24 Haziran’da gerçekleşen seçimlerin propaganda süreci için çok şey söylenebilir. Yok saymalar, iftiralar, yalanlar, hakaretler seçimlerin sanki olmazsa olmazı durumundaydı. Medyadaki adaletsizliğin, tarafgir ve yanlı tutumun seçimlerin sonucunu nasıl etkilediğini gördük. Kamu kurumlarının rahatlıkla siyasi olarak davranması, cemaat, tarikat ve yardım kuruluşlarının açık açık tarafını belli etmesi, bunu kamuoyuna deklare etmesi ve siyasallaşması bu seçim döneminde daha yoğun olarak yaşanmıştır. İmkânların hoyratça kullanılması, karşılıklı tarafların proje değil laf yarışına girmesi hepsi bu seçim sürecinin göze çarpan ayrıntılarıdır.
Bu seçimlerin sonucuna doğrudan etki eden en temel unsur, duyguların harlanmasıdır. Seçim sonuçlarını yönlendiren iki önemli duygu olmuştur; korku ve umut.
Malum medyaya baktığımız zaman, seçim sürecinde yakın ve uzak geçmişe dair korku unsurlarını sürekli gündemde tutmayı başardı. Uzak geçmiş olarak tek parti döneminde yapılan talihsiz uygulamalar sürekli hatırlatıldı. Özellikle Menderes’in darbeden sonra idamıyla sonuçlanan süreç bu seçim döneminde de gündemde kalmayı başardı.
Darbe ve ara dönemlerde yaşanan olumsuzluklar bir partinin alternatifi gibi sunularak bir propaganda dili oluşturuldu. Özellikle bir bloka karşı yapılan eleştiriler bu dönemlerin savunucusu gibi gösterilerek halkın mevcudun değişmesi karşısında endişe duyması sağlandı. Bu endişeleri haksız çıkaracak dil ve üslup çalışmaları ise geçmişin izleri karşısında bir varlık gösteremedi. Bu korku ekonomik gidişatın olumsuz tablosunda da halkın değiştirme riskini göze alamamasına neden oldu. Çünkü toplumun büyük kesimi bu ekonomik modelin kıskacında kalarak farklı bir tercih yapma şansları ellerinden alınmıştır. Ekonomik tablonun mevcut iktidara mal edilmemesinin en temel gerekçelerinden birisi de halka pompalanan umuttur.
Baktığımız zaman 2023-2053-2071 gibi yakın ve uzak geleceğe dair hedefler, her seçimde farklı şekilde öne çıkan yerli uçak, yerli araba ve yerli silahlar gibi projeler halkın gönlünden geçenlere tercüman oldu. Lider ve öncü ülke olma arzusu bu yakın ve uzak geleceğe yönelik umutlarla harlandı. Gerçekleşip gerçekleşmemesi halkın zihnini o kadar çok meşgul etmediğini biliyoruz. Sadece bu umudun varlığı bile seçimlerde mevcudun korunmasına yetti. Bu korku ve umut arasında tercih yapmak zorunda kalan halk önceki geçmişin defi, sonraki geçmişin muhafazası yönünde bir irade ortaya koymuştur.
Bu seçimlerde öne çıkan vurgulardan birisi de ilkeler üzerinden geliştirilen söylemdir. Özellikle Millet İttifakı ve daha özelinde ise Saadet Partisi’nin dillendirdiği adalet, ahlak ve hürriyet gibi ilkeler, seçim sonuçlarına göre halkta tam anlamıyla bir karşılık bulmadığı görülüyor. Bunun sebebi ya halkın öncelikleri ya da bu ilkelerin halka tam olarak anlatılamamasıdır. Her iki durumda gerçeği yansıtmaktadır. Çünkü halkın ekseriyetinde adaletten çok devletin bekası, hürriyetten çok vatanın bütünlüğü, ahlaktan çok kazanımların korunması gibi öncelikler yer almaktadır. Hamasi duygular üzerinden yürütülen dil, bu kavramları halkın gözünde birbirinin karşıtı konumuna yerleştirmiştir.
Seçimin kazananları ve kaybedenleri neyi kazandıklarını ve neyi kaybettiklerini iyi düşünmelidir. Temel ilkelere vurgu yapanlar, her ne olursa olsun bu temel ilkeleri gündemde tutmaya devam etmelidir. Ama şunu da unutmamaları gerekir ki, halka mevcudu değiştirmek için güven veren projelere, programlara ve siyaset diline de ihtiyaç vardır. Seçimi kazananlar marifeti kendi başarılarında değil, duygulara nüfuz edebilmelerinde bulmalıdırlar. Yoksa yanlışlarını göremedikleri gibi haklı uyarıları da hainlikle suçlamaya devam edeceklerdir. Bu coğrafyadaki farklı fikirlerin iyiliğe dair arayış içerisinde olduğuna inanmalıyız. Birbirimize inanırsak ancak birbirimizi anlayabiliriz.