet edilmiştir. Bu ülkenin inanan kesimine de
zenci muamelesi yapılmıştır. Ne zaman zenciler iktidara geldiler, 28 Şubat
darbesiyle karşılaştılar. O zaman Fadime Şahin vardı, bugün ise CHP li imamın
karısı. Değişen hiçbir şey yoktur. Yapılan eylemler kendi kurdukları sömürü
düzeninin sona ermesinin önlenmesinden başka bir şey değildir. Hatta barış sürecinden
dolayı Türklerin rahatsız olduğunu, Hükümetçe oluşturulan ve Akil İnsanlar
Heyeti nde yer alan isimlerden Prof.Dr. Deniz Ülke Arıboğan nın, Akşam
gazetesindeki köşesinde Kürt
meselesinin çözümü çerçevesinde sağlamlaştırmaya çalıştırılan fay hatlarının,
bir başka hatta enerji birikimine yol açmaya başladığını, görebildiğim
kadarıyla tarihte ilk defa Türk kimliği kendisini kaybeden olarak
konumlandırıyor ve savunma haline geçmiş durumda. Savunma haline gelen
kimliklerin, üstelik de çoğunlukta iseler saldırgan hale gelmelerinin son
derece kolay olduğunu biliyoruz ifadelerini kullanmıştı. Gezi Parkı eylemleri
işte bu rahatsız olan kesimin gözdağı eylemiydi bir bakıma. Gezi Parkı ndaki
eylemcilerin aş ve iş söylemi yoktu. Sadece şimdiye kadar sahip oldukları
üstünlüklerini kaybetmenin eyleminden başka bir şey değildi.
Yıllarca bu jakoben kesim Üstünlerin Hukuku nun devam
etmesi için bizi düşük yoğunluklu demokrasiyle idare ettiler. Bugün dayatmacı
laikliğin yerini alması gereken çoğunlukçu laiklik, anayasanın bir türlü
değiştirilemediğinden sıkıntılı şekilde işlememektedir. Vahşi kapitalizmin
bütün kurallarının işlediği, ağababalarının meydana getirdiği oligopol (takım
tekeli) piyasayla sömürü düzeni tam gaz devam etmektedir. Nereye baksanız
ağalık sistemi devam etmektedir. Sadece güneydoğuda yok ağalık sistemi, batıda
da başka bir şekilde devam etmektedir. Yıllarca başkanlık yapan oda başkanları,
sendika başkanları, bir türlü emekli olmak istemeyen bürokratlar mı dersin,
kamu araçlarıyla saltanat süren mi dersin. Bölüm başı 50 bin lira alan sanatçı
ağalar gezide eylem yaparken, toplumun huzurunu sağlayacak olan polis
kardeşlerim her gün barbunya fasulyeye talim ediyordu. Sözde sanatçılar,
Bodrum da, Antalya da tatilde iken, polis kardeşim yine huzuru sağlamak için
sokaklarda görev yapmaktadır.
Laikliği kullanarak kurmuş oldukları düzenin yıkılmaması
için sermaye grupları ile marjinal grupların birlikte hareket ettiklerini Gezi
olaylarında gördük ve yaşadık. Yine hükümetin torba yasayla TMMOB un yetki ve
gelirlerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı na devrini ön gören tasarıyı mimar ve
mühendisler ayağa kaldırdı. Çünkü ağababalarının muslukları kesilecek diye. Bu
eyleme her zaman ki gibi CHP Gürsel Tekin ve Sezgin Tanrıkulu yla destek
vermektedir. Hiçbir zaman halkın yanında olmadı, görünen odur ki olmayı da
düşünmemektedir. Bir esnaf odalarının saltanatından söz etmek mümkündür. Üye
olma mecburiyeti vardır ama üyeleri için bir çalışma yapmadıklarını görürsünüz.
Buna rağmen yine de aidat ödemek zorundasınız(!) yoksa icra yoluyla tahsil
edeceklerini size bir mektupla bildirirler. Yasa gereği oda başkanları esnaf
olmak zorunluluğu vardır. Ama çoğu esnaf olma özelliklerini kaybetmişlerdir.
Yıllardır aynı oda başkanlığını yapanlara rastlayabilirsiniz. Meslek haline
getirmişlerdir. Emekli olan oğlunu bile eleman olarak çalıştıran oda başkanları
vardır. Bazılarının yaşları 75 olmasına rağmen sanki adeta koltuğa yapışmış
gibi yaşamaktadırlar. Hükümet bunlarla alakalı bir düzenleme yapmak
mecburiyetindedir. Biri bu sömürü çarkına dur demelidir.