DUYGUSAL yoksunluk bir şeyden mahrum kalmakla ilgili bir
durum değildir. Aksine iç dünyanızda yaşadığınız bir yoksullaşmadır.
Mahrumiyetinizi hiç kimsenin gideremeyeceğine dair keskin bir inanç
taşımaktasınızdır. Aslında her şey sevgi, ilgi anlaşılma ve önemsenme
ihtiyacınızın bir sonucudur. Fakat bu konuda büyük bir umutsuzluğa kapılıp
çaresiz kalırsınız.Kendinizi dört yanı kapalı bir mahzende hissedersiniz.
Burada içine düştüğünüz durumu anlayacak, koruyup kollayacak kimsenin
olmadığını düşünür ve bu mahzende kalmaya rıza gösterirsiniz.Yoksunluğu yoğun
yaşadığınız anlarda beklentileriniz artar. Fakat bu talebinizi gizli tutar ve
içinizde büyük savaşlar yaşarken dışarıda hep güçlü görünmeye çalışırsınız. Bir
küçük sevgi için kendinizden vazgeçer sürekli başkalarına odaklanırsınız.
Duygularınız an be an değişir. Kimi zaman da aşırı talebkâr olur ve taleplerin
karşılanmadığı anlarda öfke duyarsınız. Umutlarınız boşa çıkar, karşı tarafı
suçlar, mutsuzluğunuzun yegane sebebini bu kişi olarak görürsünüz. Kimse benim
halimi anlamıyor, ilgi göstermiyor, destek vermiyor herkes kendi dünyasına
çekiliyor der ve yas tutmaya devam edersiniz. İstenilen şeyleri hakkınız olarak
gördüğünüzden karşı tarafı suçlamaktan bir lahza dahi geri kalmazsınız.
Duygusal yoksunluğun temelinde sevgi ve ilgi açlığı vardır. Çocukluk döneminde
açılan bu yara gittikçe kanar ve ileriki yıllarda kronik bir ağrı olarak devam
eder. Yani bu tür yoksunlukların temelinde annenin de büyük payı vardır.
Anneler çocukları ile aralarına mesafe koyup onları sevgilerinden mahrum
bıraktıklarında kolay kolay kapanmayacak bir boşluk oluşur. Duygusal
yoksunluğun bir başka nedeni ise nesilden nesile geçen aktarımdır. Anneler
çocukluk döneminden itibaren yaşadıkları sıkıntıları abartarak çocuklarına
anlatmaya devam ederler. Bu durum çocukta bir nevi memnuniyetsizliğe ve
yoksunluk duygusuna neden olur. Bu çocuklar yaşamlarında belki de bir çok
kişinin sahip olamayacağı şeylere sahiptirler. Fakat iç dünyalarında sürekli
kaybetme, sevgisiz, ilgisiz, aç, yalnız kalma endişeleri vardır. O yüzden
kendilerini dünyanın en mahrum insanları olarak tanımlar ve hep
yakınırlar.Sevgi açlığı ve yoksunluğun temeli çocukluğa uzanıyor. Peki, bu
durumda ne yapılabilir Kişi sevgisiz büyüdüm deyip kendisiyle yüzleşmekten
kaçınmalı mıdır Yoksa sorunun kaynağına inip korkularının üstüne mi
gitmelidir Şunu unutmayalım, geçmiş yaşantımızda çeşitli mahrumiyetlerimiz
olabilir, sevgisiz ve desteksiz kalıp düşmüş olabiliriz. Ancak eğer istersek
kendi imkanlarımızla kalkacak imkana sahip olabiliriz. Bunun için yoksunluğun
nedenlerini dışımızda değil içimizde aramalı ve çözüme buradan başlamalıyız.
Yaşanan sorun ne olursa olsun merhem kişinin kendisidir. Hepimiz her insan
kadar yoksun her insan kadar da şanslıyız. Yeter ki, sorunlarımızı doğru okumayı
bilelim ve Yüce Yaratıcının verdiği her derde bir de derman verdiğini
unutmayalım.