Zaman zam Ekonominin belirgin şekilde yavaşlamasıyla (hatta

kuşkulu altın ihracatı gibi kalemlerin büyümeye olan katkısını düştüğünüzde

belki de “neredeyse” büyümemesiyle) birlikte, genelde hükümetin izlediği

ekonomik politikalara, özelde ise Merkez Bankası’nın izlediği faiz politikasına

yönelik eleştiriler yükselmeye başladı.

Cari açığı düşürmeyi amaçlayan hükümet, bunu talebi ve

dolayısıyla da ithalatı baskılayarak kısa vadede başarırı gibi oldu. Elbette

ki, bunun sürdürülebilir olması önemli olan ve cari açıktaki bu düşüşün sürekli

olacağına dair pek bir sinyal de yok gibi gözüküyor. Öte yandan, fiyat

istikrarı yani enflasyonun yükselmemesi adına ekonomiyi soğutmak isteyen (buna

“yumuşak iniş” diyenlere en sert yanıt yine hükümet içinden geliyor. Görüntüye

göre de resmen bir “sert düşüş”) Merkez Bankası’nın ısrarla faizleri çok da

fazla aşağıya çekmemesi, en çok hükümet içinden tepki çekiyor.

Hükümet içinde bile ayyuka çıkan bu “ekonomide gaz-fren”

tartışmasının görünürdeki tarafları Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile Ekonomi

Bakanı Zafer Çağlayan olarak görünüyor. Zaman zaman Maliye Bakanı Mehmet Şimşek

de bu “gaz-fren” tartışmasına dahil oluyor. Ancak asıl “demeç savaşları”

Babacan ile Çağlayan arasında sürüp gidiyor. Bu demeç savaşlarının en yoğun

görüldüğü cephe olarak da Merkez Bankası göze çarpıyor.

Hükümet, 2009’daki daralmanın ardından yakalanan yüksek

hızlı büyüme rakamlarını devam ettirerek ekonomideki defoları gözlerden ırak

tutmak ve önümüzdeki sene yapılacak olan seçimlere yüksek büyüme rakamlarıyla

girmek amacında. Avrupa ekonomik darboğaz içersindeyken Türkiye’nin ne kadar da

hızlı büyüdüğü propagandasını oya tahvil etmek, durgunluğa doğru giden bir

ekonomiyle oy istemekten daha kolay olur düşüncesi hakim.

Türkiye özelinde Hükümet ile Merkez Bankası’nın ve genelde

hükümetler ile merkez bankalarının aralarındaki ciddi bir kırılma olan “önce

fiyat istikrarı mı, yoksa fiyat istikrarı + büyüme mi ” sorunu bize de sirayet

etmiş gibi görünüyor. Ne de olsa, baskılanmış bir iç talep ve durgunluğa doğru

giden bir ekonomi hiçbir siyasi iktidarın arzuladığı bir şey değil.

Bu “gaz-fren” tartışmalarına zaman zaman basından

müdahaleler veya “lojistik destekler” de oluyor. Geçen hafta bir gazetede çıkan

bir haber bu nitelikteydi. Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın The Banker

dergisi tarafından “Avrupa’da ve Dünyada En İyi Merkez Bankası Başkanı”

seçilmesini farklı bir açıdan ele alan haber, “faiz lobisinin yayın

organlarının yılın merkez bankası seçtiği Erdem Başçı” şeklinde başlıyordu.

Açıkçası, Türkiye’ye ekonomik manada övgüler düzen bu uluslararası yayın

organlarının veya kuruluşların samimiyetleri sonuna kadar tartışmaya açık bir

husustur. Ancak, burada ilgi çekici olan şey, siyasi iktidarın en yakınındaki

gazetelerden birisinin bu “ödülü” eleştirel şekilde ele almasıdır. Herhalde,

birtakım iç meseleler ve deminden bahsettiğimiz seçimlerden önce büyümenin

hızlandırılması konusundaki görüş ayrılıkları yatıyor arka planda.

Gazete, “faiz lobisinin yayın organlarının yılın merkez

bankası seçtiği Erdem Başçı, Türkiye’yi sıcak para cenneti yaptı” diyor ve 11

ayda Türkiye’ye gelen sıcak paranın geçen seneye göre yüzde 107 artarak 32.9

milyar dolar olduğunu belirtiyor. Halbuki, sıcak para bu hükümetin sevmediği

bir şey de değil. Tersine, Sayın Başbakan, “sermayenin rengi ve dini olmaz”

diyerek yabancı sermayeye karşı ne kadar da sevecen olduklarını ifşa etmişti

yıllar önce. Bu gazetenin, başka bir zaman olsa “Türkiye’ye para aktı” diye

vereceği bu haberi, “sıcak para cenneti” olarak ele alması son derece ilginç bu

açıdan. Haberin manşetinde kullanılan “Büyük Başarı: 33 milyar $” ifadesi de

aleni bir mesaj veriyor.

Haberin bir ilginç yanı da, “OVP’de miyop kazası” ara

başlığıyla verilen ve ekonomi yönetiminin açıkladığı OVP hedeflerinde

yanıldığını belirten kısım. Hem enflasyon, hem de cari açık tahminlerindeki

sapmaların Hazine’nin ve vatandaşların daha fazla faiz ödemesine neden olduğu

belirtiliyor. İlginçlik şurada; hükümete hiçbir konuda toz kondurmayan ve çok

yakınındaki bir gazete, hükümetin en çok övündüğü konuların başında gelen

ekonomi yönetimiyle ilgili bu kadar sert bir haberi niye yapar Yoksa, ekonomi

yönetimi Sayın Başbakan’ın kontrolünün dışına mı çıkmış durumda

Bu arada, “faiz lobisine” savaş açmış gibi gözüken ve Merkez

Bankası’na yüklenen bu gazete, neden yıllık 50 milyar lirayı aşkın faiz

ödemelerini yapan (ve bankaları resmen ihya eden) hükümeti de tefe koymuyor

Muhtemelen ekonomi yönetimi konusunda bir güç savaşı ve neticesinde de iç

hesaplaşmaya doğru gidiyor bu iş.